Kütüphane Haftası kutlu olsun: Kütüphaneyi Babilliler kurdu ilk kütüphaneci de Demetrius
27.03.2018 07:42 YAŞAM
Kütüphanelerde sessizlik konusunda kuralları Oxford Üniversitesi, hem de 1412’de koydu diye bilinir. O zamana kadar gürültüden geçilmez yerlerdi kütüphaneler

Bu hafta Kütüphane Haftası. AKP Genel Başkanı’nın, “Öyle kitaplar vardır ki bombadan daha tesirlidir” dediği Türkiye’de gerçekten bu haftayı bilen, anımsayan, kutlayan var mıdır?

Türkiye’de 1964 yılından beri mart ayının son pazartesi günü ile başlayan hafta Kütüphane Haftası olarak kutlanıyor oysa. Hafta’dan amaç, “öğrencilerde okuma alışkanlığını, zevkini geliştirmek, kitap sevgisini artırmak, okuyucuların kitaplardan daha çok faydalanmalarını sağlamak, kütüphanelerde uyulması gereken kuralları öğretmek, halkı kütüphanelerin gelişmesi için bilinçlendirmek.”

Bu ne kadar başarılabildi bilmiyoruz. Ama kitabı sevenler, kütüphanelerin ne kadar güzel kurumlar olduğunu bilirler. İçine girildiğinde hissedilen o kitap, dergi kokuları, o muhteşem sessizlik ne büyük zevktir. Ne zaman girdi yaşamımıza kütüphaneler? Kime borçluyuz bu güzel kurumları?
Kütüphaneyi ilk kuranların Babilliler olduğunu biliyoruz. Kimi tarihçiler, MÖ 1700’ü gösterirler Babillilerin kütüphane kurdukları tarih olarak. İlk kütüphanecinin de Demetrius olduğu söylenir.

Herhalde Mısırlıları da unutmamak gerekir. Onların da kitaba, kütüphaneye düşkün oldukları yönünde kuvvetli iddialar vardır. Sadece papirüse yazdıkları için Mısırlılardan günümüze kalan fazla metin yoktur. Bilinir, Mısır’ı yöneten firavunlar 34 sülaleden oluşuyordu. Altıncı sülale devrinde bir hükümet katibinin öldüğünde mezar taşına, iftihar ettiği en önemli şeyin, bir kütüphane kurucusu olduğunun yazılmasını vasiyet ettiği de söylenir. Firavun mezarlarında yapılan kazılardan elde edilen bilgiler arasında, kütüphaneden sorumlu bir de hükümet üyesine rastlanılmıştır ki, bu Mısırlılarda kütüphaneciliğin ne kadar ciddiye alındığını gösterir. Diodoros adlı bir Yunan tarihçi, Osmondyad adlı bir Mısır hükümdarının mezarında bir kütüphane olduğundan söz ediyor Balcızade Tahir Harimi’nin yazdığına göre. 11. yüzyıldan beri Müslüman Ortadoğu’da yüzlerce kütüphane vardır. Hatta Şiraz’daki kütüphane 360 odalıdır.

Kitap tapınağı: İskenderiye

Efsanevi İskenderiye Kütüphanesi her açıdan önemliydi. Sadece kitap sayısının çokluğu ya da kitapların değeri açısından değil, kütüphanecilik bilinci açısından da İskenderiye Kütüphanesi’nin eşi benzeri yoktu (Ama Umberto Eco, İskenderiye’de sanıldığı gibi çok sayıda kitap olmadığını iddia eder). Geniş bir meydanda, mermerlerden yapıldığı belirtilen bu kütüphanenin koridorları dönemin en muhteşem heykelleriyle süslüydü. Kitaplar sığmayınca bir ek daha yapıldı bu binaya. İskenderiye Kütüphanesi memurları, ele gecen kitapların satın alınması için emir almışlardı. Sahiplerinin kütüphaneye vermek istemedikleri nadide kitapları hiç değilse kopyalamak için hattatlardan ekipler de kurulmuştu. Mısır’a dışarıdan getirilen her kitabın önce İskenderiye Kütüphanesi’ne getirilmesi yasal olarak zorunluydu. Kopyası olmayan kitaplar çoğaltılıyor, asılları kütüphaneye konuyor, kopyaları sahiplerine veriliyordu.

Sadece kopya değil, aynı zamanda tercüme de ediliyordu kitaplar. Mısır krallarından biri, İskenderiye’ye getirttiği Yunanca bilen çok sayıda Yahudi bilgine, Tevrat’ı Yunan diline çevirtmişti örneğin.

