Latin Amerika’da askerî, sivil darbeler
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV

 

Elbette dış dünyaya baktığımızda Arap coğrafyası üzerinde odaklanmaktayız. Örneğin Suriye’ye dönük emperyalist bir saldırıda AKP iktidarının taşeronluk işlevine soyunması öncelikli konumuzdur.

Yine de, arada bir Orta Doğu’nun, Avrupa’nın ötesine gitmekte büyük yarar var. Özellikle Güney Amerika’yı yakından izlemeyi sürdürmemiz gerekiyor. Zira, tüm dünyada “sola salınma zamanı” oralarda başladı.

Yeni yüzyılla birlikte, Latin Amerika’da güçlenen sol rüzgâr, bir yandan ülkelerin özgün renklerini taşıdı; bir yandan da geleneksel sınıf   mücadelelerinin birikimlerini yansıttı. Öyle ki, 2012’ye geldiğimizde, (Küba’nın yanı sıra) Venezuela, Bolivya, Ekvator, Arjantin, Brezilya, Uruguay, Nikaragua, Peru ve El Salvador’u (en yakın iktidar alternatiflerine göre) emekten yana ve emperyalizme karşı tavır alan liderler, partiler yönetmektedir. İlk üçü, “21. yüzyıl sosyalizmi” hedefini benimsemiş görünüyor. Bazen “pembe dalga” diye adlandırılan ve sosyal demokrat, reformist çizgiler izleyen diğerlerinde de bağımsızlıkçı eğilimler egemendir. ABD’yi dışlayan Güney Amerika  Ülkeleri Birliği’nin (UNASUR’un) 2008’de kurulması bu bakımdan anlamlıdır.

Bu dönüşüm kolay olmadı.  Latin Amerika’nın egemen sınıfları çok güçlüdür. Güçlerinin kaynağında, solu insafsızca ezen askeri rejimlerin mirası ve Amerikan emperyalizminin katkıları yer almıştır. Halk sınıflarının mücadeleleri ve solun yükselmesi, iki büyük ülkede, Arjantin ve Brezilya’da, emek ile sermaye arasında stratejik bir uzlaşmanın (en azından şimdilik) gerçekleşmesine  yol açtı. Sol’un yükseldiği diğer ülkelerde ise, ekonomiye egemen olan sınıflar,  iki yüzyıla yaklaşan bir  süre içinde oluşmuş, yerleşmiş toplumsal ayrıcalıklarını ödünsüz koruyabilmenin mücadelesini ısrarla sürdürmekte; direnmektedir.

Emperyalistlerin doğrudan katkısıyla gerçekleştirilen askerî darbeler, oligarşilerin hegemonyasını koruyabilmenin geleneksel yöntemidir. 20. yüzyılın büyük bölümüne damgasını vuran bu yöntem henüz tarihe karışmamıştır.

Hatırlatalım: 2002’de Chavez’e karşı ABD’nin açık desteğiyle darbe girişimi, geniş halk direnmesi sonunda başarısız oldu. 2004’te Amerikalılar, Haiti Başkanı Aristide’i derdest ederek Afrika’ya “postaladılar”. 2009’da Honduras’ın solcu Başkanı Manuel Zelaya askeri bir darbeyle görevden alındı; ülke dışına sürüldü. ABD Yönetimi, darbeyi “lâfzen” eleştirdi; ancak, tüm muhalefetin boykot ettiği seçimler sonunda Porfirio Lobo’nun Başkanlığa seçilmesini, “demokrasiye ve ulusal barışa dönüş” olarak değerlendirdi. Gerçekte ise Lobo, darbe ile oluşan baskıcı rejimi südürmektedir ve Honduras, paramiliter sağcı çetelerin katkılarıyla dünyada cinayet oranları bakımından birinci sıraya yerleşmiştir. Ekvator’un solcu Başkanı Correa’ya karşı, 2010’da polis birlikleri bir darbe girişimine kalkıştılar; başarısız oldular.

