Laiklik: Her ülkeye lazım
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL
Sadece sevdiği adamla birlikte olmak istediği için katledilen Prenses Mişa da, ülkelerindeki haksızlıklara baş kaldırdıkları için saraya hapsedilen Prensesler Seher ile Hala da laik bir toplumun değerini bizden daha iyi bilirlerdi herhalde

Bodruma’a 75 metrelik süper lüks yatla gelen Suudi Arabistan Kraliyet ailesinin mensupları kentin tadını çıkarmışlar bir hayli. Bodrum’dan önce Yunanistan’ın Mikonas adasında da konaklamışlar. Konuklarımız şunlarmış: Prens Waleed Bin Abrahuel Al-İbrahim, Halid Bin İbrahim El İbrahim, Abdulaziz Bin İbrahim El İbrahim, prensesler Ameerah Al Taweel, Sara Bin Talal Bin Abdulaza Al Saud.


Bendeniz ilk kez Suudi prenseslerini bikinili görmüş oldum. Ülkelerinde burunlarının ucunu bile göstermelerinin yasak olduğu genç kadınlar bunlar, malum. Gören başkaları ne düşündü bilemem ama bu gördüklerim bana laikliğin herkese lazım olduğu gerçeğini anımsattı bir kez daha. Laiklik, doğalarına karşı koymaları istenen iman mensuplarını kurtaran yegane olgu, kim ne derse desin. Bir Suudi’nin yatla açıldığı denizde, “kızlı, erkekli” yüzmek için (isterse Kraliyet ailesi mensubu olsun), laikliğe ihtiyacı var. Oysa tüm yaptıkları, (Suudi yoksulu yapamıyor elbette) zenginlikleri bir yana, kaç göç olmadan denize girmek. Hepsi bu. “Doğamıza uygun” bir aktivite yani. Kraliyet mensubu da olsalar konuklarımız “doğalarına” karşı olan dinden, şeraittan kurtulmak için kapağı Türkiye’ye de atıyorlar.

Liberal takım benim için de rahatlıkla “laikçi teyze” muamalesi çekerdi bir iki yıl önce yazsaydım bu cümleleri. Şimdi pek bir utanç verici haldeler. Dincilerle beraber demokrasi kuracakları konusunda biliyorsunuz “kandırıldılar”. (Nuray Mert adlı dinci fasıl gecelerinin müdavimi akademisyen kandırıldığını yazmıştı biliyorsunuz). Koca koca akademisyenler, romancılar, profesörler dincilerce kandırıldılar ama ne hikmetse “laikçi teyzeler”i hiç bir dinci kandırmayı başaramadı.
Laikliği her derde deva gördüğüm yok elbette ama bizde nasıl uygulandığı konusunda eleştirilerimiz saklı kalmak koşuluyla, değerini bilelim diye yazıyorum bunu.

Hizmetçisini öldüren Suudi Prens
Ülke sınırları dışında dilediği hayatı yaşayan bir dolu Suudi zengini var, Kraliyet mensubu ya da değil. 2010’da, İngiltere’de Prens Suud Abdülaziz bin Nasır el Suud’un kahramanı olduğu birt skandal patlak vermişti. Suudi prensin Londra'daki bir otelde hizmetçisini öldürdüğü ,32 yaşındaki hizmetçi Bandar Abdülaziz'e çoğu zaman cinsel şiddet uyguladığı da ileri sürülmüştü. Londra ağır ceza mahkemesinde görülen davada, Prens Suud Abdülaziz bin Nasır el Suud cinayetle suçlanmıştı.

Ülke sınırları dışına çıkınca bastırılmış ne kadar duygu varsa onu yaşama şansını laiklikte ya da sekülerlik de buluyor Prens gibiler. Kendi ülkesinde olsaydı kesinlikle ölümle sonuçlanacak bir davaydı bu. En masum ilişkiler bile bu uğursuz ülkede şeriata göre ölümle cezalandırılıyor çünkü. Prens hem eşcinsel ilişki yaşamaktan hem de cinayetten öldürülebilirdi rahatlıkla. Aklıevvel dinci şeriatı “sapıklığı” ortadan kaldıran bir kurum olarak görüp övebilir elbette ama yıllardır uygulanmasına rağmen bu vahşi cezalandırmalar çok da engelleyici olmuş değil.

