Kriz yine en çok kadınları vuruyor
31.08.2018 01:01 ÇALIŞMA YAŞAMI
Mevcut krizin, ilk sonuçları itibariyle kadınları vurduğunu söylemek abartı değil. Krize karşı kadınlar olarak kendi politikalarımızı ve dayanışma ağlarımızı oluşturmalıyız

NECLA AKGÖKÇE
[email protected]

Kadınların krizde ilk işten atılanlar olduğu, krizlerin kadının işsizliğini artırdığı klişeleşmiş bir tespit gibi görünür ama daha önce yaşadığımız kriz deneyimlerinden çıkarıldığı, kapitalist- patriyarkal sömürü sistemi hâlâ devam ettiği için geçerliliğini koruyan bir saptamadır. “Evi besleyen erkeğin” istihdamın hâlâ başrol oyuncusu olduğu cinsiyetçi emek piyasalarında, çalışması ev ekonomisine katkı olarak değerlendirilen kadınların işten atılmaları doğal görünür, yadırganmaz. Güney Asya Krizi esnasında Güney Kore’de işten atılan evli kadınların sayısının işten atılan evli erkeklerin yedi katı olduğu görülmüştür mesela. Evli kadın işten daha kolay çıkarılır, çünkü kocası çalışıyordur nasıl olsa. Patronundan sendikacısına kadar erkeklerin ideolojik yaklaşımları budur.

Son dönemlerde feminist araştırmacıların yaptığı kriz ve kadın emeği çalışmalarından kriz halinde kadın istihdamı eğilimlerinden birinin de kadınların erkeklerin yerine ikame edilmesi olduğunu görüyoruz. 2008 finans krizinde, Almanya ve Avusturya gibi kadın istihdamının yüksek olduğu “evi besleyen erkek modeli”nin de geçerliliğini yitirdiği merkez kapitalist ülkelerde, kadın istihdamının düzenli, güvenceli işlerden geçici, kısmi zamanlı, kısa süreli işlere doğru kaydığı görülmüş.

Krizin feminist bir tahlili ilk başta kadınların ücretli ve ücretsiz emeğini birlikte ele almayı zorunlu kılıyor. Öncelikle kadınların ücretli emeğine bir bakalım:

Asgari ücretteki değer kaybı

Türk parası başta dolar olmak üzere pek çok para karşısında değer kaybetti. Dolar yukarlara doğru tırmanırken sene başında 400 dolar civarında olan asgari ücretin değeri 220 dolara kadar indi. Bu, işçilerin reel ücretlerinin ne kadar düştüğünün göstergesidir. 2018 yılının 8 Martında DİSK’in yaptırmış olduğu “İşçi Gerçeklikleri Araştırması”nın kadın bölümü yayımlandı. Araştırmaya göre Türkiye’de kayıtlı çalışan kadınların yüzde 21.9’u asgari ücretten düşük ücret alırken, 2000 TL’den az ücret alan kadınların oranı da yüzde 70,5 civarında seyrediyor. Yani Türkiye’de asgari ücret bir kadın ücretidir. Asgari ücretin reel değerinin düşmesi halihazırda istihdam içinde olan kadınları erkeklerden çok daha fazla etkileyecektir.

Tekstildeki işten çıkarılmalar

Dev- Tekstil Sendikası’nın verileri Antep’te büyük tekstil ve halı fabrikalarının binlerce işçiyi işten çıkardığını gösteriyor. DİSK Ege temsilciliği Söke’de örgütlü oldukları bir işyerinin kapandığını 750 kişinin işsiz kaldığını belirtiyor. Yine Akhisar’da Keskinoğlu Tavukçuluk Şirketi’nin 4 bin çalışanından 3 bin 700’ü işten çıkarılmış. İstanbul Merter’de üretim yapan tekstil fabrikalarında benzer bir manzara söz konusu. Evet, elimizde toplumsal cinsiyet temelli veriler yok ama bu sektörlerde sonuçlara baktığımızda mevcut krizin ilk işten atılanlarının kadınlar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kamuda tasarruf!

