Kriz yönetmeme sanatı!
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Krizin anlamına baktığımızda; bir kuruluşun yaşamında görünen güç ve bunalımlı dönem olarak adlandırılıyor.

Kriz yönetimi ise, bu güç ve bunalımlı dönemi en az zararla atlatabilmek için gerekeli kararların alınma işi.

Türk Dil Kurumu her iki kavramı böyle tanımlıyor.

Krizin varlığını kabul ederseniz bu tanımlar geçerlidir. Çünkü krizden beslenmek ya da krizi çözemeyip onun parçası olunduğunda tariflerin hiçbir anlamı kalmıyor.

Konuyu futbola bağlayarak devam edelim.

Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor maddi, yönetim ve teknik yönetim açısından ciddi bir kriz durumu içerisindeler. Bu tespitin doğruluğuyla yola devam etmek gerekir.

Peki her şeye rağmen bu her üç durumun varlığı kabul ediliyor mu? Hayır edilmiyor.

Yapmamız gereken, krizin üzerinden giderek hem farklığı yakalayalım hem de doğruyu bulabilelim.

Kulüpler ile işe başlayalım:

Kulüplerin içinde bulundukları borç krizi yüzünden gelecekleri şimdiden ipotek altındadır. Dünyadaki ekonomik kurgu ve kapitalist sistem, her şeyi araçsallaştırıp kâr etme stratejisi ile sömürüp, her şeyi rant kurgusu içine sokmaktadır. Haliyle kulüpler de kendi ülkelerinin ekonomik yapısının ve sisteminin izini takip eder ki buna zorunludurlar.

Bizdeki bu borç rantı, Katarlı şirketlerin kulüpleri satın alacak duruma gelene kadar devam edeceğe benziyor. Süreç de oraya gidiyor zaten! Az kaldı… Bunun tek sorumlusu siyasi yapı üzerinden kulüpleri dizayn eden kulüp başkanlarıdır.

Beşiktaş’ta başkanın Kulüpler Birliğine sıçraması, siyasi partinin Batman kongresine katılması artık yukarıya gitme zamanının geldiğinin ifadesi oluyor. Beşiktaş da kendi borç kaderiyle baş başa kalıp yaşayacağa benziyor.

Ali Koç Fenerbahçe için bir şans. Aile içi burjuva kültürüne sahip olarak yetişmesi, kurumsal bir kurgunun nasıl olacağını bilmesi ve küresel bir yapının yöneticisi olması Fenerbahçe için bir şans olabilir.

Galatasaray’ın varlıklarıyla borç batağından kurtulacağı gözükse de, onlar için de kaygı devam edecek gibi gözüküyor. Galatasaray için Florya ve Riva son şans. Eğer siyasi kurguyu işin içinde kullanarak süreci yürütmek isterlerse bedel öderler ve kayıpları büyük olur.

Trabzonspor, küçülüp, altyapı sistemi üzerinden yeni bir programla kendini yenilemek zorunda. Şehrin ekonomik ve siyasi değişimi ve bunların yarattığı erozyon artık küresel bir aktör olma şansını kaybettiğinin belirtileridir. Acı ama gerçek olan bu. Trabzonspor’a İstanbul’da bir kulüpmüş gibi davranmak haksızlıktır. Anadolu takımıdır ve elinde altyapı programıyla ciddi başarılar elde etmiş tarihi bir süreç var.

Tabii bir de işin teknik yönetim boyutu var ve bu önemli bir kıstas.

Öncelikle Türkiye’deki takımlar, takım organizasyonu olarak bir bütünlük arz eden ve tamamı futbolun geçerli metotlarını içeren prensiplerden oluşmuş sistematik bir kurguya sahip değildirler. Tüm takımlar antrenörlerin var olan bilgileri kadar yönetiliyorlar.

Yenilen gollerdeki hatalara ve savunma düzensizliğine bakınca, atılan gollerdeki kaotik organizasyon yapısına (!) bakınca her şey çok net belirginleşiyor.

İşin diğer tuhaf yanı ise, bu işin sorumlusu olan tüm teknik direktörlerin sistemle ilgili kaygılarının olmamasıdır. Bu kadar donanım sorunu yaşayıp da bu kadar büyük miktarda para kazanacakları bir yeri, galakside başka bir yerde bulamazlar.

Gerçi hepsi ‘Yerli ve Milli.’

Gazetede ‘Şenol Güneş sistemi değiştiriyor’ diye bir haber okudum ve merak ettim. Hani sistem ne ve neyi değiştiriyor diye…

Cruyff kendi kitabında 4-5 sayfa total futbolu anlatınca ben de öyle bir beklenti içine girdim!

Meğer Lens’i ve Quaresma’yı oynatmayıp, Talisca’yı sola alacakmış ve Love da çift santrafor oynayacakmış. İsim değişikliğiyle sistem arasındaki bağ nasıl ilişkilendiriliyor anlamadım? Üstelik çift santrafor oynayıp bir de Qaresma’yı oynatmamanın gerekçesi ne olabilir? Bu da teknik bir ayrıntı.

Beşiktaş kulübünde teknik olarak da bir kriz var. Güneş’in hamlesi birçok yerli antrenörün yaptığı gibi... İşler kötü giderken, takımda isimler üzerinden algı manipülasyonu yaparak, en azından kendini açığa çıkarmak istiyor. Bu klasik kriz zamanlarındaki antrenör hamlesidir. Güneş’in en büyük açmazı, krizlerde çözümün değil sorunun parçası olmasıdır.

Halbuki, yarım sezon Lens ve Negroda’yı kulübede oturtmanın gerekçesini anlatması daha mantıklı olurdu. Aboubakar’a yaptığı gibi… Bu oyuncuların form eşiğinin ne olduğunu bilmesi şarttır.

Kocaman’a gelirsek; Alex kriziyle oluşan sendrom hâlâ devam ediyor. İşin kötüsü bunu bir strateji olarak kullanıyor!

Kendi kişisel istek ve taleplerini her şeyin üstünde tutarak, teknik kurgunun çok kuvvetli olacağını sanıyor. Yıldız oyuncudan verim alabilmek bir yönetme yeteneğidir. Bir yeteneği kaybetmek çok kolay ama verimini maksimuma çıkarmak da ciddi donanım ister. Duygusal tepkimelerin yüz yıllık kurumda uygulama alanı bulmasını ve buna izin verilmesini de anlamak zor. Ve bu ciddi bir krizdir.

Terim zaten bu işin piri! Krizden beslenen ve bunu dizayn eden bir yapıya sahip olduğu için… Türkiye’deki sürecin tamamı onun arzu ettiği şekilde ilerliyor. Gerçi İtalya’da bunu denedi, duvara çarpıp geri geldi (!). Bu yüzden Türkiye’de futbol bir türlü onu aşıp farklı bir konuma gelemiyor.

Ülkedeki krizlerin varlığına herkes minnettar. Bu kadar açığı hiçbir şey kapatamazdı.

Bir de RTÜK şu Premier Lig’e ve La Liga’ya yayın yasağı koymalı. ‘Milli ve Yerli’ futbolumuza zarar veriyorlar. Hatta aklımızla da alay ediyorlar.