-Reklam-
Anasayfa BİRGÜN PAZAR Kültür savaşlarında perdeyi kaldırmak

Kültür savaşlarında perdeyi kaldırmak

Anadolu sermayesi zamanla gelişmiş, serpilmiş ve üstünlük sağlamış bir İslamî burjuvaziye dönüşmüştür. Burjuvazinin bu kanadının önü siyasal iktidarın elde edilmesiyle daha da açılmıştır. Ekonomide ve siyasette yaşanan büyük dönüşüm bu kesimin hayat tarzını da başkalaştırmıştır

GÖKHAN ATILGAN – Prof. Dr., Ankara Üniversitesi

Türkiye’de on yıllardır süregiden kültür savaşlarını simgeleyen mekânlar, isimler, mahaller vardır. Bunlar son yıllarda daha da ön plana çıkarılmıştır: Fatih ile Harbiye, Şinasi ile Macit , Asım ile Haluk, Bilal ile Selim, Huzur Sokağı ile karşısında yükselen asrî apartman… Bu mekânlar, bu isimler ve bu mahaller geçen zaman içinde metamorfaza uğramışlardır. Buna karşılık kültür savaşlarının ikilikleri olarak durmamacısına tekrarlanmakta, hatırlatılmakta, yeniden üretilmektedir. Bunun ardında yatan sebep, iktidar ve menfaat çarklarını perdeleyecek en etkili şeyin kültürel simgeler olduğunun iyi öğrenilmiş olmasıdır. Kültürel karşıtlıklar ne kadar çok tekrarlanır ve dozu sürekli artan bir gerilimle karşı karşıya getirilirse iktidar daha da sağlamlaşıp meşrulaşmakta, menfaat ağları daha da çoğalıp genişlemekte ve sermaye birikimleri daha da artıp büyümektedir. Bu perdenin kaldırılması gerekmektedir.

Cumhuriyet kurulalı beri memleketimizin iki yakasında iki kültürün birbirine pek karışmadan yaşadığı, muhafazakâr ve İslamcı yazarlar tarafından hep vurgulanagelmiştir. Fakat bu vurgunun tuhaf bir yanı vardır: Muhafazakâr ve İslamcı yazarlar itinayla, sanki bu kültürlerden biri büyürken öteki küçülmüyor, biri genişlerken diğeri daralmıyor, biri yükselirken beriki düşüşe geçmiyormuş gibi yapmışlardır. Sanki iktidar ilişkileri hep aynı kalmış, sanki sermaye ve iktidar hiç el değiştirmemiş gibi davranmışlardır. Beri yandan da kültürel karşıtlığı öyle bir kurgulamışlardır ki; ancak ve sadece temel toplumsal sınıflar arasında cereyan edebilecek bir karşıtlığı burjuva sınıfının iki bölüğü arasında vuku bulabilirmiş gibi gösterip işçi sınıfını kendi yanlarına çekebilmişlerdir.

Peyami Safa’nın Fatih-Harbiyesi’nde veya Şule Yüksel Şenler’in Huzur Sokağı’nda karşı karşıya getirilen kültürel dünyalar, mekânlar, karakterler, hasletler ve sembollerin ortadan ikiye yarılmış iki ayrı hayatı, iki ayrı geleneği, iki ayrı zihniyeti ve iki ayrı kültürü temsil ettiğine ilişkin öykünün anlattığı karşıtlıklar listesini şöyle bir hatırlayalım: Bir tarafta kanaatkârlık, bir tarafta hırs; bir tarafta zevk ü sefa, bir tarafta fakr ü zaruret; bir tarafta tevazu, bir tarafta gösteriş; bir tarafta tevekkül, bir tarafta ihtiras; bir tarafta madde, bir tarafta mana; bir tarafta terbiye, bir tarafta şımarıklık; bir tarafta ahşap, bir tarafta beton; bir tarafta cami, bir tarafta bar; bir tarafta ney, bir tarafta piyano; bir tarafta yüzlerdeki nur, bir tarafta camekânlardaki ışıltı; bir tarafta mahremlik, bir tarafta açık saçıklık; bir tarafta mütevazılık, bir tarafta kibir; bir tarafta hakir görülenler, bir tarafta yüksekten bakanlar; bir tarafta iman dolu göğüsler, bir tarafta inançsız benlikler; bir tarafta yerliler, bir tarafta kozmopolitler…

