'Küresel dengesizlikler' düzeliyor mu?
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV
2008-2009 krizinin arka planında “küresel dengesizlikler” diye adlandırılan bir bozulmanın yattığı genellikle kabul görmüştür.

 

2008-2009 krizinin arka planında “küresel dengesizlikler” diye adlandırılan bir bozulmanın yattığı genellikle kabul görmüştür.

Bu “bozulma”, kapitalist dünya sisteminin ana blokları arasındaki cari işlem dengeleri (açıkları veya fazlaları) ile ilgilidir. Esas olarak 1998’de başlamış; on yıl boyunca adım adım ağırlaşmıştır. IMF kaynaklarından türetilmiş olan aşağıdaki tablonun 2007 verileri, sözü geçen “bozulma”nın bitim noktasına ışık tutmaktadır.

Dünya Ekonomisi Cari İşlem Dengeleri, Milyar dolar
screen_shot_2011-04-24_at_7.24.27_am.png

Uluslararası krizin hemen arifesinde (2007’de) durum şudur: Dünyanın en varlıklı ekonomisi olan ABD 718 milyar dolarlık dış açık vermekte ve bu açık Çin ve petrolcüler tarafından kapatılmaktadır. Kapitalist dünya sistemi öyle bir duruma gelmiştir ki, öncelikle yoksulların (ayrıca Almanya ve Japonya’nın) tasarrufları, ABD’nin (ve diğer Avrupalı zenginlerin) abartılı tüketimlerini, ayrıca emperyalist yayılmacılıktan kaynaklanan kamu açıklarını karşılama işlevini üstlenmiştir.

Bu patolojik ve potansiyel olarak istikrarsız durumun öncesinde (örneğin 1980’li yılların başlarından itibaren) ABD sürekli dış açıklar vermeye başlamıştı. Bu ayrıcalık doların dünya parası olması sayesinde mümkün oluyordu. 100 milyar doları nadiren aşan bu açıklar, sistemi fazla zorlamıyordu. Çin, genellikle dış dengede veya “ılımlı” (tek haneli) dış fazla veren bir konumda idi. Petrolcüler dışındaki azgelişmiş ekonomiler de kronik (ve toplam olarak ABD’yi aşan) düzeylerde cari açık vermekteydi. “Süper emperyalist ABD” ile azgelişmişlerin dış açıklarının finansmanı, AB ile Japonya’nın dış fazlalarıyla (sermaye ihracıyla) karşılanmaktaydı. Ülke bloklarının konumları istikrar taşıyordu.

1998’le başlayan on yıllık dönemde ABD’de tasarruf oranları sıfıra yaklaştı; borçlanmaya dayalı tüketim ve emperyalizmin giderleri hızla tırmandı. Sonuç (2007 verilerinin de yansıttığı) astronomik dış açıklar oldu. Dünya ekonomisinin bu yeni bağlantılar sisteminin sürdürülebilmesi için Çin’den, petrolcülerden, azgelişmiş ekonomilerin önemli bir bölümünden, Japonya’dan kaynaklanan fonların Amerika’nın finansal piyasalarına (ve dolarlı rezervlere) artan tempolarda akması gerekiyordu. Böylece oluşan küresel dengesizlikler, ABD piyasalarındaki balonlaşmaya yol açan ana etken olarak ortaya çıktı. Balonun 2008’de patlaması, uluslararası krizi de başlattı. Bunalım metropolde yoğunlaştı; Almanya ile AB’nin “zayıf halkaları” arasındaki asimetrik ilişkilerden kaynaklanan bir başka krizi de tetikledi. Çevre ekonomilerine de yansıdı.

***

Krize karşı oluşturulan savunma ve tepki biçimlerinin farklılaştığını biliyoruz. Sonuç ne oldu? Küresel dengesizlikler hafifledi mi? Kalıcı olarak düzelme belirtileri gösterdi mi? Tablonun 2009 (kriz yılı) ve 2010 (kriz sonrası) verileri bu sorulara ışık tutuyor.