Damat hükümet adına yaptığı açıklamada, sermaye kontrollerinin olmayacağını, iddialı tasarruf programı uygulanacağını söylerken, istihdam piyasalarında esnekliğin sağlanmasının öncelikleri olduğunu belirtiyordu. Patronlar da sıkı para politikasını destekleyecek tasarruf tedbirlerini içeren maliye politikasının en kısa sürede uygulanması gerektiğinin altını çizdiler. Kamuda iddialı tasarruf programı, maliye politikaları, neoliberal patriyarkların, harcamalarını azaltacağı, Mercedeslerini satacağı, vekil maaşlarının düşürüleceği anlamına gelmiyor elbette. Bu, kamu çalışanlarının bir kısmının işten atılması, bir kısmının da daha önce kısmi zamanlı çalışma yasa ve yönetmelikleriyle resmileşen, geçici, kısa güvencesiz işlere yöneltilmesi anlamına geliyor. Önümüzdeki dönemde okullarda sözleşmeli öğretmen ve hastanelerde taşeron çalışan sayısının artacağını söylemek abartı olmaz. Öğretmenlerin çoğu kadın, hastanelerde temizlik personelinden, hemşireliğe kadar işlerin büyük bir bölümü yine kadınlar tarafından yapılıyor. Kamudaki bu tasarruf tedbirlerinin de başta kadın çalışanları vuracağı kesin gibi.

Ev ve bakım hizmetleri

Türkiye’de ücretli kadın emeğinin en yaygın olarak kullanıldığı alanlardan biri de ev ve bakım hizmetleri sektörüdür. Bu sektörde kadınlar üç kuruşa sendikasız güvencesiz, çalışırlar. Aynı zamanda ölümlü kadın iş cinayetlerinin, cinsiyet temelli taciz ve mobbingin en yoğun olduğu, göçmen kadın emeğinin fazlaca kullanıldığı işkoludur burası. Doların 6 TL’yi aşması ile ev hizmetlerinde çalışan göçmen kadınlar, ücretlerini artık Türk parası üzerinden almaya başlamışlar, gazeteler böyle yazıyor. Bu genel olarak sektördeki düşük olan ortalama ücretlerin aşağıya çekilmesine yol açabileceği gibi kadın işçi gücü arasında bir ikame eğilimine sebep olabilir. Bakım hizmetlerinin daha düşük ücretle çalışan yerli bakıcılara veya akraba ve tanıdıklara devredilmesi, hatta bu işleri kadınların bizzat yüklenmesi krizlerin tipik özelliklerindendir.

Ücretsiz çalışma

Türk- İş birkaç gün önce ağustos ayı açlık ve yoksulluk araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Buna göre bir yılda gıda, giyim, konut, ulaşım, eğitim sağlık için yapılan harcamalar 1000 TL artarken, yine aynı sürede mutfağa 308 liralık bir yük binmiş. Üstelik bu daha zam yağmuru başlamadan böyle. Araştırmada aylık yetişkin erkeğin, kadının, çocuğun gıda harcamaları da verilir. Gıda harcaması en yüksek kesim erkeklerdir, bunları çocuklar takip eder, en sonda ise kadınlar gelir. Kriz koşullarında kadınların kendi harcamalarından çocuklar ve çalışan eş lehine aktarma yaptıkları bilinen bir şey artık.

Cinsiyetçi işbölümü nedeniyle kadınların evde yaptıkları yemek, çocuk ve yaşlı bakımı gibi işler, kriz ortamında işsizlik, düşük ücretler, temel gıda maddelerinin fiyatlarının artması ile ağırlaşır. Daha önce yaşanan krizlerde kadınların her şeyin en ucuzunu almak için çarşı pazar dolaşmak, bazı gıda maddelerini evde yapmak, dışarıdan ücretli olarak almış oldukları hizmetlerden vazgeçmek, şeklinde tutum aldıkları görülmüş. Örneğin Asya krizinde Patriyarkal yapıların güçlü olduğu ülkelerde gıda maddelerinin kıtlığında kız çocuklarının erkek çocuklara kadınların erkeklere göre daha kötü beslendikleri görülmüş.

Kadının eve bağlılığı artması ile ev içi sömürüsü arttığı gibi erkeğin iktidarı da pekişir.

Mevcut krizin ilk sonuçları itibariyle kadınları vurduğunu söylemek abartı değil. Sermayenin borcunu vergiler aracılığıyla bizlere ödetecekleri ikinci vuruş noktasında durumumuzun ne olacağı ise bilinmez.

Ekonomik krize karşı kadınlar olarak kendi politikalarımızı, dayanışma ağlarımızı oluşturmalıyız. Bunun için de sendikaların kadın yapılarının, kadın emek ve meslek örgütlerinin, feministlerin vakit kaybetmeden bir araya gelmesi gerekiyor.