Bu ikiliklerin birinci tarafı önce Anadolu sermayesi, sonra İslamî burjuvazi olarak adlandırılan sermayeci kesimlerin sığındıkları kültürel dünyayı sembolize etmiştir. İkiliklerin ikinci tarafı ise önce İstanbul burjuvazisi, sonra laik burjuvazi olarak adlandırılan kesimlerin içinde yaşadıkları kültürel dünyayı karakterize etmiştir. Bu iki kültür arasındaki ‘ayrım’ hep sabit kalmış gibi gösterilmiştir. Oysa çoğu şey zamanla değişmiştir. Anadolu sermayesi zamanla gelişmiş, serpilmiş ve üstünlük sağlamış bir İslamî burjuvaziye dönüşmüştür. Burjuvazinin bu kanadının önü siyasal iktidarın elde edilmesiyle daha da açılmıştır. Ekonomide ve siyasette yaşanan büyük dönüşüm bu kesimin hayat tarzını da başkalaştırmıştır. Ahşabın yerini beton, fakirliğin yerini zenginlik, mütevazılığın yerini debdebe, tevekkülün yerini şımarıklık, sadeliğin yerini şaşaa, mananın yerini madde almıştır.

Huzur Sokağındaki o yıkık dökük evlerin yerine devasa beton apartmanlar dikilmiş, güvenlikli siteler inşa edilmiştir. Apartmanların içindeki ve dışındaki lüks hayat tarzları dine ve geleneğe dayalı kültürel formlarla örtülmüştür. Fatih biraz Harbiyeleşmiştir. Işıl ışıl vitrinlerin içi İslami sosyeteye hitap eden moda ürünleriyle doldurulmuştur. (Tabii o arada Harbiye de biraz Fatihleşmiştir.)

Mehmet Akif’in Safahat’ındaki Asım’ın, Peyami Safa’nın Fatih-Harbiyesi’ndeki Şinasi’nin, Şule Yüksel Şenler’in Huzur Sokağı’ndaki Bilal’in yeni nesil versiyonları coşku ve itaatle, iştah ve hürmetle ihale, avanta, rant, iş, mevki ve makam peşinde koşar olmuşlardır. Eski idealist, fedakâr, kanaatkâr ve yardımsever kahraman tiplerinin yerini menfaatçi, işbilir ve bencil tipler almıştır. Necip Fazıl’ın ‘dava ahlakı’ dediği şeyden Asım’ın ve Bilal’in gölgesine saklanarak zevk ü sefa içinde yaşamayı, şahsî ikbaline ve saadetine odaklanmayı anlayan tiplerdir bunlar.

Bu tipler siyasette yeni bir iktidar eliti, ekonomide yeni bir burjuvazi, kapitalizmde yeni bir form, bu form içinde geniş bir menfaat ilişkileri ağı, bu menfaat ağları içinde de yeni bir sosyallik yaratmışlardır. Bunların hepsi, hep birlikte sürekli gelişip kaynaşmış, birbirlerini besleyip büyütmüştür. Gelgelelim devamlı büyüyen âlemlerinin tabanı, itinayla hep aynı ve sabit kültürel ortaklığa oturtulmuştur. Ne de olsa kültür, insanlar arasındaki iletişimin zeminidir. İnsanlar arasındaki gerçeklik anlayışının şekillendiricisidir. İnanca, geleneğe, değerlere ve dile yaslanarak insanların hiyerarşik ilişkilere bağlanışının ana yoludur. Mukaddes inanca, mazide yatan geleneğe, ecdattan kalma değerlere yaslanıyormuş gibi görünen ve demagojik olduğu kadar ötekileştirici ve saldırgan bir dille durmaksızın yeniden üretilen kültür, otoriter bir iktidarın kaynağıdır.

Siyasette ve ekonomide kendisine rakip gördüğü burjuva kesimler yeni muktedirler tarafından, kültürel karşıtlık temelinde hücum edilecek bir taraf olarak gösterilmiştir. Bu kesimler, inanca uzak, geleneğe yabancı, dile bigâne bir taraf olarak sürekli kuşatıldıkça, hırpalandıkça, hakir görülüp aşağılandıkça iktidarın pekiştirilmesine hizmet eden kesim olarak araçsallaştırılmıştır.

