Kur artışı düşse, sıcaklık artışı da düşer mi?
14.08.2018 10:31 ÇEVRE

Elif Gündüzyeli - Avrupa İklim Ağı (CAN Europe) İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü

2018 yazı gündemimize, ikisi de her gün hayatlarımızı doğrudan etkileyen ekonomik ve iklimsel çalkantılarla girdi. Dolar kuru her gün olağandışı artış gösterirken cebimiz yanıyor; küresel sıcaklık artışlarının geldiği nokta ise bizi tümden yakıyor. Tüm dünyayla birlikte biz de kavruluyoruz. Kentlerde bunalıp klimaya sarılanlar ise 1 Ağustos itibariyle geçerli olan elektrik zammı sonrasında bir sonraki faturaya yansıyacak rakamları gözünün önüne getirerek yutkunuyor. Yine de o klimayı çalıştırıyor çünkü ülkemizde büyük bir kentteki beton bir evde ya da ofiste, ısınmış havayı soğurabilecek, ortamı ve etrafını serinletebilecek başka herhangi bir unsur bulunmuyor. Etrafımızı saran beton, asfalt, demir, çelik, plastik ile trafik ve sanayi kaynaklı hava kirliliği zaten olağanın üstünde seyreden sıcaklığı insan tahammülü için zorlayıcı bir seviyeye getiriyor.

Diğer taraftan yaşanan zamansız don, sel ve taşkınlar da ormansızlaşma, betonlaşma, plansız kurulan onlarca HES ve diğer elektrik üretim santralları ile sanayi tesislerinin etkisiyle kırsalda yalnızca tarımsal üretimi değil, doğrudan insanlara, yaşadıkları alanlar ve muhtaç oldukları ekosistemlerine kalıcı tahribatlar getiriyor, ciddi can ve mal kayıplarına yol açıyor.

Şimdiye kadar uzakta diyarlarda, tropik bir ülkede veya kutup ayılarının yaşadığı yarım kürede etkilerinin görüldüğü sanılan ve kulağa biraz fazla sofistike, biraz da korkutucu geldiği için iklim değişikliği yalnızca bir takım “bilim insanları”nın veya çevrecilerin derdiymiş sanılıyordu. Beklenen oldu: artık hepimizin her gün hissettiği ciddi bir dert; biraz sofistike, ve evet, biraz da korkutucu bir konu olarak iklim değişikliği herkesin gündelik hayatına girdi. Nasıl kur artışları her yurttaşı ilgilendiriyor, konuyla ilgili yorum yapanlar sürekli olarak bunun sorumlularına işaret ediyorsa, insan kaynaklı iklim değişikliği de dünyanın her tarafındaki her bir yurttaşı ilgilendiriyor ve bu krizin de sorumluları var.

1 derecelik fark, varoluşsal
Yalnızca birkaç hafta içinde önce İsveç’te, sonra Yunanistan’da ve takiben Atlantik’in diğer tarafındaki Kaliforniya’da çıkan ve hızla yayılan vahşi yangınlar ile Kuzey Kutup Çizgisi’nde 32,5 dereceye kadar çıkan sıcaklıklar, iklim bilimcilerin kafasında yeni soru işaretleri oluşturdu: halihazırda dünyayı sanayileşme öncesi döneme kıyasla 1 santigrat derece ısıtarak aslında geri dönüşü olmayan iklim değişikliği döngüsüne sokmuş olabilir miyiz? 1 santigrat derece artışla 2018 yazı gibi kuzey yarım küre ile güney yarım kürede yaşayan insanların farklı ama eşzamanlı, olağanüstü iklim felaketleri ile daha sık karşılaştığını düşünürsek 2 santigrat dereceye geldiğimizde ne olacak?

Paris İklim Değişikliği Anlaşması küresel sıcaklık artışını 2 santigrat, mümkünse 1,5 santigrat derecede durdurmak hedefiyle ortaya çıkmıştı. İklim bilimcilerin kafasını kurcalayan bir derecelik fark sorusu, “mümkünse 1,5 derece” ibaresinin önemini ve bu yarım derecelik farkın bile dünyanın insan yaşamına elverişli bir yer olmaya devam etmesine dair endişelerin altını çiziyor. 1,5 santigrat dereceyi mümkün kılmak bir seçenek değil, bir zorunluluk olabilir. Küresel sıcaklık artışları hızlı bir biçimde sabitlenmezse geri dönüşü olmayan iklim değişikliği döngüsü tetiklenebilir ve artık küresel ekoloji çarkı, insanlığı devre dışı bırakıp kontrolü tamamen ele geçirebilir.

Her ne kadar pek çok iklim modeli, insanlığın hâlâ bir miktar karbon salımı için küresel bütçede yer olduğunu söylese de şimdiye kadar atmosfere salınan karbon ve diğer sera gazlarının etkisinin bugün yol açtığı can, mal kaybı ile tahribatın maddi ve manevi bedel analizi yapılabilirse aslında karbon bütçemizin tükendiğini söyleyebiliriz. Bundan sonra atmosfere karbon salmak, ormansızlaşma, betonlaşma, plansız ve yanlış arazi kullanımı ile mevcut karbonu tutmamak gibi bir lüksümüz yok.

Açığı kapatmak için sorumluluk seferberliği
2018 yazı, herkesin ekonomik jargona ve kendi geleceğini planlayabilmek için yeterli bilgi birikimine hakim olmasını sağlamışken karbon bütçe açığını kapatabilmek için de en iyi çözümün kriz sorumlularının inisiyatif alarak, almazlarsa yurttaşlar tarafından mecbur tutularak, seferberlik içinde harekete geçmek olduğunu belirtelim.

1 santigrat derece artışın insanlığa faturası pahalıya çıksa da hâlâ kontrol bizim elimizde. Küresel sıcaklık artışlarını bir an önce durdurmak, sonra da hızlıca düşmesini sağlamak için şu an başımıza gelenleri otuz beş yıl önce bilen ve buna rağmen harekete geçmeyen gerçek sorumluların, başta devletler ve şirketlerin gerçekçi, hızlı ve birlikte harekete geçmeleri elzem.

Bu, şu demek: uluslararası iklim müzakerelerinde emisyon artırma yolunda devam etmek için pazarlık yapan tarafların, yerin altındaki fosil yakıt kaynaklarını çıkarıp yakmaya devam eden şirketlerin, kendi ülkelerinde iklim değişikliği ve sağlık nedenleri yüzünden fosil yakıt kullanımını azaltırken gelişmekte olan ülkelere kirli teknoloji gönderen devlet ve şirketlerin, kentlerde ve kırsalda iklim kaynaklı afetlere adaptasyon için gerekli adımları atmayan yerel yönetimlerin, fosil yakıt lobisinin finansal desteği yüzünden yüksek karbon politikalarını destekleyici çalışmalar yapan bilim insanlarının, kısa vadeli kâr güderek yeni iklim etkileriyle bağdaşmayan yatırımları ön plana alan politika yapıcıların insanlık suçlusu olarak damgalanmaları mümkün. Yurttaşların; yaşam hakkı talebiyle iklim krizinin gerçek sorumlularına işaret etmesi, onları inisiyatif almaya ve hatta seferberliğe çağırması elzemdir.