Küçük ev kurabiyeleri!
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

ABD Dışişleri Bakanı Tillerson, Ankara’da Çavuşoğlu ile yaptığı basın toplantısında, gazetecilerin ısrarla sorduğu YPG/PYD ve Rakka sorularına “susarak” anlamlı cevaplar verdikten sonra, asıl bombayı son cümlesiyle patlattı: “Esad’ın geleceğine Suriye halkı karar verecek!”

Bunun öylesine bir cümle olmadığı ve Suriye konusunda radikal bir politika değişimine işaret ettiği, aşağı yukarı aynı zamanda ABD’nin BM Temsilcisi Nikki Haley’in “Artık bizim önceliğimiz Esad’ın gitmesi değil” demesiyle tescillenmiş oldu.

Buraya “Suriye’nin geleceğinde Esad’ın yeri yok” noktasından gelindi ve gelinen nokta da Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu’nun sona erdiğini ilan etmesiyle çakıştı.

Türkiye devleti adına konuşan en üst düzey iktidar temsilcilerinin “El Bab’dan sonraki hedef Menbiç ve Rakka” demelerinin üzerinden yalnızca günler geçmesine karşın, Suriye’den dönüş başladı!

Menbiç ve Rakka, ABD ve Rusya’nın oralarda Türkiye’nin terörist ilan ettiği PYD/YPG’yi tercih etmesi üzerine “sonraki hedef” olmaktan çıktı!

Türkiye, bütün itirazlara karşın Şam’da namaz kılmakta ısrar eden bir politika nedeniyle, uzun süre Esad’ı devirecekler diye cihatçı gruplara da destek verdikten ve bu yüzden ağır bedeller ödedikten sonra, Şam’dan da namazdan da vazgeçiyor!

Oralara gidip gelirken, etrafta itiraz edenler, bütün eksik ve gediklerine karşın şu “Hızımızı kesiyor” diye karşı çıkılan parlamenter sistem vardı. Freni fiilen tutmaz hale getirilen, ayarları bozulan parlamenter sistem!

Suriye’de gidip geldiğimiz noktalar ve bu arada canlı cansız bombalarla yitirdiğimiz yaşamlar, ödediğimiz bedeller “hızlı icraat” için istenen başkanlığın nelere mal olacağının da kanıtı.

Düşünsenize; 3-5 günde, bilemediniz birkaç ayda Şam’da namaz kılacağına inanmış bir başkan komutasında frensiz bir şekilde Suriye’ye dalmış olsak şimdi hangi noktada olurduk?

Herhalde bunu düşünen (!) ve “Eyi noktada olurduk” diyenler köşe başlarını tutmuş vaziyette ki; gazetesi, televizyonları, özel sektörü ve devlet kurumlarıyla devasa bir mekanizma bütün iktidarı tek adama verecek bir anayasa referandumundan evet çıkarmak için canhıraş çalışıyor.

“HAYIR” için masum eylemler yapan öğrencilerin gözaltına alındığı üniversitede, o öğrencilere çay kahve satan otomatlardan “Kararımız net, oyumuz evet” yazılı bardaklar çıkıyor!

Cami duvarlarına, şehitlik girişlerine asılan pankartlar yetmiyor; Regaip Kandili de “Evet”e alet ediliyor! Camilere gidilip dağıtılan kandil simitlerinin kutusu “Mesele memleket, kararımız evet” diye sesleniyor cemaate.
Camide kandil simidi; Kızılay’da gofret; yoksul mahallerinde çay, şeker, makarna dolu paket el ele omuz omuza “Evet” çıkarmak için dolaşıyorlar.

Memlekete uzaktan bakanlar televizyonları, gazeteleri, billboardları, açılışları görür, lakin bir tek HAYIR göremezler!

HAYIR’ı görmek için yakından bakmak lazım oysa! Çarşıda sohbet eden esnafın söylediklerine kulak misafiri olabilmek lazım… HAYIR için koştururken sesi kısılan “çocuğa” ballı zencefil yetiştirmeye çalışan teyzeyi görebilmek lazım.

Dolmuşta tespih çeken teyzenin yanına oturup, ona HAYIR’ı anlatan, ondan “cennetin kapısını açacak” bir dua ile birlikte, hayır duasını da alarak inen gönüllü kampanyacıları tanımak lazım.

HAYIR stikerı yapıştıranların yanına gelip, “Bu bana yetmez, büyük bir şey verin balkonuma asayım” diyen amcaları duymak lazım.

O stikerları alıp müşterilerinin poşetine yapıştıran pazarcıları bilmek lazım.

Evde pişirdikleri kurabiyeleri küçücük poşetlere koyup, yanına da yine kendi imkânlarıyla yazdıkları notlar iliştirip, metroda otobüste birilerine ikram edenlerin yarattığı dip dalgayı hissetmek lazım!

Dün hiç tanımadığı birileri, evlere temizliğe giden bir kadına sıcacık bir gülümsemeyle ev kurabiyeleri ikram etmiş. Kurabiye poşetine zımbaladıkları ev yapımı notlara bakın.

O küçük ev kurabiyeleri işte; başka topraklarda aranan maceralara da, devlet ve para gücüyle yürütülen havalı kampanyalara da HAYIR diyecek!