Kriz ve Avrupa Solu
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ

Salı günü Parlamento’da İtalyan Demokrat Parti’sinin ekonomi sözcüsü Stefano Fassina, İşçi Partisi’nden gölge Avrupa Bakanı Emma Reynolds ile birlikte Avrupa’da krizin sol için anlamı üzerine konuştu. İtalya hep ilginç gelmiştir bana: merkez sol partilerin en sık bir araya geldiği ve yine en sık bölünerek çoğaldığı ve buna rağmen ara sıra iktidar olduğu bir memleket. Neyse, konumuza dönelim Fassina ‘dostça ve samimi’ bir konuşma yapacağını söyleyerek girdi söze. Gerçi ‘dost ve samimi’ noktaya ancak toplantıdan sonra Thames nehrinde tekne-barda geçebildik.

İşçi Partisi’nin gölge Avrupa Bakanı ve eski lobici Reynolds ile İtalyan merkez solunun görece daha solda duran sözcüsü Fassina’yı karşılaştırmak zor. Özellikle de Cuma günü parti lideri Ed Miliband’ın göç konusunda geçmişte çok hata yaptık yollu yabancı düşmanlığına çanak tutar konuşmasından sonra. Reynolds neredeyse açıkça Avrupa karşıtı ancak daha da acıklısı sol karşıtı. Kadıncağız herhalde sarhoşken partiye kaydolmuş sonra da biri yürü ya kulum demiş.

Avrupa’da kriz denince haliyle konu Yunanistan seçimlerinden açıldı. Reynolds Syriza’nın beklendiği kadar sandalye kazanamamış olmasına sevindim manasında bir ifade kullanınca, memnuniyetinin nedenini sordum. Sonuçta Syriza’da üç aşağı beş yukarı merkezin solunda bir koalisyon. Ama sanırım Reynolds gibileri için biraz fazla gerçek sol. İngilizlerin bilindik atasözü ile yanıt verdi: “Bilmediğim melek yerine bildiğim şeytanla yatağa girmeyi tercih ederim”. Yeni Demokrasi Partisi’nin kazanmasına sevinmiş. PASOK ile koalisyon kurduğuna daha da çok sevinmiştir herhalde. Ondan sonra da uzun uzun Avrupa’da sol partilerin seçim kazanmaya başladığından dem vurdu. Soldan korkan ve hoşlanmayan İşçi Partileri’nin seçim kazanıyor olmasının bize ne faydası var henüz bilemiyoruz ama aferim onlara.

Reynolds Avrupa konusunda da şüpheler taşıyormuş ama Muhafazakarlar kadar Avrupa karşıtı da değilmiş. Hem göç meselesinde hem Avrupa meselesinde İşçi Partililerin bu ürkek ve neredeyse aşırı sağcı tutumunu hayıra yormak zor.

Fassina daha sol muhalefetin diline yakın konuştu. Reynolds’un aksine Yunanistan seçimlerini Yeni Demokrasi’nin kazanmasına üzüldüğünü ve Syriza açısından bunun hiç adil olmadığını vurguladı. Ama üzülmesinin temelinde Avrupa için öngördüğü çözüm fikri var. Krizin çaresi olarak daha fazla siyasi birleşme olması gerektiğini düşünüyor Fassina. İtalyan merkez solunun bulduğu çare Avrupa Birleşik Devletleri’ne (ABD) doğru bir adım daha atmak. Yunanistan’da daha radikal bir hükümet ortaya çıksaydı, Fassina’ya göre, bu Avrupa’ya şok dalgası yayacak ve önceki raundda kabul edilmeyen anayasa gibi siyasi biriliği artırıcı değişikliklerin önü açılacaktı. Seçimi merkez sağ kazanınca bu fırsat yok oldu. Ancak zaten, ABD lafını ağıza almak bile mümkün değil bugünkü ortamda.

Fassina’nın ifadesiyle “Egemenliğin daha çok paylaşılması” çözüm olmayabilir. Çünkü temelde aynı argüman var: siyasi istikrar ve büyüme olacak ve tüketim artacak. Ona göre sorun mali değil sorun piyasada talebin yetersiz olması. Bankaların sermayesini artırarak yatırımları ve dolayısıyla büyümeyi sağlayabiliriz. Bunun sonucunda da işsizlik azalır.

Benim burada takıldığım mesele bunların bahsettiği anlamda “büyüme” hedefinin kendisi. Uzun vadede gerçekçi olmayan bir hedef büyüme. Bu hedefi denklemden çıkardığımızda, başka bir dünya mümkün hedefine yöneldiğimizde kriz bitecek. Yoksa geçen dönem ekonomi binde bir büyüdü bu dönem binde bir küçüldü kriz oldu kısır döngüsü devam edecektir.

Fassina’ya şakayla karışık Türkiye’ye AB üyeliği ve Euro’ya katılım konusunda ne önerebileceğini de sordum, Kısa ve öz, şimdi hiç zamanı değil dedi. İtalyanların arasında tek Türk kalınca bana da klasik “Türkiye AB’ye girecek mi?” diye soruldu. Moğolistan tam üyelik başvurusu yaptığında gireceğiz. Çok da umrumuzda olmalı mı bilemiyorum.

İyi pazarlar ve bol şanslar.