Kucaklanmayı beklerken
HAKAN DEMİR HAKAN DEMİR
Cumhurbaşkanı seçilen ama başbakanlığı bırakmayı da partisinin selameti için anayasayı ihlal ederekten reddeden Erdoğan, seçim gecesi balkon konuşmasında yine “kucaklama” vurgusu yaptı

“Kardeşlerim gönülden ifade ediyorum. Bugün yeni bir toplumsal uzlaşma sürecini hep birlikte başlatalım diyorum. Eski tartışmaları eski Türkiye’de bırakalım istiyorum. Gerilimleri, çatışma kültürünü, sanal sorunları eski Türkiye’de bırakalım istiyorum.”

Cumhurbaşkanı seçilen ama başbakanlığı bırakmayı da partisinin selameti için anayasayı ihlal ederekten reddeden Erdoğan, seçim gecesi balkon konuşmasında yine “kucaklama” vurgusu yaptı.

Durduk yere ülkeyi geren bir takım çok gizli güçlere toplumsal uzlaşıyı sağlayalım, gerilimlere son verelim, çatışma kültürünü aşalım gibi “yeter artık” mesajları verdi.

Hadi Erdoğan klasiğidir, yıllardır hükümsüz balkon konuşmaları yapar. Her seçim sonrası “gerilim, çatışmacı dil, kutuplaşma” gibi kendi yol açtığı ne kadar sorun varsa eleştirip bu millet bunları yemez der geçer. Bir nevi alışkanlıktır.

Asıl dikkatimi çeken konuşmanın hemen sonrasında “yeni bir başlangıç acaba mümkün mü”, “belki de herşey artık farklı olur”, “konuşma çok kapsayıcıydı” yorumlarını ortalığa saçanlar oldu.

Gazeteciler, yazarlar, televizyon programcıları, eski yetmez ama evetçiler, geziyi ilk üç gün ben de destekledimciler…
Peki Erdoğan’ın herhangi bir konuşmasına bakarak “yeni başlangıç mümkün mü?” sorusunu sormak mümkün mü?
Mesela hangi Erdoğan sağlayacak bu toplumsal uzlaşıyı?

Refah Partisi’nden adayken belediye seçimlerini kaybedince sandık başkanına sinirlenip “seni bitireceğim” dediği rivayet edilen Erdoğan mı?
Yoksa 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyenlere “Gelirseniz terörle mücade kapsamında muamele görürsünüz” diyen Erdoğan mı?

Referandum zamanı taraf olmayacağını açıklayan TÜSİAD’a “Bitaraf olmayan bertaraf olur” uyarısı çeken Erdoğan mı yoksa?
Beğenmediği birkaç köşe yazarını kastedip “Ne demişler, söz ola kestire başı” ayarı veren Erdoğan olabilir mi?

Peki Ermenistan’la problem yaşadığında “Yüz bin Ermeni işçi var burada, sınır dışı ederiz” tehdidini savuran Erdoğan?
Facia atlatmış bir ilçeye gidip “Sen bu ülkenin başbakanına yuh çekersen tokadı yersin” diyen Erdoğan mı acaba?

Evladını kaybetmiş anneyi, kadın gazeteciyi, bir konuşmasında ilkokul mezunlarını, ötekinde yabancı dil bilenleri yuhalatan Erdoğan mı?
Hâlâ Erdoğan’ın sağladığı otoriteyi kendi rızasıyla gevşetip rahat bir ortam sağlayabileceğini düşünmek saflıkla mı, çaresizlikle mi, kötü niyetlilikle mi açıklanır bilmiyorum. Ama bu beklentiye girenler ancak “Yol ver gidelim onu bunu ezelim” diye bağıran bir kitleye yuhalatıldıkları gün diktanın ne anlama geldiğini anlayacaklar gibi.

***

Evlatlıktan men edilmiş hayırsız oğlumuz IŞİD

Bugünlerde iktidar basınında dış politikayla ilgili hangi yazıyı açsanız “Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiği iftiralarını atan muhalefet” şeklinde bir söz öbeği sizi karşılıyor.
Zinhar kimse “Türkiye IŞİD’e destek verdi” diyemezmiş. İma bile edemezmiş. İddia edenler de Davutoğlu’nun tabiriyle vatan hainiymiş.
Peki Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiğini iddia edebilmemiz için elde ne olması gerekiyor?

17 Aralık sonrası tır’lar meselesi patladı. İçindekilere ilişkin tek belge, bilgi göstermeden Türkmenlere insani yardım deyip geçtiler.
Hatay’da on binlerce insan “burada IŞİD çetecileri besleniyor, tedavi ediliyor” diye yürüdü. Esedçi bunlar deyip geçtiler.

IŞİD üyeleri bizzat Washington Post’a röportaj verdiler, biz Türkiye sayesinde bugünlere gelebildik dediler. Bu kanıt sayılamaz deyip geçtiler.
Katar muhalefeti belgelerle çıkıp IŞİD’e destek veren ülkeler arasında Türkiye’yi de saydı. Yetmedi Hizbullah lideri Nasrallah da benzer açıklamalar yaptı. Onu da sessiz kalıp geçtiler.

Eh yani elde bu kadar gösterge varken Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiğinin iddiası dahi vatan hainliği sayılabiliyorsa, konu kilitlenmiş demektir.