Kudüs… Ey Kudüs
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

Bu, bir romanın adıdır. 1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında Kudüs parçalanmıştı. Larry Collins ve Dominique Lapierre, Filistin’i bölmek için Birleşmiş Milletler’deki oylamanın Yahudiler arasında yarattığı sevinç ve Araplar arasında yaşanan keder ekseninde işte bu şehrin romanını kaleme aldılar. Sevinç ve keder katlanarak geldi günümüze ve devam ediyor.

Filistin, bu ülke devrimcilerinin ortak davası oldu. Kudüs ise, sadece 1990’lardan itibaren Erbakan’ın milli görüşünün sahne aldığı yıllarda Cuma günleri cami avlularından taşan binlerce kişinin pankartı haline geldi. Şu satırları yazarken belki ‘güncelliğini’ bile yitirmiş olan bu şehir geçen hafta yine manşete çıktı ama…

Ama sadece Türkiye’de değil öteki İslam ülkelerinde de cami avluları pek öyle coşkulu değildi. Ahmet Hakan dün iki görüntü aktarıyordu:

“Birinci görüntü: Konya’da elektronik eşya satan bir mağazanın yaptığı büyük indirim kampanyası için toplananların görüntüsü...

Öyle büyük bir izdiham vardı ki mağazanın önünde... Görseniz... ‘Eğer bu parti mitingi ise bu parti iktidara yürüyor’ derdiniz. İkinci görüntü: Kudüs’ün başkent ilan edilmesini protesto edenlerin görüntüsü... Hiçbirinde ama hiçbirinde, Konya’da indirimli elektronik eşya satan mağazanın önündekiler kadar büyük bir kalabalık toplanmamıştı... Sadece Türkiye’de değildi bu ilgi azlığı... İslam dünyasının her yerinde aynıydı.”

Ahmet Hakan devam ediyordu: “Bu mukayeseden çıkan tek bir sonuç var. O da şu: Ümmet Kudüs yorgunu... Ümmet neden mi Kudüs yorgunu? İslam ülkelerini yönetenlerin çoğu, pişkin bir işbirliği içinde ya... İşte bundan yorgun... En ateşli nutukları atanlar, en birinci işbirlikçi ya... İşte bundan yorgun...”

Ama sebebi sadece yorgunluk da değil. Bıkkınlık. Siyasi İslam balonu söndürülüyor. Onu şişiren emperyalistler şimdi de söndürüyorlar. Meseleye böyle bakınca daha net görülüyor. IŞİD yenilgisine de, Ortadoğu’daki BOP oyununa bir nevi son verilip yeni oyunlar tezgâhlanmasına ve böylece bizdeki siyasi İslamcıların miadının dolmasına da böyle bakmak lazım.
Kudüs romanı baştan aşağıya riyakârlık, ihanet ve sömürü ve talan ve katliam olarak devam ediyor. Trump adındaki insan zararlısı son hamlesini Kudüs ile yaptı ya, peki neden durduk yere Kudüs’ü başkent ilan etti ve ardından ABD bu kararın ancak iki yıl sonra uygulanacağını açıkladı? Bütün bunlar hakkında yazıldı çizildi. Kısacası, bu kararıyla bir nevi IŞİD’den boşaltılan yeri doldurmuş oldu. IŞİD’in de bir imalat olup olmaması bir yana, Amerikan IŞİD’leri, Siyonist IŞİD’ler, Hıristiyan ve Yahudi şeriatçılar ne güne duruyor?

Bu arada Erdoğan ne dedi? “Bu karar provokasyondur. Öyle bir provokasyon ki bu provokasyonun arkasında evanjelistler var. Bunu bizzat sayın başkandan [Trump] dinlemiş biriyim. Bu karara asla rıza göstermeyeceğiz!”

Gerçi onun rızasını soran yok, ondan Reza soruyorlar şimdi. Doğrusu şu ki evanjelizm, 11 Eylül’den sonra Bush eliyle ABD emperyalizminin manevi gücü haline gelmişti. ABD’de yaşayan Evanjelistler’in inancına göre, İsrail Araplara hücum edecek, Kudüs yakınlarındaki Magedon tepesi etrafında ‘Armageddon Savaşı’ yapılacak; bu bir zorunluluk, çünkü Yahudiler Müslümanlara karşı Armageddon Savaşını kazanmadıkça İsa tekrar yeryüzüne dönmeyecekmiş. Yani Evanjelistler bütün bu olup bitenlerin, İsa peygamberlerine kavuşmaları için mutlaka gerçekleşmesi gereken ameller olduğuna inanıyorlar! Ve şimdi de böylece Ortadoğu’nun ‘şeriatçı’ insanları emperyalistler ve Siyonistler olmuyor mu?

İsrail işgal devletiymiş filan, geçelim bunları. O İsrail’e Konya’da uçuş talimi yaptıran, aynı İsrail’i savunmak üzere füze kalkanları dikenler de bizim Müslümanlar ve Saray’da oturuyorlar. Öteki Saraylarda da durum böyle, Suudiler İran’a karşı ABD ve İsrail’in yanında ve dolayısıyla Filistinlilere karşılar. Bizim Saray’ın kankası Katar Sarayı da aynen böyle; bundan on yıl önce İsrail Filistinlilere saldırdığında, Katar Emiri Şeyh Hamad bin Halife el-Tani, Gazze Şeridi’ni son ziyareti sırasında Hamas liderlerine saat ve dolmakalemler hediye etmiş, İsrail de bunlardaki çipler sayesinde uydudan yer tespiti yaparak nokta atışıyla hedeflerini vurmuştu…

Bu kararın arkasında evanjelistler varmış. He canım he…

Ümmet yorgun düşmesin de ne yapsın!