***  

Sonuncu “darbe”  ise bir ay önce Paraguay’da gerçekleşti. Ne var ki, bu sefer açık-seçik bir  sivil darbe söz konusudur. Arka planına, evveliyatına bakalım:

Topraksız köylüler tarafından, “yoksulların papazı”, düşmanlarınca “kızıl piskopos” diye adlandırılan Fernando Lugo, 2008’de açık farkla Paraguay Başkanı seçilir. Bu, bir anlamda siyasi bir devrimdir; zira, bir buçuk yüzyıl boyunca Paraguay’ın kaderini belirleyen oligarşi ve 1947’den beri (askeri rejimler dahil) kesintisiz ülkeyi yöneten Colorado Partisi, ilk kez iktidar dışına itiliyordu. Bu uzun “karanlık çağ”ın en ağır dönemi, 1954-1989 yıllarında ülkeyi yöneten (ve sonunda kendisi de bir darbeyle uzaklaştırılan) Alfredo Stroessner’in  dikta rejimidir.

Bu hâkimiyetin başlıca  kurbanları, topraksız, yoksul Paraguay köylüleridir. Bağımsızlığı izleyen elli yıl içinde, tarımda küçük köylü işletmeciliği yaygındı. Sonraki dönemlere damgasını vuran oligarşik yönetimler köylülere  ait tarımsal araziyi sistematik olarak büyük sermayeye, giderek yabancı şirketlere peşkeş çekti. Gustavo Torres, Benjamin Dangl’in ve Federico Fuentes’in yazdıklarına göre, (Latinamerica Press, AlterNet ve Global Research, 11 Mayıs ve 18 Temmuz)  Lugo iktidara geldiğinde, toprak sahiplerinin yüzde 2’si, tarımsal toprakların yüzde 80/85’ini denetlemektedir. 300.000 campesino ailesi topraksızdır; 260.000 köylü ikiyüz dönümden küçük toprakları işlemektedir. Daha da çarpıcısı, Monsanto, Syngenta, Dupont, Cargill gibi kötü şöhretli çokuluslu şirketler, mafyatik Brezilyalı  çiftçilerin de katkılarıyla, Paraguay kırsalını soya ağırlıklı bir mono-kültür tarıma dönüştürmektedir. Geçimlik hububat üretimini bir hayat tarzı olarak kuşaktan kuşağa sürdüren Paraguay köylüleri, topraksızlaşma dışında, soya plantasyonlarının yol açtığı ağır bir çevre kirliliği ile de başetmek zorunda kalmışlardır.

Lugo bu sınıfsal tabana dayanarak; onların özlemlerinin sözcüsü olarak seçildi. Ne var ki, etkili bir parti örgütlenmesinden yoksundu. Partisi (AC) parlamentoya sadece iki temsilci sokabildi. Paraguay solu, zayıf ve  dağınıktır. Lugo seçilebilmek için oligarşinin yedek takımını oluşturan Liberal Parti’den Franco’yu Başkan Yardımcısı gösterdi ve aynı partinin parlamento desteğine sığındı.

 

Oligarşi partilerinin baskısı, Lugo’nun toprak reformuna yönelmesini engelliyordu; sadece toprak dağılımındaki  eşitsizliği ortaya koyan bir toprak sayımı yapılabildi. Yabancı şirketlerle gerilimlere yol açan adımlar atıldı. Parasız bir sağlık  sistemine geçiş başlatıldı. Bunlar, Colorado/Liberal oligarşisini harekete geçirmek için yeterli oldu. Colorado Senatörü Riquelmo’nun çiftliğinde köylülerle güvenlik güçleri arasında patlak veren (ve Başkan’ın hiçbir katkısı olmayan) bir çatışma bahane edildi; hukuk normları çiğnendi ve Parlamento iki gün içinde Lugo’yu görevden uzaklaştırdı. Başkanlık koltuğuna da Başkan Yardımcısı Franco’yu oturdu.  

 

Operasyon, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından, “anayasal kurallar çiğnenmemiştir” gerekçesiyle meşru görüldü. Latin Amerika’nın solcu hükümetleri ise, olaya gerçek adını koydular: Sivil darbe...  Darbeci yönetimin UNASUR üyeliği askıya alındı. Paraguay, dört ülkeden oluşan Güney Ortak Pazarı’ndan (MERCOSUR’dan), Brezilya, Arjantin ve Uruguay’ın oylarıyla ihraç edildi ve Venezuela’nın daha önce Paraguay parlamentosu tarafından engellenen MERCOSUR üyeliği kesinleşti.

 

Bana öyle geliyor ki, Paraguay’daki sivil darbe, Latin Amerika’daki sol rüzgârın önünü kesemeyecek; tam aksine, ABD’nin bölgesel hegemonyasının daha da aşınmasına katkı yapacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız