Lanetlenmiş futbol – II
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

Geçen hafta Arubinha’nın lanetinden, Benfica Teknik Direktörü Béla Guttmann’a uzanan lanetlenmiş futbol hikâyelerini yazmıştım. Bu hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sene 1999… Norveç 2. Lig takımlarından Alta, evinde Hammerfest’i 2-1 yener. Maçtan sonra orta hakem Nils Mikkel Sara’nın, kendisini ağır bir dille eleştiren Hammerfest yöneticilerine verdiği cevap şaşkınlık uyandırır. Hakem, yöneticiler kendisinden özür dilemedikleri takdirde takımı lanetleyeceğini, sezon sonuna kadar Hammerfest’in başka maç kazanamayarak ligden düşeceğini söyler. Norveç dilinde “Gande” olarak bilinen laneti yöneticiler ciddiye almazlar, hatta takımın teknik direktörü Terje Hansen hakemle ufaktan dalga geçer. Ancak takım her maçı kaybetmeye başlar. Çok üstün oynadıkları, ezdikleri, öne geçtikleri maçlarda bile galip gelmeyi başaramazlar. Takımın ruh hali bozulmuş, futbolcular hakem Sara’nın büyüsünün gerçekleştiğine inanmışlardır. Ancak takımın hocası özür dilememekte kararlıdır. Sezon sonunda Hammerfest ligde oynadığı tüm maçları kaybederek küme düşer.

Sene 1948… Kolombiya takımı America de Cal’in amatör statüsünden profesyonelliğe geçmesini bir türlü kabullenemeyen fanatik taraftar, Diş Hekimi Garabato takımı şu cümleyle lanetler: “If the team ever becomes professional, I swear to God that no matter what they do they will never be champions.” (Takım profesyonelliğe geçerse, Tanrı şahidim olsun ki bir daha hiçbir zaman şampiyon olamayacak.)

O günden sonra geçen 30 senede takım kupa yüzü görmezken, büyüyü bozmak isteyen taraftarlar 1978’de takımın stadında geniş katılımlı ayin düzenlerler. O ayinden bir sene sonra, 1979’da America de Cal ilk şampiyonluğunu yaşarken, o zaferden sonra gelen 23 senede 12 kez kupayı kazanır. Ancak kimilerine göre Garabato’nun laneti hâlâ takımın üzerindedir. Zira America de Cal, Güney Amerika kupası Copa Libertadores’te 4 kez final oynamasına rağmen bu önemli kupayı kazanamaz.

Sene 1990... Teknik direktörlüğünü Dave “Harry” Bassett’in yaptığı Sheffield United, Ada futbolunun en üst ligine terfi etmiş, ancak sezona kötü başlamıştır. O sezon, 22 Aralık’a gelindiğinde, arka arkaya alınan yenilgiler ve kaybedilen puanlardan sonra takım ligin dibine demir atmıştır. Ancak Noel zamanı uğurlu gelir kırmızılara; başarılı maçlar, alınan galibiyetler derken takım o sezon ligi 13. sırada bitirir. Teknik Direktör’e göre, düşmesine kesin gözüyle bakılan takımın kurtarıcısı, “Noel zamanları” olmuştur.

Ertesi sezon (1992-1993) aynı kötü gidişat tekerrür edince Bassett, henüz ağustosta, yaz sıcağında, bir Manchester United maçı öncesinde futbolcularına bir “çakma” Noel partisi düzenler. Hatta daha da ileri giderek, kendisi de Noel Baba kılığına girer. Bir önceki sezon uğurlu gelen Noel, Teknik Direktör’e ilham vermiştir. Premier Lig’in ilk golünü Brian Deane’nin ayağından kazanan ve o maçı 2-1 galip bitiren Sheffield United için artık Noel, “uğur” demektir.

Aynı “uğuru” bir sezon sonra deneyen, ağustos sıcağında Noel partisi düzenleyen Bassett’in takımı o sezon sonunda küme düşer. Sheffield United’ın küme düştüğü 1993-1994 sezonundan günümüze kadar geçen 19 sezonda yalnızca bir kez Premier Lig’de boy göstermiş olduğunu hatırlatalım.

Johny Warren’in 2002’de yayımlanan otobiyografisinde (“Sheilas, Wogs and Poofters”) yer alan bir hikâye.

Avustralyalı futbolcu, 1970 Meksika Dünya Kupası öncesi elemelerde, Avustralya Milli Takımı’nın (Socceroos) ülkede nam salmış bir büyücüyü ziyaret ettiğini, Rodezya ile oynanacak önemli maç öncesinde büyücünün kale direklerinin yakınına kemik gömdüğünü ve rakip takımı lanetlediğini anlatır. Maçı Avusturalya 3-1 kazanmış, büyü gerçekleşmiştir. Ancak, Avustralyalı futbolcular büyücüye hizmetleri karşılığında söz vermiş oldukları bin sterlin’i ödemezler. Duruma çok sinirlenen büyücü bu kez Avusturalya Milli Takımı’nı lanetler. Bir sonraki maçta İsrail karşısında kaybeden “Socceroos” 1970 Dünya Kupası’na katılmayı başaramaz.

Sene 2003... Kongo’da oynanan bir maçta Nyuki Club, yerel rakibi Socozaki karşısında... Maçı yenik götüren Nyuki’nin kalecisi, maç sürerken yarı sahaya doğru yönelip “black magic” (kara büyü) ayiniyle rakip takım oyuncularını etkilemeye çalışır. Buna sinirlenen Socozaki futbolcuları, kaleciye tam takım tekme tokat girişirken, bahtsız kalecinin imdadına takım arkadaşları yetişir ve ortalık savaş alanına döner. Tribünlerdeki taraftarların da karışmasıyla olaylar büyür, polis çareyi ateş açmakta bulur. Çoğunluğu çocuk, 11 taraftarın hayatını kaybettiği maç sonrası ülkede yas ilan edilir.

Japon futbolunun önemli yıldızlarından 31 yaşındaki forvet Ryoichi Maeda’nın rakip takımların kâbusu haline gelmesindeki en önemli faktör golleri değildir. Kâbusun ne olduğunu kısaca anlatalım: Japonya’nın “J-League”inde, Jubilo Iwata takımında oynayan topçunun sezon başında ilk golünü kaydettiği her takım, sezon sonunda mutlaka küme düşmüştür. Tesadüfün böylesi demeyin, 2007’de ilk golünü Ventforet Kofu’ya karşı kaydetmiş, Kofu o sezon sonunda küme düşmüş. 2008’de Tokyo Verdy, bir sezon sonra Jef United Chiba, 2010’da Kyoto Sanga, 2011’de Motedio Yamagata aynı talihsiz akıbeti paylaşmış.

Kurbağasız, büyüsüz, büyücüsüz keyif veren maçlar dileğiyle.