“Laiklik ilkesi” yalanı ile aldatılmak
06.08.2017 10:05 BİRGÜN PAZAR
Laiklik hepimizin ortak zeminidir. Aklın eleştirel düşünme ve yaratma gücüne saygı duyar. Laik eğitim esas itibariyle bilginin bilimselliğini esas alır

TURAN ESER

AKP sözcüsü Bekir Bozdağ, müftülere resmi nikah yetkisi veren yasa tasarısını, laf olsun diye, “laiklik ilkesi gereği” diyerek savundu. Hukuku İslamileştirmeyi, “laiklik ilkesi” ile örten bu argüman da, diğer siyasi takiyelerden farklı değildir.

1946’dan sonra, devleti, siyaseti ve kamusal alanı İslamileştirme amaçlı tüm kararlar “laiklik ilkesi doğrultusunda” takiye ile gerçekleşti. Devleti, siyaseti, eğitimi, hukuku ve ekonomiyi İslamileştirmek için, önce toplumu, din ile denetim altına alıp disiplin altına sokuyorlar. Zira toplumu disiplin altına almak için, baskıcı yasalar ve kışlanın gücü yetersizdi. Bu nedenle aile ve toplumu dinle disiplin altına alınması görüşü benimsendi. Her alanda ve her meslekte etkin dinci kadroların eğitilmesi ve yetiştirilmesi sağlandı. Eğitim ve bilginin dinselleştirilmesi süreçleri, AKP ile kurumsallaştırıldı. Tüm bu dinselleştirme serüveni, soğuk savaştan günümüze küresel ve ulusal ölçekte tercih edilmiş bir strateji olup, devleti ve siyaseti “laiklik ilkesi doğrultusunda” yalanları ile İslamileştirme gerçeğinin ta kendisiydi.

Bu hem yasal ve hem de ideolojik bir yalandı. Farklı türevleri olan Türk İslam Sentezci bir ideolojik odaklar tarafından üretilir. İçlerinde “Kızıl Elma” koalisyonu bileşenleri, kimi ulusalcılar, sağcılar ve Türk İslam Sentezci kesimler var. Bir tür takunya ve postal koalisyonu. Hedef netti; “Laiklik ilkesi” yalanıyla devleti sağcılaştırmak ve İslamileştirmek!

1946 - 2017 arası dönemler, sağ, dinci, milliyetçi ve liberal akımların bazen ittifakla, bazen de kendi aralarındaki hegemonya yarışıyla da olsa, bu kesimler “laiklik ilkesi” yalanı konusunda ortaklaşıyordu.

Yıllardır sürdürülen bu yalan ve yanlış laiklik algısıyla, mezhepçi rejim beslendi ve siyasal dinci gericilik toplumsallaştırılarak hortlatıldı. AKP’de ise kendisini hazırlayan ortamı, “laiklik ilkesi” takiyesi ile mezhepçi rejime dönüştürüyor.

“Laiklik doğrultusunda” aldatan siyasetçiler

“Laiklik doğrultusunda” yalanı halen canlıdır. Neden mi?

Önce şu gerçeğin altını kalınca çizmekte fayda var. Türkiye’de laiklik adına toplumsal yaşamda değerli kazanımlar olsa da, iktidarlar hiçbir zaman gerçek anlamda laik düzenin inşa edilmesini istemediler. Ve Türkiye gerçek anlamda laik bir ülke olamadı. Türkiye’de laiklik sadece Anayasa’da ve hukuksal mevzuatlardaki hükümsüz ve yazılı kelimelerden ibaret kaldı.

1982 Anayasası başlangıç bölümünde “lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet islerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” belirtilmiş̧. Ama egemen din anlayışının, devlet işlerinden politikaya, kamusal hizmetlerden kamusal alana kadar karıştırıldığını ve yaygınlaştırıldığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Öyle ki, din duygusu „laiklik ilkesi doğrultusunda“ coşarak, devlet ve politika eliyle her alanda kurumsallaşmıştır.

“...laik cumhuriyete bağlı kalacağıma, ... şerefim üzerine ant içerim” diyerek yemin eden, TBMM Başkanı, yeminini hiçe sayarak “laiklik ilkesi Anayasa’dan çıkarılsın” demedi mi? Dedi!

Peki, Anayasa’ya göre “laiklik ilkesi doğrultusunda”
görev yapması beklenen Diyanet İşleri Başkanlığı “...laiklik dünyayı topyekûn bir savaşın içine soktu” diyebiliyor mu? Diyebiliyor!

Diyanet, “Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyetin bir kurumu olmakla birlikte tarihsel kökeni itibarıyla Şeyhülislâmlığa dayanan ve onun geleneksel misyonunu sürdürmek üzere kurulmuştur” diyerek, Osmanlı Halifeliği ve Şeyhülislamlık misyonuna bağlılıklarını resmi web sayfasında yayınlıyor mu? Yayınlıyor!