Kütüphanenin fihristlerini de hem İkinci hem de Üçüncü Batlamyos zamanında kütüphanenin en üst düzey yetkilisi olan Callimacos düzenlemiştir. Büyük tomarlar halinde olan kitapların okunup, incelenmesi zordu. Callimacos, aralarında Heredot’unkilerin de bulunduğu kitap tomarlarını ciltlere ayıran kişidir.

kutuphanecilik-haftasi-kutlu-olsun-kutuphaneyi-babilliler-kurdu-ilk-kutuphaneci-de-demetrius-443833-1.

Şu sessizlik var ya

Kütüphanelerde sessizliğin nasıl sağlandığı merak edilir mi bilmem ama sessizlik konusunda kuralları Oxford Üniversitesi, hem de 1412’de koydu diye bilinir. O zamana kadar gürültüden geçilmez yerlerdi kütüphaneler.

Bizde de Ahmed Vefik Paşa, Cevdet Paşa gibi önemli kişiler başka özelliklerinin yanı sıra kütüphaneleriyle de ünlüydüler. Ahmed Vefik Paşa’nın kitaplığı için “Osmanlıların topladığı koleksiyonların en önemlilerinden biriydi” diyor Salah Birsel. Üç dört bini aşkın, ciltciliğinde en üstün örnekleri olan kitaplardı bu kitaplıktakiler.
Sultan Bayezid devrinin tanınmış şahsiyetlerinden Müeyyedzade Abdurrahman Efendi de öldüğünde geride yedi bin ciltlik bir kütüphane bıraktı.

Toplama kütüphaneler

Bazı kütüphaneler vardır ki, dünyanın her bölgesinden en nadir eserleri barındırır bünyesinde. Asıl ait oldukları topraklardan yağmalanarak ya da satın alınarak getirilmiş olması yürek yakıcı olsa da en azından daha iyi korunuyor diye düşünüyor insan yine de. Berlin Üniversitesi’nde, 1886 yılında 2 bine yakın Sanskritçe yazmanın olduğunu söylerler. İngiliz ordusunun baş doktoru olan bir görevlinin 1903’te British Museum’a 2 bin kadar Tibet kitabı ile el yazması yolladığı da biliniyor, nereden bulmuş ya da nasıl toplamışsa. Arkeolog Aurel Stein de 1907’de Çin’in batı sınırında Buda tapınaklarının olduğu Dunhuang mağaralarında bulunan 40 bin ruloyu, bunları asıl bulan kişi olan Wang Yuanlı adlı birinden sadece 220 sterline satın alıp, British Museum’a vermiştir. Fetihlerde, işgallerde en çok yağmalanan yerler kütüphaneler oluyor. Her dönemde böyle bu. 1794 yılında Rus askerleri işgal ettikleri Polonya’nın Varşova kentinden 400 bin cilde yakın kitaba St. Petersburg Kütüphanesi için el koydular.

Kitlesel ayaklanmalar, savaşlar çok sayıda kütüphaneyi, resmi ya da özel arşivi yok etti. Birinci Dünya Savaşı sırasında bir Alman birliği Varşova’daki devlet arşivlerinin tamamına yakını ortadan kaldırdı. İkinci Dünya Savaşı’nda da Berlin’deki Staatsbibliothek’ten 350 bini bombalamalar sonucu olmak üzere 650 bin cilt kitap kayboldu. 1992’deki iç savaşta Saraybosna Milli Kütüphanesi, 2003 Irak İşgali sırasında da Bağdat Milli Müzesi yağmalandı.

Hangi yöntemle olursa olsun gittikçe büyüyen kütüphaneler de var. Göttingen Üniversitesi Kütüphanesi’nin 1800’lü yıllarda 200 bin kitabı vardı. British Museum’un 1837’de 235 bin kitabı varken bu rakam 1856’da 540 bine çıktı.

Halk kütüphanelerinin çok eski bir geçmişi var elbette. Roma’da MÖ 39 yılında Asinius Pollio tarafından kurulmuş olan bir kütüphaneden söz edilir. Eski Atina’da bir kütüphane var mıydı bilinmez ama Sahte Plutharkos On Söylevcinin Yaşamı adlı kitabında MÖ 390-324 yılları arasında yaşamış olan oyun yazarı Lycurgus’un oyunlarının birer kopyalarının devlet kayıt dairesinde saklanması gerektiğini yazdığına göre kütüphane işlevi gören bir kurum olduğunu düşünebiliriz.
Kişisel kitaplıklardan da söz edelim biraz. Rus tarihçi Nikolay Karamzin de, 1812 yılında yanan evinde tüm kitaplığını kaybetti. Sadece tek bir çalışmasını, ünlü mü ünlü History of Russian State adlı kitabının notlarını kurtarabildi. En gerçekçi yazılmış Rus tarihi sayılır bu kitap. Önceki tarih kitapları esrarlı manastır ya da azizlerin hikâyeleri ile doludur çünkü. Vatanseverlik duyguları ağır basan kitaplardı bunlar.