Bir Prenses Mişa vardı
Yıllar önce Türkiye basınında hakkında yapılan haberlerde Mişa diye söz edildi ondan ama asıl adı Mishaal bint Fahd’dı. 1958 doğumlu bir prensesti Mişa. Ailesi eğitim görmesi için onu Lübnan’a yolladı. Prenses Mişa, şeriata göre yasak olduğunu bilmesine rağmen, Lübnan’ın laik ortamına da güvenerek orada halktan birSuudi Arabistanlı erkeğe aşık oldu. Kraliyet ailesinin asla kabul edemeyeceği bir durumdu bu. Prenses Mişa, ülkesine getirilerek kocasıyla birlikte “yargılandı”. Evlenmeden bir erkekle yan yana görüldüğü için taşlanarak ölüme mahkum edildi. Sonradan cezasının kurşuna dizilerek infazına karar verildi. 1978’de sevdiği adamla birlikte öldürüldüğünde henüz 19 yaşındaydı.
laiklik-her-ulkeye-lazim-314439-1.
Hayatı belgesellere, filmlere konu oldu. İngiliz yapımı bir belgesel yüzünden İngiltere ile Suudi Arabistan arafsında diplomatik ilişkiler bir hayli gerilmişti de.

Dilediği gibi denize girebilmek için Mikonos ya da Bodrum’a gelen Prens ile Prensesler gibi davranan bir başka Prenses daha vardı. Yine İngiltere’de, 2006 yılında başkasıyla evliyken bir İngilizden evlilik dışı çocuğu olan, adı açıklanmayan prenses ülkesine dönmesi halinde taşlanarak öldürüleceği gerekçesiyle İngiltere’den sığınma istemişti. Sığınma isteği kabul edilen prenses Suudi Arabistan’da kendisinden bir hayli yaşlı biriyle evlendirilmişti. Londra’ya geldiğinde hamile kaldığı İngilizle tanışmıştı. Çocuğunu doğurduktan sonra ülkesindeki kocasıyla da kendi ailesiyle de tüm iletişimini koparan prenses Suudi Arabistan’a gönderilmiş olsaydı recm edilecekti.

Arabistan’da şeriatçı dışarıda laik
Bodrum’daki o prenslerle prenseslerin batılı ülke vatandaşlarını aratmayacak rahatlıkları ülkelerinde sergilemesi mümkün olmayan bir tavır. Ülke dışına çıktıklarında deyim yerindeyse “kabak çekirdeği” gibi açılmalarının çok haklı nedenleri var. Özellikle kadınların. Ülkelerinde araba sürmeleri yasak. Kapalı giyin mek zorundalar, çarşaflarının rengi bile devletin belirlediği, siyah renkten. İş yaşamında yokturlar, çalışabilenler de ancak kadınlara hizmet veren kurumlarda çalışmaktalar.

Yolda herhangi bir erkeğe bakmaları bile cezalandırma gerekçesi olabiliyor. Geçtiğimiz yıllarda çok yakışıklı olduğu, dolayısıyla kadınları baştan çıkaracağı gerekçesiyle Kuveytli bir genç Suudi Arabistan’dan sınır dışı edilmişti. Kadınlar her an her yerde karşılarında sadece kendilerini izlemekle görevli din polislerini buluyor. Takisye tek başına binmeleri de yasak, yanlarında mutlaka mahrem olmayan bir erkek bulunmak zorunda. Yanlarında aileden bir erkek olmadan kafelere, lokantalara gidebilmelerine olanak yok. Mahkemelerde tanıklık etme şansları yok.

Kadınların seçme, seçilme hakları 2015 yılına kadar hiç olmadı. 2012 Londra olimpiyatlarına kadar hiçbir olimpiyata kadın sporcu göndermeyen tek ülke Suudi Arabistan. Tesettürlü kadın sporcu oyunlardan sonuncu olarak ayrılmıştı. Üniversşitelere giden kadınlar tabii ki erkeklerden ayrı eğitim alıyorlar. Kocalarının işzniyle banka hesabı açabilen kadınlar bankalara yanlarında bir erkek akrabaları olmadan girip işlem yapamıyorlar. Kadın doktorlar erkek hastayı, erkek doktorlar kadın hastayı tedavi edemiyorlar. Bir erkek doktor eğer yakınları izin verirse belki müdahale edebiliyor,acil bir vakada ağır hasta olan bir kadın, yakınlarının izin vermemesi üzerine erkek doktorun müdahale edememesi sonucu yaşamını kaybetmişti örneğin. Buna benzer vakalar çok oluyor.

2002 yılında Mekke’de yaşanan bir yangında itfaiyeciler erkek olduğu için müdahale etmelerine izin verilşmediğinden 15 kız öğrenci yanarak yaşamını yitirmişti.

Sarayda esir Kral kızları
2014 yılında dönemin Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz el Saud’un (89) kızlarının batıdan yardım istemelerine yoll açan esaretleri de anımsanmalı. Kızlar tam 13 yıldır babalarının Cidde’deki sarayında zorla alıkonulduklarını duyurdular tüm dünyaya. Prenses Seher (42) ile Prenses Cevahir (38) yaşadıklarını mail yoluyla İngiliz Sunday Times gazetesine anlatmışlardı.
laiklik-her-ulkeye-lazim-314440-1.
(Prenses Seher ve Prenses Cevahir)

Sadece bu prensesler değil, kız kardeşleri Maha (41) ile Hala (39) da saray arazisinde bulunan başka bir villada esir tutuluyorlardı. Aslında kızlar anneleri Prenses Alanoud Alfayez ile yılda iki kez Avrupa’ya giden, çılgın partilere katıldıklarını belirtiyorlar. 1990 yılında anneleri olmadan İtalya ile Yunanistan’a gitmişler, her şey bundan sonra değişmiş.
Yaşam tarzlarından hoşlanılmadığı söylense de gerçek başka. Prenses Seher, psikiyatri mezunu olan kardeşi Prenses Hala’nın staj yaptığı hastanede, bir çok insanın siyasi nedenlerle hastaneye kapatıldığını görünce bunu dillendirmekten çekinmiyor hiçbir yerde. Hala, araba kullandığı bahanesiyle, hapishaneye kapatılıyor, uyuşturucu bağımlısı olmakla suçlanıyor. Ardından da saray hapsi başlıyor. Anneleri Alanoud Alfayez Kral’ın ikinci karısı. Kral bir nedenden ötürü boşanıp başka kadın(lar)la evleniyor ancak Alfayez’in kızları nedeniyle yeniden evlenme teklifini kabul edip yine nikahına alıyor.

Prenses Seher ile Prenses Hala, ülkelerindeki aşağılık uygulamaları, yapılan haksızlıkları görüp sessiz kalmayan soylu iki kardeş. Akıbetlerinin ne olduğu hala meçhul. Saraydaki hapis yaşamları sona mı erdi, bir başka biçimde susturuldular mı bilinmiyor.

Bodrum’a gelip her normal insan gibi denize, kızlı erkekli giren prenslerle prensesler ülkelerinde yapamadıklarını yapabilmek için laik bir ülkeye gelmek zorundalar. Dinin hayata egemen olmadığı Yunanistan’a ya da yavaş yavaş yitirmekte olsa da laikliğin hala iyi kötü var olduğu (kırıntısı bile yetiyor demek ki) Türkiye’ye yani.

Prenses Seher ile Prenses Hala, prenses de olsalar kadın olmanın acılarını yaşıyorlar ülkelerinde.

“Laikçi teyzeler”i onlardan daha iyi anlayacak kimse yoktur herhalde şu yeryüzünde.