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, imamlara nikah kıyma yetkisinin “laikliğe aykırı olduğuna katılmıyorum” diye savundu mu? Savundu!

Özetle, Anayasa ve kanunlarda “laiklik doğrultusunda“ diye başlayan her cümle, siyasi/kamusal alanda “İslam doğrultusunda” uygulandığından, bugünkü AKP devletine ve tek adam rejiminin önünü açmıştır.

Yani, bugün karşı karşıya olduğumuz laiklik karşıtı saldırıları, üç beş kendini bilmez siyasetçinin “ferdi açıklaması ya da tavrı” diye geçiştirilecek hafiflikte değildir.

Bunları somut örnek ve kanıtlarıyla ortaya koyalım.

En büyük yalan; “Diyanet laiklik ilkesi doğrultusunda hizmet verir”

Toplumu aptal yerine koyanlar, Diyaneti “laik bir kurum” diye pazarlar. Oysa Diyanet, mezhepçi ve laiklik karşıtı, “Anayasal” bir suç örgütüdür!

Anayasa’nın 136. maddesi ne diyor? “Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda ... görevleri yerine getirir” Neymiş? “Diyanet laiklik ilkesi doğrultusunda” hizmet edermiş!

Madem ki, Diyanet “laik” bir kurum, neden 633 Sayılı DİB kuruluş ve görevleri hakkındaki kanunun 1. maddesinde; Diyanet “İslam dininin inançları, .. esasları ile ilgili işleri yürütmekle görevlidir” diyor.

Peki bunlar laiklik görevi mi? Kesinlikle hayır! Laiklik doğrultusundaki tanım, işlev ve uygulamalara baktığımızda, Diyanet’teki gibi mezhepçi, dinci kamusal hizmet ve görevler ortaya çıkmaz.

Türkiye’nin dışında hiç bir “hukuk” devletinde, mahkemeler dini kurumlardan görüş̧ almaz. Ama söz konusu Diyanet olunca, „hukuk devleti“ denilen ülkemizde mahkemeler, Osmanlı Şeyhülislamlığın bugünkü misyonunu sürdüren Diyanetin görüşünü referans alarak karar veriyor.

Şimdi karar verin; Diyanet “laiklik doğrultusunda” mı, İslamcılık doğrultusunda mı hizmet veriyor?

Laiklik doğrultusunda din eğitimi yalanı

1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. Maddesinde; “.. millî eğitiminde lâiklik esastır” diyor mu? Diyor!

Ama aynı kanunun 32. maddesinde: “İmam-Hatip Liseleri İmamlık, Hatiplik ve Kur’an Kursu öğreticiliği gibi dinî hizmetlerin yerine getirilmesi ile....programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır...” denilmesi ve 12 Eylül’ün, 1982 darbe Anayasasının 24. maddesinde “..Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır…” hükmü laiklik karşıtı dinci ve mezhepçi eğitimi kurumsallaştırma uygulaması taban tabana zıt değil mi?

Binlerce İmam Hatip Okulları, 100’ü aşkın İlahiyat Fakültesi, yüzbinlerce din görevlisi eğitimcisi ile, laiklik, demokrasi, çoğulculuk, cumhuriyet ve bilim, sanat ve felsefe karşıtı müfredatlar la “laiklik doğrultusunda” eğitim mümkün olabilir mi?

MEB müfredatları, “sivil toplum” maskesi altında, cemaat ve tarikatların sunduğu görüşler ve öneriler dikkate alınarak hazırlanıyor. AKP, cemaatler ve cami ittifakından “eleştirel düşünme ve bilimsel eğitim” yaratmak mümkün mü?

DİB ve İslamcı Vakıflar ve MEB, laik ve bilimsel eğitime karşı mezhepçi ve dinci eğitimin protokol imzalıyorlar. Cemaatler “değerler eğitimi” altında okular da serbestçe şeriat propagandası yapıp, dindar ve kindar nesil yetiştiriyor.

AİHM’nin bile laikliğe ve hukuka aykırı bulduğu müfredatlar, AKP hükümetinin “laiklik doğrultusunda” yalanlarıyla sürdürülüyor. Tekçi, dayatmacı, cinsiyetçi, ezberci ve dogmalarla beslenmiş mezhepçi “zorunlu din eğitimleri” laik eğitim mümkün mü?

“Laiklik doğrultusunda” mezhepçi bütçe

Vergi kanunundaki, genellik, eşitlik ve laiklik ilkesi çiğnenmiştir. Anayasanın 73. maddesinde “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür” der.

Ama, Anayasanın 73 maddesi, kendisinden üstün bir norm olan 2. Maddesindeki “İnsan haklarına saygılı, laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti” ilkesi doğrultusunda yorumlandığında; devletin kamu gideri olarak vatandaşlarından aldığı vergiyi, kamu gideri altında Sünni-Hanefi inancına tahsis edilmesi hem laiklik ilkesine hem de diğer inançlara (Alevilik , Hristiyanlık, Musevilik, Ezidilik,… ) bütçe tahsis edilmemesinden dolayı eşitlik hukukuna aykırılık teşkil etmektedir.

Kamu giderleri din/inanç doğrultusunda değil, laiklik ilkesine göre belirlenir. Yani “Kamu Giderleri” için toplanan vergileri, “laiklik doğrultusunda” Sünni İnanca aktarmak, vergi kanunundaki usulsüzlüğün adıdır.

Sağlık, Aile ve Sosyal Politikalarda, “Laiklik Doğrultusunda” Mezhepçilik

“Laiklik doğrultusunda” aldatıldığımız diğer bir alan ise, sağlık ve sosyal hizmet alanlarıdır. AKP döneminde “laiklik ilkesi” gereği, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü mevzuatında “Sosyal hizmetlerin yürütülmesi ve sunulmasında sınıf, ırk, dil, din, mezhep veya bölge farklılığı gözetilemeyeceği” hükmüne rağmen, Diyanet İşleri Başkanlığı ile “din işbirliği” protokolü imzalıyor. ÇHGM’de atanan yöneticilere bakıldığında imamların sayısı ve sosyal hizmetlerdeki din görevlilerinin sayısında ciddi bir artış başlamıştır.

Sosyal hizmetleri İslamileştirme ve kamu hizmetlerini dinci cemaatleri kollama ve besleme amacıyla, “sivil toplum kuruluşu” adı altında dinci tarikatlarla işbirliğine gidiliyor. Güncel örnek ise, Nakşibendi tarikatına ait Muradiye Kültür Vakfı ile imzalanan laiklik karşıtı bir işbirliği protokolüdür. Sosyal devleti laiklik ve çocukların üstün çıkarlarını koruyan pedagojik yaklaşımlarla güçlendirmek yerine, sosyal yardım ve desteğe muhtaç çocuklar “laiklik doğrultusunda” yalanıyla, laiklik karşıtı dinci gericiliğin, şeffaf olmayan yuvalarına terk ediliyor.

Hastanelerde hastaların, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin düşünce, din ve vicdan özgürlüklerine saygı duyulmalıdır.
Fakat Türkiye’de hastanelerde „manevi bakım“, “din psikoloğu”, sosyal hizmet kurumlarında ve cezaevlerinde ise “din görevlisi” adı altında mezhepçi kadrolaşmaya ve en tehlikelisi ise, dinci cemaatler ve tarikatlarla işbirliğine varmıştır.

Laiklik nedir?

Kamu yönetim ilkesi olarak laiklik, din ve devlet ilişkilerinde ayrılmayı tanımlar. Yani laiklik, kamu görevi, toplumsal, siyasal ve kamusal alanın düzenlemesinde rol üstlenmiştir. Buna göre devlet, siyaset, hukuk ve kamu hizmetlerini, dini referanslar doğrultusunda düzenlenmez.

Laik devlet tüm inançlara eşit uzaklıkta kalmalı ve belli bir dini ya da mezhebin inancını savunamaz. Devlet bir dini ya da mezhebi kollayamaz, onun teolojisini üretemez, kurumsallaştıramaz ve yayamaz!

Laik devletlerin dini ya da mezhebi olamaz. Dolaysıyla laik devletin kanunlarca tanımlanmış ve bunun için görevlendirilmiş, “Diyanet”, “İmam Hatipler”, “Kuran Kursları”, “Din Eğitimi” gibi bir kurumları da olamaz.

Laik devlet dine finansman sağlayamaz. Kamu bütçesi, cemaatleri devletin ortağı haline getirecek “proje köprüleri” kuramaz! Her din ya da inanç kendi yağında kavrulmalıdır. Kamu parasıyla dindarlık ve ibadet olmaz. Laiklik gereği, tüm dini ve inanç topluluklarının mali ilişkiler ve şeffaflık konusunda devlete hesap verir ve denetlenebilir konumda olmaları gerekir.

Laiklikte, her inancın kendi dinini ve inancını özgürce yaşaması ve öğrenmesi için gerekli hukuksal düzenlemeler yapılmadır. Devlet karşında toplumun bireyleri, eşit yurttaş olarak görülmelidir. Dinli dinsiz gibi ayrımcılık üreten ilişki kurarak, makbul olan ve olmayan vatandaş tanımı yapamaz.