Birbirine karşıtmış gibi gösterilen bu iki dünya da, bu iki taraf da, bu iki kültür de aynı sınıfın farklı kollarının mülküdür. Türkiye burjuvazisinin iki kanadı arasındaki kültür savaşları, sınıf içi bir savaştır; oysa sınıflar arası bir savaşmışçasına sahnelenmektedir. İşçi sınıfının kültür hayatı kapitalizmin hem İslamî ve hem seküler biçimlerinin dışındadır. Sermaye, fiyat, kâr, ticaret, rant, ihale ve avanta ilişkilerinin tamamen dışında bir kültür hayatıdır bu. Nâzım Hikmet’in belirttiği gibi “gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan” bir hayatın içinden filizlenen, simgeleri de “ekmek, gül ve hürriyet” olan bir hayattır.

İşçi sınıfı ve sosyalistler kendi iletişim zeminleri olacak bir karşıt kültürü anbean dokumadan, kendi gerçeklik anlayışlarını şekillendirecek yeni bir dili yaratmadan, kendi kültürel miraslarına kıskançlıkla sahip çıkan bir tutumu kararlıca benimsemeden siyasal iktidar ve hegemonya mücadelesinde yol alamaz, geleceğin dünyasını bugünden kurmaya başlamanın adımlarını atamaz. İşçi sınıfı ve sosyalistler Fatih ile Harbiye, Huzur Sokağı ile asrî apartman, Selim ile Bilal, Şinasi ile Macit ve Asım ile Haluk arasında yaratılan simgesel karşıtlıkların içine sıkışıp kalamaz. Bu ikilikleri veri olarak kabul etmenin iktidar ve sermaye ilişkilerinin perdelenmesini pasifçe kabul etmek anlamına geleceğinin ayırdına varmazlık edemez. İşçi sınıfı ve sosyalistlerin gözlerinin çevrilmesi gereken yer emeğin dünyasının sonsuz renkleri, bereketli toprağı, çağlayan suyu ve tertemiz havasının geçmişte yarattığı, bugün yaratmakta olduğu ve gelecekte yaratacağı bin bir çiçekli kültür bahçeleridir. Bu bahçenin toprağı insanlık tarihinin bütün kültürel atılımlarının mirasıyla harmanlanmıştır.

- Reklam -

SON HABERLER

New York’un cam gökdelenlerine ‘küresel ısınma’ yasağı gündemde

New York’ta inşaa edilen yüksek katlı cam yapıların küresel ısınma ile mücadele...

Tekirdağ’da müşterilere kötü davranan pazarcının tezgahı kapatıldı

Tekirdağ'da zabıta ekipleri, pazarda hileli satış yaptığı ve müşterilere kötü davrandığı gerekçesiyle...

Genç kadın kendisini taciz eden erkeği kameraya kaydederek şikayetçi oldu

Sultangazi'de genç kadın, kendisini takip edip cinsel organını gösteren kişiyi cep telefonu...

“Kıdem tazminatının fona devredilmesi işçi çıkarmaların önünü açacak”

CHP Niğde Milletvekili ve Emek Büroları Merkez Yöneticisi Ömer Fethi Gürer, kıdem...

Soylu: Küçükçekmece’de çocuğa istismarın faili yakalandı

Süleyman Soylu, İstanbul Küçükçekmece'de 5 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan failin...

Güngören’deki bir okulda deney sırasında patlama

Güngören'de bir okulda deney sırasında patlama meydana geldi. Patlamada bir öğretmen ellerinden...

Zatürre, Türkiye’deki ölüm sebepleri arasında beşinci sırada

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Özlem Sezen, “Zatürre, tüm...

Vergi uzmanı Ozan Bingöl’e tehdit mesajı

Vergi Uzmanı Ozan Bingöl, bir twitter kullanıcısı tarafından tehdit edildi. Turan Zaimoğlu...

TÜPRAŞ işçilerinden ‘toplu iş sözleşmesi’ eylemi

Koç Holdinge bağlı TÜPRAŞ ile Petrol-İş Sendikası arasında sürdürülen toplu iş sözleşmesi...

Cinsel istismara uğrayan 5 yaşındaki kız çocuğu hayati tehlikeyi atlattı

İstanbul Tabip Odası, Küçükçekmece'de cinsel istismara uğrayan 5 yaşındaki kız çocuğunun hayati...

Sonraki haber