Kürt Sorunu ve Rehineler
BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA

“Birkaç Mehmet şehit oldu diye meclisi toplayacak değiller”miş! Umurlarında değil elbet niye olsun? Hüseyin Aygün kaçırıldı. "PKK CHP'li Hüseyin Aygün'ü misafir etmiş, muhabbetiniz bol olsun, bu millet bu numarayı yemez"...dedi. şamil tayyar “yeni” akp’nin “eski” “kadim” tabanının sözcüsü. 48 saat sonra sağ salim serbest kalıp evine döndü Aygün. Üşenmedi “Şamil Tayyar vakası” rabbine sığındı utanmazlığının faturasını da bize kesip Allaha havale etti bizi. Kadir gecesinde bile nefis terbiyesini unutup “ben haklı çıktım” diye böbürlenip yazılar döşendi. Aygün’ün başına bir şey gelse idi, kendi başına gelenden kendi sorumlu olacak, Tayyar hep haklı çıkacaktı zaar.

Hükümete bakalım, hükümetimizin duyarlı “kesimlerinin” bundan evvel kaçırılan askerler, işçiler, mühendisler umurlarında mı idi? Bunca senedir kaç kişinin kaçırıldığına dair bir bilgi duydunuz mu hükümetten? Kendi ilçe başkanları dahil hükümetten herhangi bir girişim geldi mi bu güne dek bu insanlarla ilgili? Yok. Nefret ettikleri ve insanlık dersi verdikleri İsrail’de bir asker kaçırılmıştı 2006’da Hamas tarafından, Gilad Şalid hatırlar mısınız? 18 Ekim 2011’de serbest kalana kadar İsrail kamuoyu Şalidle yattı Şalidle kalktı. “Öldürmeyi iyi bilen” İsrail hükümeti bir Şalid’ine karşılık tam tamına 1.027 Filistinli hükümlüyü serbest bıraktı. Yok ama İsrail’e insanlık dersi veren AKP hükümeti “teröristlerin dümen suyuna girip” “birkaç Mehmet şehit oldu diye” meclisi toplayacak değil. Değil! İsrail insanlık dersi öğrensin.

Peki bir de diğer taraftan bakalım. Nedir KCK operasyonları. Her alandan Kürt meselesine değen herkesin, “ova”daki her faaliyetten, siyasetten, akademisyen, gazeteci sendikacı, öğrenci kadın, genç demeden uzaklaştırılma operasyonu. Büşra hocadan alıntılayalım “Kürt sorunu çerçevesinde karşılıklı olarak yürütülen müzakereler kesintiye uğrayınca -ki bunun ne benimle ne de BDP yöneticileriyle alakası var- rehine olarak alınması”! Seçilmiş bir milletvekilinin kaçırılması ile PKK ve demokrasi tartışması yapan köşe yazarlarını, en azından KCK operasyonu ile siyaset dışına atılan seçilmiş milletvekilleri ve belediye başkanları konusunda da tutarlı bir çizgi beklemek hakkımız. Zira medyunu oldukları parlamenter demokrasilerde hukukun üstünlüğü diye bir şey var. Kitabına uydurup kanun çıkartıp, özel yetkili mahkeme icad edip ifade özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlükler devlet tarafından zırt pırt kısıtlanamaz. Ama bu köşe yazarları diyorlarsa ki “PKK orada bir devlettir, hukukun üstünlüğü prensibine uysun”, bizce sakıncası yok, ama bu fikirlerini bendesi bulundukları iktidarla bir müzakere etsinler deriz haddimizi aşarak!

Velhasıl, Hüseyin Aygün sağ salim evine dönmüştür. Darısı “burada bulunan kardeşlerin olduğunu unutma abi” diyen ve zorunlu askerlik ile sebebi olmadıkları bir savaşın zorunlu askeri olan bize selam gönderen çocuklarımızın başına. Ama o soru ortada durmaktadır. O soru otuz senedir yapılan 15 sınır ötesi, ve bilmem kaç sınır içi büyük operasyonların neticesizliğine rağmen, bölgede etkin “eli silahlı” “karşı tarafın” defaatle çözüm ümidiyle ilan ettiği ateşkeslere rağmen sürdürülen savaşı sonlandırma ve bu çocukların selamını alma cesaretini kimin göstereceğidir. Her şeyi “bilenler”, buyurun top sizde.