Karamzin’in kitabı, edebi bir kaliteye de sahiptir derler. 12 bölümden oluşan kitabın ilk baskısı 1818 yılında yapıldı. Puşkin, “bir ay içinde 3 bin sattı” diye bilgi verir bu kitap hakkında. Bu o güne kadar görülmemiş bir sayıdır. Kitabın etkisi büyük olmuştur dönemin Rusya’sında. Kitap sayesinde, “yüksek sınıflara mensup hanımefendiler tarihlerini okumaya başladılar” diye de yazar Puşkin. “Bu bir keşiftir. Karamzin’in eski Rusya’yı keşfedişi, Kolomb’un Amerika’yı keşfi gibidir” diye de ekler. Yani, o yangında yok olup gitseydi bu önemli kitap, yeniden yazılabilirdi elbette ama ne çok şey yitirilirdi yine de kim bilir?

Yangın deyince İbni Sina kaynaklı doğrulanmayan bir bilgiyi de eklemeliyim. Derler ki, Buhara Emiri’nin gözüne girip, kütüphanelere rahatça girip çıkan İbni Sina, emirliğin kütüphanesinde bir yıl, geceli gündüzlü çalışıp okumuş. Bir süre sonra bu kitaplığın yanarak yok olduğu, yangını da, o güzel kitapları kimse okumasın diye İbni Sina’nın çıkardığı söylenir. İnanılması zor bir söylentidir denir bunun için.

Yangın: En büyük kitap düşmanı

Yangın en büyük kitap düşmanlarından biri gerçekten de. William Blades 1888 yılında yazdığı Enemies of Books (Kitabın Düşmanları) adlı kitabında en büyük düşman olarak yangını sayar. Örnekler de verir.

Ünlü Amerikan Kongre Kütüphanesi 1851’de yandığında çok değerli 35 bin cilt kitap yok oldu. 1904’te hatalı döşendiği belirtilen elektrik kabloları yüzünden çkan yangında Torino Kütüphanesi’nde ne kadar kitap yandı bilmiyorum ama zarar herhalde az değildi.

Kitapların zarar görmesine yol açan çok sayıda doğal afet var ama bunların hiçbirisi ateş kadar yok edici değil. Bu konuda liste yapmak bile sıkıcı. Kundaklama, havai fişek kazaları, sobaların neden olduğu yangınlar. En korkunçu da kitapların dini ya da ideolojik gerekçelerle yakılması.

Kuzey İtalya’da Lombardiya bölgesindeki Cremona kentinde 1569 yılında İbranice dilinde basılmış 12 bin kitap ile 5 bin Kuran, inanca aykırı olduğu gerekçesiyle herkesin gözünün önünde yakılmıştı. İngiltere’de de Refarmosyon süresince en büyük kitap imhası gerçekleşti. Antikacı Bale’in 1587’de yazdığına göre, bir manastıra ait kitaplar manav ya da sabun dükkanlarına satıldı o dönemde.

1700’lü yıllarda Birmingham’da başgösteren bir ayaklanmada Dr. Priestley, Gordon ayaklanmasında da Lord Mansfield adlı kitap tutkunlarının kitap koleksiyonları ateşe verildi. 1870’de Alman ordusunun top atışına tuttuğu Strasbourg’un muhteşem kütüphanesinde de Gutenberg ile ortakları arasındaki ticari davanın orijinal belgelerinin yanı sıra ilk İncil’in de yandıgı söylenir.

Yangından söz etmişken Stendhal de akla gelmeli. Napolyon ordusunda askerken, Moskova’nın Fransa tarafından işgaline de tanık olan yazar, alevler içindeki Moskova’dan Voltaire’in bir eserini kurtarır. Tabii ki tek nüsha değildir bu ama güzel ciltlenmiş, her kitapseverin sahip olmak isteyeceği bir kitaptır. Ama savaş bu. Tuttuğu günlüğü ile birlikte Voltaire’in kitabının da bulunduğu çantasını Kazaklara kaptırır Stendhal.
Kütüphane Haftası’nda konumuz kitaplar olsun istedim bu hafta.