Devlet hiç bir yurttaşının inanç özgürlüğünü yasaklayamaz, hukukun ve inanç özgürlüğünün evrensel değer ve ilkelerinden elde edilmiş, temel hak ve özgürlüklerden mahrum edemez. Toplum içinde, dinsel ayrımcılık, dışlama, şiddet ve sosyal baskı mekanizmalarını üretecek siyasete zemin yaratamaz.

Bir devlet laiktir ya da değildir. Devlet, siyasi, hukuki, ekonomik ve sosyal düzenini, din kurallarına dayandıramaz. Din ve dine ait kutsallar kamu görevlileri tarafından istismar edilemez.

Toplumsal ortak yaşam, çoğulculuğun ve ortak değerlerin güvencesi olan laikliktir. Çünkü laik siyaset, yaşam ve düzende, devletin hukuk düzeni tektir. Laiklik ilkesi, kültürel kimlik haklarını da koruyan eşit yurttaşlık ve eşit hakları benimser.

“Laiklik ilkesi doğrultusunda” denildiğinde, geçerli modern hukuk rejimi içinde, şeri hukukun dinsel dogmaları ve hurafeleri referans alınarak, imamlara nikah yetkisi veren, hukuk dışı, laiklik karşıtı, toplumu kutuplaştırıcı, ayrımcılık üreten, mezhepçi mevzuat üretilmez. Çünkü laiklik ve eşitlikçi evrensel hukuk, herkesin yasalar önündeki eşitliğini savunur ve bunların dini referanslara beslenmiş bir şeri hukuka dayalı düzenlemeler yapılamaz.

Laiklik hepimizin ortak zeminidir. Aklın eleştirel düşünme ve yaratma gücüne saygı duyar. Laik eğitim esas itibariyle bilginin bilimselliğini esas alır. Eğitimde demokratik katılım, eşitlik, parasız kamu hizmeti olarak sunulması gereken, temel bir insan hakkı olarak görür. Eğitimin ticarileştirilmesi ve dinselleştirilmesi fikrine karşı çıkar.

İddia edilenin aksine, laiklik “din düşmanlığı” değildir. Aksine bir durum söz konusudur. Dinin her türlü sömürüsü, istismarı ve baskı altına alınmasına karşı olan düzenin adıdır. Çünkü laik düzende, hiç kimse dini inancı ya da inançsızlığı nedeniyle kınanamaz. İnanan insanlar, dini hayatına uygun yaşadığı ya da inancının kurallarını yerine getirdiği için suçlanamaz; İnanmayan insanlar da neden inanmadığı için horlanamaz.

Özetle ifade edecek olursak; Siyasal alanı ve siyasal sistemi dinsel olandan ayırması ve arındırılmasıdır.

Laiklik mücadelesini ortaklaştırmalıyız.

Gericiliğe TAVİZ olmaz. Dinci gericilik, siyaseti bütün yönleriyle kuşatmış durumdadır. Dolaysıyla 21.yüzyılın en yaygın ve öldürücü hastalığı halini gelmiş gericiliğe karşı mücadelede, dinciliğe siyasal tavizler veren yaklaşımlardan uzaklaşılmalıdır.

Dinci gericiliğe verilen tavizler, gericinin elindeki argümanlar, retorik ve siyasal reflekslerinden bazılarını taklit ederek, onun tabanının kendine çekeceğine dair yanlış düşünceyle ortaya çıkar.

Dinci gericiliğe siyasal taviz vermek, onun dini hassasiyetleri kaşıması karşında susmak, laikliğin kazanılmasını öteler ve gerçek din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünün yerleşmesini engeller.

Gericilikte SAPTIRILMALAR olmaz

Din, devlet ve siyaset ilişkisindeki tutarsızlıklar ve pragmatist ilişkilerle yüzleşmeden, demokrasi ve barış̧ açısından laikliğin taşıdığı önem kavranmadan, toplumsal muhalefetin toplumsallaşma şansı bulunmaz.

Dolaysıyla “sol” siyaset adına, dinden beslenerek dinci gericilik karşısındaki mücadele edilemez. Hakikatleri, siyasal pragmatizmle saptırmak suretiyle sahici ve kalıcı bir laikleşme, demokratikleşme ve çoğulculuk sağlanamaz. Hangi saikle yapılırsa yapılsın, bir din ister “demokratik” ister “şeriatçı” gerekçeyle siyasallaştırılsın, bunun adı gericiliğe tavizdir ve siyasal sapmanın adıdır.

Sonuç olarak, Türkiye’de laikliğin kazanılması mücadelesi, hem toplumsal geleceğimizi birlikte kurmak, hem toplumsal, hem de güncel sorunlarımızın çözümü için kapsayıcı ve kucaklayıcı bir zemin sunuyor.

Kadınları, emekçileri, çocukları, farklı dinsel ve dilsel kimlikleri kucaklayan mücadele zemininin adı laikliktir.