Metropol ekonomileri, dış açık-fazla ayrımına bakmadan para ve (başlangıçta) bütçe musluklarını açtılar; ama, özel tüketim ve yatırımlardaki daralmanın yol açtığı küçülmeyi önleyemediler. Küresel dengesizliklerin hafiflemesine, Amerikalılar ve dış açık veren Avrupalılar (tablodaki “Diğer Batı”) daha fazla katkı yaptı. Bu iki grubun cari açıkları 2009’da hemen hemen yarı yarıya (toplam olarak 451 milyar dolar) azaldı. Dış fazla veren Japonya ve Almanya’da gözlenen uyum ise daha sınırlıdır; cari işlem fazlaları 2009’da sadece üçte bir oranında (toplam 156 milyar dolar) daralmıştır.

Dış fazla veren çevre ekonomileri, dış dünyadan gelen kriz şokunu bütçe harcamalarını artırarak hafifletmeye çalıştılar. Bu ekonomilerde, genellikle küçülme değil, yavaşlama gözlendi. Çin kamu yatırımlarına öncelik vererek 500 milyar dolarlık ek harcama yaptı; kriz öncesinde yüzde 10’ların üstünde seyreden büyüme hızını 2008-2009’da yüzde 9’lara indirdi. Ne var ki, iç talepteki artış, Amerikalıların umduğu gibi ithalata fazla yansımadı; bu ülkenin cari işlem fazlasındaki daralma yüzde 20 oranında (75 milyar dolarla sınırlı) kaldı.

Doğu-Orta Avrupa ve Türkiye gibi yüksek cari açık veren çevre ülkelerinde ise, dış kaynaklardaki daralma, milli gelirlere yansıdı; dış açıklar aşağıya çekildi. Sistemin çevresinde küçülen ülkeler genellikle bunlardan oluştu.

***

Kriz sonrasında (2010’da) küresel dengesizlikler ortamına ağır-aksak bir dönüş vardır. Kriz içinde aşağı çekilen açıklar ve fazlalar, yeniden yükselmeye başlamıştır.

2010 verilerinde fazla dikkati çekmeyen bir değişme, Çin ve petrolcüler dışındaki çevre ekonomilerinin toplam bilançosunun bir yıl içinde dış fazladan 86 milyar dolarlık cari açığa dönüşmesidir. Batı’nın (öncelikle ABD’nin) finansal piyasalarındaki aşırı likidite ve sıfıra yakın faiz oranları, çevre ekonomilerine yüksek düzeyde sıcak para akımları taşımıştır. Bu akımlar, döviz fiyatlarını ucuzlatmış; iç talebi pompalamış; rekabet gücünü hızla aşındırarak, dış ticaret ve cari işlem dengelerini bozmuştur.

Tek tek ülkelere baktığımızda, kriz öncesinde dış fazla veren veya (kabaca) dış denge gösteren Brezilya, Arjantin, Hindistan, Endonezya, Mısır, Fas gibi büyük çevre ekonomilerinin bu konumları 2010’da son bulmuş; sıfırlanmış veya dış açıklara dönüşmüştür. 2007-2010 arasında cari açığını 38 milyar dolardan 49 milyara yükselten Türkiye’yi de bu gruba katabiliriz.

Böylece küresel dengesizlikler, bazı revizyonlarla çeyrek yüzyıl öncesindeki görünümüne, dağılımına dönmektedir: Dış açık veren ülkelerin ön sırasında (biraz “frenlenmiş” boyutlarda) ABD yer almakta; Avrupa’nın zayıf halkaları ve çevre ekonomileri ona eklenmektedir. Dış fazla verenler ise (fiyat hareketlerine bağımlı olan petrolcüleri saymazsak) Japonya ve Almanya ile dünya sisteminin metropolüne geçiş sürecini yaşayan Çin’den oluşmaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız