Kurdele zamanı
EVRİM COŞAR BİLGİN EVRİM COŞAR BİLGİN
İlk kez geçen yıl görmüştüm pembe kurdeleleri insanların yakalarında. Olayın ne olduğunu ben daha çözemeden kurdeleler yakalardan bir bir döküldü. Bu yıl önce, şehrin merkezinde...

İlk kez geçen yıl görmüştüm pembe kurdeleleri insanların yakalarında. Olayın ne olduğunu ben daha çözemeden kurdeleler yakalardan bir bir döküldü. Bu yıl önce, şehrin merkezinde, yarım golf topu şeklinde inşaa edilmiş olan Globen konser kompleksinin dış cebesine, pembe ışıklar yansıtıldı. Bütün ekim ayı boyunca bu bina, geceleri pespembe aydınlattı Stockholm’ü. Sonra yakalara tekrar pembe kurdeleler iliştirildi. Bizde birinci sınıfta okuma yazmayı çözen ilkokul çocuklarına takılan kırmızı kurdelelerin bir başka rengiydi bunlar. Bir, iki, üç derken herkes “pek çalışkan” oldu kentte.  Pembe kurdelilerin sayısı gitgide arttı. Kadınlı erkekli herkes kurdele taşımaya başladı. Öyle çok, öyle çok oldular ki metroya bindiğinde arada kurdelesizleri seçebilir oldun sadece.

Aslında bu organizasyon uluslararası bir kampanyanın İsveç’de yedi yıldır tekrarlanan bir ayağı.  Benim orada burada okuduğum, kadın arkadaşlarımın gönderdiği maillerden bildiğim ama Türkiye’de kimselerin yakasında görmediğim pembe kurdele kampanyası. Ekim ayı boyunca kişilerin ve sponsor kuruluşların desteğiyle göğüs kanseriyle mücadele için kanser fonuna para toplanıyor. Amaç göğüs kanserine karşı bilinci arttırmak ve araştırmalar için fon oluşturmak. İsveç’te günde 15 ila 20 kadına göğüs kanseri  teşhisi konuluyor. Yılda yaklaşık 7 bin kadın göğüs kanserine yakalanıyor bu ülkede. Kandınlarda en çok görülen kanser türü olan bu hastalığa yakalananların İsveç’te tedavide başarı oranı yüzde 80’lere çıkartılmış durumda.

Bu sene ki kampanyanın yüzü olarak, göğüs kanserinden mağdur olan yaşlılar seçildi. Ayrıca bu hastalıkla mücadele eden aileler ön plana çıkartıldı. Gazatelere verilen tanıtım reklamlarında ve bröşürlerde bu fotoğraflar kullanıldı. Aslına bakarsanız oldukça da etkileyiciydi.

Kampanyanın bu yıl ki ana sponsorlardan bir giyim firması, müşterileri arasında bir yarışma düzenledi. Pembe kurdele kampanyası için tişört tasarımı yapılması istendi. Oluşturulan koleksiyon mağaza zincirinde satışa sunuldu. İsveç’te devletin tekelinde bulunan eczanelerde, ordunun önce askerler için ürettiği, sonra hakla satışa karar verdiği komufilaş yeşili bir kutuda duran dudak kremi, kampanya için pembe kutuda özel fiyatla satışa çıktı. Bir oteller zinciri pembe fiyatlı odalarından rezervasyon yapanların ödedikleri ücretin yüzde 10’u kampanyaya aktardı.

Bu zincirin kafeteryalarında içilen her kahvenin 2 kronuyla ay boyun kampanyaya desteklendi. Şehrin her tarafına yayılmış olan bir süper market zinciri, ekolojik havuç ve ekolojik elmalarını pembe kurdeleli poşetlerde sattı. Kampanya için hazırlanan ajanda satışa çıktı ve 10 kronu kampanyaya ayrıldı. Ana sponsorların dışında 25 şirket de mağazalarının ve dükkanlarının bir kenarına kurdeleleri koydu ve küçük fiyatlara bu kurdeleler satıldı.

Kampanya için kimse neyi var, neyi yok ortaya koydu denemez. Küçük paralar, küçük destekler verildi. Katılım için meblağ çok ufak olunca okul çağındaki genç kızlardan 80 yaşındaki dedelere herkes kurdelelendi. Zaten bir yakaya kaç kurdele takarsın, günde kaç kahve içersin, bir ay boyunca sürekli mi ekolojik havuç yersin. İster istemez girdeğin bir dükkânda,  para üstü almak yerine bir kerelik olsa da elin kurdeleye uzanı verildi. Sadece bir ay sürdü. Ama yedi yıldan bu yana da aralıksız olarak  disiplinle her ekim ayında düzenlenen pembe kurdele kampanyası azalmayan bir ilgiyle destekleniyor. Çünkü kimse yakana yapışmıyor sen gidip yakana bir şey takıyorsun. Bu yıl ki kampanyada şu ana kadar 280 bin YTL toplanmış durumda. Yedi yılın toplamında 34 milyon YTL kanser fonuna aktarılmış.

İsveç gibi herkesin gidecek bir okulu, başının üstünde çatısı, karnını doyuracak aşı olduğu bir ülkede pembe kurdele takmak kolaydır mutlaka. Bizde de kampanyalar düzenleniyor, büyük bir heyecanla başlayan kampanyalar sonra unutuluyor. Ne zaman bir para toplansa “Bu paralar kimin cebine girecek acaba?” diye bir toplumsal refleks geliştirdik.  Yaşanmış tecrübelere dayandırdığımız bir inançsızlığımız  ve güvensizliğimiz oluştu. Halbuki ne çok şey için elbirliğine ihtiyacımız var.