Kuyruklu hikâyeler
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY
Yüzyıllar boyu insanın sadık dostu köpeklerin dünyanın farklı köşelerinden beyazperdeye yansıyan hikâyeleri Pera Film’de bir araya geliyor. 'Kuyruklu Hikayeler: Sinemanın Köpekleri’ başlıklı programda 10 filmlik bir seçki izleyeceğiz

Mevsimin göbeğinde olduğumuz için her taraftan festival haberleri, duyuruları yağıyor. Bir tanesi de Pera Film’den geldi. Peracılar sezona ‘Kuyruklu Hikâyeler: Sinemanın Köpekleri’ programıyla devam ediyor. Program 10 Şubat’ta başladığı için, !f’i bir sonraki haftaya bırakıp bu hafta Sinemanın Köpekleri’ni duyuralım dedik. ‘Sinemanın Köpekleri’, dostumuz köpeklere dair dünyanın dört bucağından farklı hikâyeler anlatacak. Animasyon, belgesel ya da kurmaca olarak, ister komedi ister gerilim, kimi avangart ve kült yapımlarla, köpeklerin dünya sinemasındaki yerini 10 filmle göreceğiz.

İçlerinde bildiğimiz filmler de var: Örneğin, Kornél Mundruczó’nun Cannes Film Festivali’nde ‘Belirli Bir Bakış’ ödülü kazanan filmi ‘Beyaz Tanrı’, Todd Solondz’un ‘Wiener-Dog’u, bir de Laurie Anderson’ın köpeği Lolabelle’e olan koşulsuz sevgisini anlattığı ‘Köpeğin Kalbi’.

kuyruklu-hikayeler-242314-1.

Bu listede daha önce !f İstanbul programında, CKM’de izlediğim ve çok sevdiğim bir filmi de görmek hoş bir sürpriz oldu. Kelly Reichardt’ın yönettiği, 2008 yapımı ‘Wendy and Lucy’. Wendy’yi, bu yılın Oscar adaylarından Michelle Williams oynuyor. Onun oynadığını aklınızdan çıkarmayın, çünkü unutursanız, ya da bu çağda pek mümkün değil ama, bu filmde oynadığını bilmiyorsanız, tanımama ihtimaliniz olabilir. Sonra da benim gibi hayretler içinde kalırsınız. Tamam, Williams benim için mevcut en iyi kadın oyunculardan biri ama, gene de Wendy’deki farklı fizik kafamı karıştırmış olsa gerek. Bir kere de, geçen hafta yazdığım gibi, ‘White Lies’da John Hurt beni aynı şekilde şaşırtmıştı.

kuyruklu-hikayeler-242315-1.

‘Wendy and Lucy’ye gelecek olursak, hikâyemiz de filmimiz gibi (80 dakika) kısa. Köpeği Lucy’den başka hiçbir şeyi olmayan Wendy, Oregon ve Washington eyaletlerinden geçerek Alaska’ya gitmeye çalışıyor. Alaska’yı niye seçmiş? Belki de arabayla gidebileceği İngilizce konuşulan yerlerin en uzakta olanı diyedir. Bir de, Alaska’da Ketchikan’daki balık konserve fabrikasında iş bulabileceğini düşündüğü için. Asıl ihtiyaçları ise arabasını tamir ettirmek, köpeğini beslemek. Olay örgüsü yok, bir zaman çizelgesi yok. Michelle Williams’ın yorumu bize onun dışa değil de içine bakan, azimli biri olduğunu gösteriyor o kadar. Hatta azmi onun odak noktası.

Aktris, “Yalnız insanları ve toplum dışı kalanları hep kendime yakın hissetmişimdir, neden bilmem” diyor. “Herhalde bağımsız sinemayı da ondan kendime yakın hissettim. Sistemin dışında çalışmak istedim, onun için de şöhret benim için bir muamma. Sistem seni istismar etmeden sen onu istismar edebilir misin?”

kuyruklu-hikayeler-242316-1.

‘Wendy and Lucy’yi 11 Şubat Cumartesi saat 14.00’te, 25 Şubat Cumartesi de saat 16.30’da izleyebilirsiniz. Gene çok sevdiğim ‘Köpeğin Kalbi’ ise, 24 Şubat Cuma 21.00’de ve 25 Şubat Cumartesi 13.00 ve 15’te.

Bu arada, 27 Ekim 2016’da İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde (Tepebaşı) başlamış olan bir sergi de ‘Sinemanın Köpekleri’ne eşlik ediyor: “Dört Ayaklı Belediye - İstanbul’un Sokak Köpekleri”. Küratörü Ekrem Işın, danışmanı Catherine Pinguet olan sergi de 11 Mart’a kadar açık, aklınızda olsun.

Ayrıntılı bilgi için Pera Müzesi web sitesine başvurabilirsiniz.

Not: Geçen hafta John Hurt yazısının heyecanı ile, alttan üçüncü paragrafın ilk cümlesinin sonunda “Allah gecinden versin,” demişim. Cümlenin son kelimesi “demiştik”i düşürmüşüm: “Allah gecinden versin”. Ölümünü kabul etmek istemedim demek ki. Özür dilerim.