Lanet olsun
ZAFER DİPER ZAFER DİPER

Düşümde kendimi, adı Latincede mutluluk anlamına gelen Goethe’nin Faust’u olarak mı görüyorum, yoksa şeytan Mefisto olarak mı, çıkaramıyorum? Kendimi “ikisi gibi de” görmemde sorun görmüyorum? Öyle düşünüyorum. İyi de, düşümde “nasıl düşünebildiğimi” düşünüyorum şimdi. İşte bu noktada, işin içinden çıkamıyorum. Yoksa gerçekten uykuya mı daldım Faust’la, yoksa bir düşte gibi uyur gezer miydim dün gece? O gün, haklarını geri alabilmek için açlık grevlerinin 78. günündeki akademisyen Nuriye Gülmen ile öğretmen Semih Özakça hakkındaki “‘delillerin toplanamadığını’ savunarak tutuklama talep eden savcılık...” bilgisi kazınmıştı beynimin bir yerine, inmiş oturmuş acıları yüreğime. Ölüm ve yaşam olguları ağırlıklı, bunalımlı çırpınmalı bir uykuya mı dalmıştım acaba onlarla birlikte? Gülmen ile Özakça’nın istekleri yalın, işlerine geri dönmek istiyorlar yalnızca; ama Goethe’nin Faust’u; felsefesi derin, karmaşık, zor. Yapıt bir sürü eleştirmen yanınca incelenmiş, dünyanın hemen her diline çevrilmiş, birçok ülkede sahnelenmiş ve sahnelenmekte...

Şeytan Mefisto ve Tanrı, Doktor Faust’u konuşmaktadırlar. Mefisto, Faust’un isteğinin yaşamdan tat almak, tüm diyarları dolaşmak olduğunu, onu yoldan çıkaracağını savlamaktadır. Tanrı ise, Mefisto ne yaparsa yapsın Faust’un buna izin vermeyeceğini, sapkınlığa uğrasa bile bir gün doğru yolu bulacağını söyler. Faust, bilim, felsefe, akıl alanındaki her şeyi öğrenmiştir. Artık hiçbir şey onu mutlu etmiyordur. Aşık olmak, delice mutlu olmak istiyordur. Bir gün Faust yanındaki köpeğin bir insan gibi davrandığını görür. Mefisto köpeğin içine girmiştir. Faust köpeğe seslenerek, hangi ruh oradaysa derhal dışarı çıkmasını söyler. Mefisto dışarı çıkar. Faust onu görünce irkilir ve ne istediğini sorar. Mefisto, onu bu sıkıldığı yaşamdan kurtaracağını, mutlu günleri önüne sunacağını söyler. Ama bunun karşılığında ruhunu kendisine teslim etmesini ister. Faust bu öneriyi olurlar. Bundan sonra Faust ve Mefisto’nun maceraları başlar. Margaretha yirmi beş yaşında bir kızdır. Mefisto ona da aşk içkisi içmesini sağlayarak Faust ile Margaretha’yı birbirlerine aşık eder. Faust ile iş birliği yapan Margaretha, özgür olmaları için annesini ağılayarak öldürür. Faust’tan olan çocuğunu boğar. Margaretha’nın kardeşi ile Faust’un arası açılır. Faust, kardeşini öldürür. Margaretha hapishaneye atılır. Faust kaçar. Mefisto onu Yunan güzeli Helena ile tanıştırır. Faust ona da âşık olur. Fakat aradığı mutluluğu yine bulamaz. Düşünmeye başlar: “yaradılışın ilk yapıtı(eseri) “söz” müdür, “anlam” mıdır, “eylem” midir? Faust, bir bataklığı el verişli bir alana dönüştürür, mutluluğu eylemde bulur. Mefisto, mutluluğa eriştirdiği ruhunu almak ister, onu bir çukura atar. Faust ölür, ancak Mefisto onun ruhuna yine de sahip olamaz...

Bu ünlü yapıttan esinlenerek sanatın hemen hemen her dalında ürünler, değişik yaratımlar ortaya çıkmakta. Örneğin, besteci Gounod’nun operasında Faust’u tenor Jonas Kaufmann’dan, daha geçmiş bir kayıtta Mefisto’yu bass Cesare Siepi’den dinlemek, inanılmaz. Bu inanılmaz’ların arasına bence iki değişik, sıra dışı yorum da giriyor sinemada. Biri Jan Svankmajer’in Faust’u(1994), bir diğeri Aleksandr Sokurov’un Faust’u(2011). “Sanatta hiçbir zaman kusursuz yoktur, en iyi sayılabilecek bir yapıt ancak ‘oldukça iyidir’’’ sözleriyle sanat anlayışını belirten Goethe’nin Faust’u şöyle diyor bir yerde:

Lanet olsun, ruhun kendisi hakkında beslediği o yüce fikre,

Lanet olsun, duygularımızı zorlayan görünüşteki göz kamaştırıcılığa,

Lanet olsun, hem rüyalarımızda ve hem de ömür boyunca bizi aldatan şeref hayaline,

Lanet olsun, kadın, çocuk, uşak, hizmetçi, mal ve mülk şeklinde hoşumuza giden şeylere,

Lanet olsun, bizi hazinelerle cesur hareketlere teşvik eden ve boş eğlenceler için altımıza döşek seren paraya ve servete...