Kriz, ‘sistem’ sorunu mu, yoksa ‘kişi’ mi?
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Görüş birliği: Derin bunalım.

Görüş ayrılığı: Bunalımın nedeni.

Türkiye, ‘ülke, toplum ve devlet’ olarak tarihinin en derin bunalımından geçiyor. Kimse kriz yok demiyor; bunda uzlaşma var.

Ayrışma, bunun nedeni üzerinde.

Derin bunalım, nereden kaynaklanıyor? İki zıt görüş:

1) Sn. Cumhurbaşkanı ve AK Parti için neden, Anayasa; daha doğrusu, 1982 Anayasası’nın yürütme için öngördüğü çift kanatlı yapı. Bu nedenle, daha çok, bir ‘sistem krizi’ var.

2) Bunun tam karşısında yer alan görüşe göre, 1982 Anayasası, önceki beş ayrı CB döneminde uygulandı; seçim tarzı dışında çift başlılıkta herhangi bir değişiklik olmadı. Sorunun kaynağı, 12. CB’nin Anayasa dışı söylem, eylem ve işlemleri. Bu nedenle, sistem değil, ‘kişi kaynaklı’ bir kriz var.

Hangisi doğru?

Başkanlık hedefinin çöküşü

Bu soru, hedefin ne olduğu ile birlikte yanıtlanabilir:

Hedef ne? Türkiye için daha demokratik bir siyasal rejim kurmak veya Cumhurbaşkanı beklenti ve hedefleri doğrultusunda bir düzenleme yapmak.

Bu soru ise, şu ayrışmaya işaret ediyor:

-Türkiye’nin rejim değişikliğine ihtiyacı var; bu nedenle, eğer parlamenter rejim yerine başkanlık rejimi kurulursa, anayasal düzen ve siyasal sistem istikrarlı olacak, karar mekanizmaları daha hızlı işleyecek…

-Arayış kişi için; çünkü Cumhurbaşkanı bunu istiyor ve bu nedenle, politika ve uygulamalarını parlamenter rejimin itibarsızlaştırması üzerine inşa ediyor.

Türkiye için mi, yoksa?

Buna yanıtı, Davutoğlu sonrası AK Partisi veriyor: ‘partili Cumhurbaşkanı’.

Bunun anlamı şu: rejim değişikliği yapmaksızın, Cumhurbaşkanı’nı politikaya sokmak. Muhatap da belli: Anayasa değişikliği kişi için yapılacak.

Bu güncel ve somutlaştırılmaya çalışılan hedef, kendi başına, “parlamenter rejim çökmüştür” görüşünü ‘çökertmiş’ bulunuyor; haliyle, “başkanlık rejimi kurtarıcı” söyleminin de ne denli temelsiz olduğunu tekrar göstermiş bulunuyor.

Şu halde neyin kanıtı bu? Bütün anayasal kuruluşlar üzerinde tek kişinin hâkim olabileceği bir ‘anayasal operasyon’ arayışının.

Her şey bunu doğruluyor. Şimdilik sadece üç soru: Eğer 12. CB, başbakan olarak kalsaydı;

1) Külliye, Başbakanlık konutu olmayacak mıydı?

2) 2015 seçimlerinde halktan ‘başkanlık rejimi’ için 400 milletvekili isteyecek miydi?

3) Şimdi, partili CB isteyecek miydi?

Bir yılda üç hükümet

Ak Parti kurmay ve propagandacıları, ‘istikrar’ sözcüğünü pek sever. Ne var ki, Haziran 2015-Haziran 2016 arasına ‘üç hükümet’in sığdırılması, parlamenter rejimle ilişkili değil. Tam tersine, Anayasa-dışı arayışın ürünü: koalisyon hükümetini engellemek ve tek parti çoğunluğu hükümetini tasfiye etmek.

Bunların sonuçları, üç sözcükte özetlenebilir: İktisat, istikrar ve terör.

-İktisat: 4 Mayıs akşamı enflasyonu ve fiyat artışının daha da ivme kazanması.

-İstikrar: Hükümet ve siyasal istikrasızlık ötesinde anayasal düzenin yok edilmesi.

-Terör: Terör saldırılarının hız kesmemesi, ölümlerin kanıksanması; adeta, ‘şehit cenazeleri’ ile ‘nikâh şahidi’ toplu törenlerinin yarıştırılması.

Tam anayasasızlık denemesi

4 Mayıs sonrası; sahnede ‘tek kişi’ var. Kilis’e yönelik roket atışları en az bir aydır can almaya devam ettiği halde, Köşk’e celbedilen valiye etkili önlem mesajı, sadece bir örnek. Yaklaşık bir aylık ‘tek kişilik oyun’, ‘düşük profilli’ başbakan döneminde de sürecek. Muhtemelen ona görev tevdi edilirken, ‘tek kişi oyuna uyum’ vurgusu yapılacak…

Bu süreçte, ülke tek kişi ile daha etkili yönetiliyor mesajıyla sürekli algı operasyonu yapılacak.

Tam anayasasızlık denemesi ardından, “haydi şimdi bu fiili duruma uygun anayasal düzenleme” yapalım denecek.

Bu durum karşısında meşru soru şu: Yürürlükteki Anayasa’yı sürekli ihlal eden bir irade, yeni anayasal düzene neden uysun?

Ve yeniden soralım: Derin bunalımın nedeni gerçekten ‘sistem’ mi, yoksa ‘kişi’ mi? Yanıtı pek yalın; yeter ki biraz dürüst oluna!