‘Küresel kriz’ dizisinin ardından...
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
Krizlerin kapitalizmin yapısal sorunlarından kaynaklandığını vurgulamak, gündelik para ve maliye politikalarıyla bu işin içinden sıyrılınamayacağının...

Krizlerin kapitalizmin yapısal sorunlarından kaynaklandığını vurgulamak, gündelik para ve maliye politikalarıyla bu işin içinden sıyrılınamayacağının da altını çizmek anlamına geliyor
BirGün gazetesinin 5 hatırı sayılır Marksist iktisatçı yanında medya ve dış politika uzmanı Noom Chomsky’le gerçekleştirdiği “Küresel Krize Küresel Yanıtlar” dizisinin çok önemli bir işlev gördüğüne inanıyorum. Öncelikle içinden geçmekte bulunduğumuz krizin kapitalizmin doğasından kaynaklandığının, kapitalizmin kaçınılmaz biçimde krizlere gebe bulunduğunun, mevcut devlet yapıları içerisinde, krizlerin faturasının emekçi kitlelere ödetilmesi, sermaye sınıfının en az bedelle bu işten sıyrılması doğrultusunda düzenlemeler yapıldığının altını çizmeleri 6 biliminsanının da ortak noktası oldu. İnan Mutlu arkadaşımız da genelgeçer soruların ötesinde, her araştırmacının özgün çalışmalarını sıkı bir elekten geçirip sorularını duyarlı oldukları konulara yönelterek titiz bir çalışmaya imza attı. İngilizce bilen okurlar, www.workersliberty.org sitesinden bu dizide görüşlerine yer verilen Costas Lapavistas’ın da katkıda bulunduğu 16 metinlik bir portföye ulaşabilirler. BirGün’ün fikr-i takip sergileyerek sol cenahtaki küresel kriz tartışmalarının arkasını getireceğini umuyorum.

HAM HAYALLERE TEKZİP
Krizlerin kapitalizmin yapısal sorunlarından kaynaklandığını vurgulamak, gündelik para ve maliye politikalarıyla bu işin içinden sıyrılınamayacağının da altını çizmek anlamına geliyor. Böylesine derin bir kriz ortamında faizleri indirerek ve merkez bankaları eliyle niceliksel gevşetme (quantitative easing) adı altında özel sektör kağıtlarını satın alarak, para politikalarıyla işin içinden sıyrılmak mümkün değil. Keza devlet bütçesinden, diğer bir ifadeyle vergi mükellefinin cebinden bankaları kurtararak, finans sisteminin yükümlülüklerini garanti ederek de sorunu çözümleyemezsiniz. Dolayısıyla artık krizin dibinin göründüğü, her şeyin eskisi gibi güllük gülistanlık olabileceği ham hayallerini de tüm görüşülen uzmanlar tekzip ediyor.

GEÇİCİ ‘PARLAMA’
Dünya ekonomisinde “yeşil filizlerin” belirdiği, dert ve tasanın artık geride kalmaya yüz tuttuğu, kapitalizmin bildiği gibi yola devam edebileceği anlayışı son zamanlarda hayli taraftar buluyor. Türkiye ve dünya borsalarında mart ayından bu yana gözlenen, yüzde 50’leri zorlayan sert yükselişler de bu tezin piyasalar tarafından satın alındığını gösteriyor. 2009’un üçüncü çeyreğinde reel ekonomide bir kıpırdanma göründüğü ortada. Yıllandırılmış olarak ABD’de yüzde 3.5, avro bölgesinde yüzde 2, Japonya’da yüzde 3.2 üçüncü çeyrek büyümesi bekleniyor. Gerçekten pembe hayallere dalmanın nesnel koşulları bulunup bulunmadığına biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Çünkü bu büyümenin uzun soluklu olacağı çok şüpheli; 2008 sonunda, özellikle 29 Krizi tartışmalarının gölgesinde paniğe kapılan şirketlerin üretimde aniden frene basmaları, göreceli bir normalleşme ortamında ise eriyen stoklarını yenilemeye yönelmeleri büyümenin bir kaynağı.
Diğer bir etmen de Türkiye’deki otomotiv ve beyaz eşyadaki ÖTV ve KDV indirimlerinin yarattığı geçici “parlamanın” benzerinin ABD ve Almanya başta olmak üzere Avrupa’da da gözlenmesi. Halbuki bu uygulamalar aşırı üretim ve aşırı kapasite sorununu erteleyip, ileride daralmanın daha şiddetle ortaya çıkmasına neden olabilir. Çin’deki 4 trilyon yuanlık harcama paketinin ikinci çeyrekte yarattığı sıçramanın, diğer coğrafyalara yayılması, örneğin Almanya’nın yatırım malları ihracatını tetiklemesi de diğer bir etmen. Çin’in bu tempoyu daha ne kadar zorlayabileceği de ayrı bir tartışma konusu.
2009’un bütününe bakıldığında IMF’nin Temmuz 2009 Dünya Ekonomik Görünüm raporunda 2009’da küresel ekonominin yüzde 1.3 gerileyeceği tahmin ediliyor. Bu, Ocak 2009’daki  yüzde 0.5 daralma tahmininden de beter. Özellikle kamu açıklarının OECD ülkelerinde GSMH’nın yüzde 8.7’sine varması, ABD’de ise GSMH’nın yüzde 11.7’sine kadar tırmanması büyüme alametlerinin sürdürülebilirliğini tartışmalı kılıyor.

‘SINIFSAL ÖNYARGI’YLA MALUL PAKETLER
IMF’nin Küresel Finansal İstikrar Raporu, 1950 milyar doları likidite desteği, 2525 milyar doları varlık alımı, 4480 milyar doları garantilerden oluşmak üzere ABD, avro bölgesi ve İngiltere’de finansal sisteme 8955 milyar dolarlık destekte bulunulduğunu gösteriyor. Bu tarz destekler ve vergi indirimlerinin büyüme ve istihdama etkileri sınırlıdır. Halbuki yoksullara aktarılacak kaynaklar doğrudan talebe dönüşeceği için, kamu yatırımları da çarpan etkisiyle üretime ve yatırıma daha fazla katkıda bulunacakları için dünya ekonomisinin selamete çıkabilmesi açısından daha hayırlı sonuç verebilirlerdi.
Krize yönelik uygulanan paketlerin “sınıfsal önyargıyla” malul bulundukları, sermayenin sorunlarını aşmaya endekslendikleri ortada. Obama’nın sağlık reformuna karşı gelişen aşırı sağcı reaksiyon, bazı kesimlerin bu kadarına bile rıza göstermeyeceklerinin resmi. Öyleyse ne yapmalı? sorusuna BirGün’ün soru yönelttiği tüm uzmanlar “örgütlenme” yanıtını veriyor. Örneğin Michael Yates’in, hem de İstanbul’daki sel felaketinden önce sarfedilmiş şu sözlerini hatırlarsak:

ÖRGÜTLENMEK, PES ETMEMEK...
“Kapitalist ekonomilerde bir kriz patlak verdiğinde bunun faturasını sürekli işçiler ve çiftçiler öder. Nasıl bir doğal felaket olduğunda bundan en çok etkilenen yoksullar oluyorsa, aynı şekilde ekonomik felaketlerden de en çok onlar etkilenir. Neden aynıdır. Yoksullar kendilerini tehlikelerden koruyacak araçlara sahip değildirler. Patronların fabrikayı kapatmasını, işsiz kalmayı engelleyemezler. Sadece örgütlenebilirlerse karşı durma şansları olabilir.”
Krize karşı soldan yana, emekten yana yanıtlar vermeye çalışan altı değerli şahsiyet de Türkiye’ye ilişkin ayrıntılı bilgileri bulunmadığını içtenlikle ifade ediyor. Demek ki bize düşen, enternasyonalist ufkumuzu kaybetmeden, kendi coğrafyamızdaki emekçilerin, ezilenlerin krizle katmerlenen sorunlarına çözüm aramak, örgütlenmek, kolay pes etmemek. IMF-Dünya Bankası’nın İstanbul’da gerçekleşecek yıllık toplantısı rüştümüzü ispat etmek için önemli bir fırsat oluşturuyor…