Labirentindeki iktidar
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
İktidarın bir evcilleştirme alanı yarattığı ütopyasında, doğrusal iple kendine bağladığı kuklaların distopyası. İktidarın ütopyası, bizim distopyamızdır

İktidar, bir labirent gibi kapatıyor ülkeyi, merkezinde kendisi. Paleontolog Andre Leroi-Gourhan ilk yerleşiklerin mekânını, merkezinde tahıl ambarı olan, eş merkezli halkalar şeklinde tanımlamıştı. Hiyerarşik toplumlarla birlikte bu merkez, iktidarın yerine dönüştü. Rönesans’ta ortaya çıkan ütopyalar da aynı mekânsal örgütlenmeyi yineliyor: Tek bir merkez etrafında yayılan halkalardan oluşan ve yerleşikleri doğadan, çokluktan koruyan ve mutlak düzeni, tekçi anlayışı dayatan mekânsal örgütlenme.

YOLUNU BULMAK KOLAY!
İç içe geçmiş halkalardan oluşan labirent, kendi tekçi anlayışını korumak, dışarıdan gelebilecek ve gelmesiyle birlikte merkezi çökertecek olan çokluğun içeri sızmasını önlemek için iktidarın inşa ettiği karmaşık bir mekândır. Çokluk labirentten dışlanmıştır. Çemberin içine dâhil olanlar, çemberin içindeki tekçi düzene, hiyerarşiye boyun eğenlerdir; yani inisiye olanlar labirentte girebilir sadece. Labirente kabul edilmek için bir inisiyasyon töreni gereklidir.  İnisiasyon sözcüğü bir yere girmek, kabul edilmek, başlamak anlamlarına gelen latince “initium” sözcüğüne dayanır. İktidarın düzenini ve disiplinini kabul edenler (inisiyeler), labirentte hangi yolu izleyeceklerini bilirler. Labirentin karmaşıkmış gibi gözüken yolunu çözüp merkeze ulaşabilmek için Theseus ve Minotauros mitinde olduğu gibi bir ipe gerek vardır her zaman. İnisiye olanları bu ip merkeze, yani iktidara bağlamıştır. Theseus, ip sayesinde merkeze ulaşmış,  Minotauros’u öldürüp kahraman olabilmiştir ya da bir politik grup merkezi ele geçirdiğinde iktidardır. Yahut kişi, spiritüal bir yolculuğa çıkmıştır; Osmanlı tarikat geleneğindeki “seyru süluk”, merkezdeki bilgiye ulaşmak için çıkılan yolculuk demektir, merkeze ulaştığında kemale ermiştir artık. “Süluk” sözcüğü yol anlamının yanı sıra ip anlamına da gelmektedir, merkeze bağlı ip. Ariadne, labirentte yolunu bulabilmesi için ip verdiğinde Theseus inisiye olmuş ve merkezin yolunu tutmuştu çoktan.  Merkezin çekim gücüne kapılanların nasıl da ellerinin kollarının ve zihinlerinin bağlandığını görüyoruz bugün de.

Merkeze ulaşmanın bilgisine sahip olan kişi, labirentin iç içe geçmiş halkalarında yolunu kolaylıkla bulabilir. Yabancı için kafa karıştırıcı olan, yolu karmaşık hâle getiren eğrilik, inisiye için doğrusal bir ip haline gelmiştir. Ve tüm ütopyalar, içerinin bilgisine sahip, yüzü hep merkeze bakan, doğrusal bir yol üzerinde hareket eden mutlak düzenin mutlu insanları içindir. 20.yy’ın şehir ütopyasını yaratan Le Corbusier de şehrinde eğri çizgileri, kıvrımları ortadan kaldırmıştır. Çizgiselliği ve dik açıları göklere çıkaran Le Corbusier, eğri yolları eşeğin yolu olarak tanımlarken labirentini doğadan, çokluktan kesin olarak ayırır: “İnsan dosdoğru yürür, çünkü bir hedefi vardır... Eşek zikzak çizer” (Şehircilik, çev. Pelin Kotas, Daimon Yayınları). İktidarın labirentine, kıvrımlı bir yabancı olan doğa giremez; bu ütopya sadece iktidarın mutlak düzen merkezine bağlanan doğrusal insanlar için tasarlanmıştır.

İKTİDARIN ÜTOPYASI
“Bir şehir… insanın doğaya egemen oluşudur. Doğaya karşı insani bir eylemdir” diyor, kitabının açılışında Le Corbusier. Doğaya kendini kapatmış ve kendi üzerine kapanmış ütopyaların (olmayan-yerlerin), doğadan, yerden tamamen ilişkisi kesilmiş, Marc Augé’nin terimiyle, “yer-olmayanlara” (non-place) dönüşmeleri kaçınılmazdır. Yer-olmayanlarda ne doğa ne de insan vardır; sadece labirentin merkezindeki iktidarın ipine bağlı kuklalar. 20.yy’ın kentlerini eleştiren John Fowles, “Geometrik ve doğrusal kentlerin insanları, geometrik ve doğrusal olur” diye yazdığında (Ağaç ve Doğanın Doğası, Afa Yayınları), yeryüzünün eğri yüzeyinde bir kıvrım olan insanın ölümünü vurguluyordu. İktidarın bir evcilleştirme alanı olarak yarattığı ütopyasında, doğrusal iple kendine bağladığı kuklaların distopyası. İktidarın ütopyası, bizim distopyamızdır. 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız