Linç kültürü hâkimken özgürlükleri konuşamayız
23.07.2018 08:41 RÖPORTAJ
“Ülkede recm kültürünün devamı olan linç kültürü var. Bunun olduğu yerde vücut dokunulmazlığı, düşünce ve vicdan özgürlüğü, ifade ve seyahat özgürlüğü gibi şeyleri konuşamayız”

MELTEM YILMAZ @meltemmmylmz

Şarkıcı Mustafa Ceceli’nin, eski karısının Kanlıca’daki evinin yatak odasına gizli kamera yerleştirmek suretiyle elde ettiği mahrem görüntüler, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Türkiye’de eşcinselliğin artarak kriminalize edildiğini bir kez daha ortaya çıkaran olayı terzi yamağı Barbaros Şansal ile konuştuk.

Bu haftaki Pazartesi Söyleşisi’nin konuğu olan Şansal, Gezi’den sonra LGBTİ hareketinin ivmesinin düştüğüne dikkat çekerek, şöyle devam ediyor:

“Bu topluma tükürük hokkası lazım. O yüzden bir hedef lazım bu topluma. Bunun arkasında da İslam’daki recm kültürünün devamı olan linç kültürü var. Bu kadar derinden bağlı olduğumuz bir özelliğin olduğu bir yerde vücut dokunulmazlığı, düşünce ve vicdan özgürlüğü, ifade ve seyahat özgürlüğü gibi şeyleri konuşamayız.”

»Şarkıcı Mustafa Ceceli’nin eski karısının gizli çekilmiş görüntülerinin kamuoyuyla paylaşmasının ardından eşcinsellik meselesinin ne kadar kriminalize edildiğine bir kez daha şahit olduk…
Türkiye’de aslında ötekileştirilen iş LGBTİ olmak değil. LGBTİ yürüyüşünü 24 sene önce başlatanlardan biri olarak, son beş senedir ortaya çıkan yozlaşmayı yakından gözlemleme imkânım oldu. Diyebilirim ki, Türkiye’deki siyasal, ekonomik, kültürel erozyonlaşmadan nasibini LGBTİ de aldı. İlk önce kendi şehrinde yaşayamayan LGBTİ bireyler, topluca İstanbul’a göçmeye başladılar. Hatırlarsanız Savaş Ay’ın varilde ateş yakıp onları hedef gösterdiği seneler… Nefret oluşturmak için, insanların nefretini bir yöne kanalize etmek için medyamız el birliğiyle LGBTİ kimliğini ötekileştirdi.

»Muhafazakâr iktidar döneminde bu ötekileştirme artmadı mı?
LGBTİ derneklerinin büyük bir kısmı fonlarını AB’den alıyor. Devletin herhangi bir katkısı yok. Bu derneklerin yönetimindeki insanlar, yeni jenerasyondan gelen genç eşcinselleri kontrol edemediler. Dernekler, zamanla bu gençlerin yönetimine geçince eşcinsel hareketi saygınlığını kaybetti Türkiye’de. Bu olay Gezi Parkı Olaylarının hemen sonrasındaki Onur Yürüyüşü’nde gerçekleşti. Cihangir’deki o çirkin görüntüleri gördük. Çırılçıplak soyunmak bir eylem değildir. Böyle olunca çoluğuyla çocuğuyla gelen insanlar hareketten geri çekildiler. Anlamanın en zor olduğu şey de ikiyüzlülük. Hande Kader, Taksim’de yerlerde sürüklenirken, bir bakıyorsunuz, Bülent Ersoy sarayda iftar açıyor. Bunlar toplumun çifte standartları aslına bakarsanız. Hande Yener, Onur Haftasına geliyor “Romeo” adlı şarkısının primini yapıyor ama diğer risk almanın gerekeceği olaylarda hiç sesini çıkarmıyor. En son Ceceli olayında da benzer bir tablo var.

»Ortada yasadışı, FETÖvari yöntemlerle elde edilen görüntüler varken, homofobinin bu kadar öne çıkmasına anlam vermek gerçekten çok güç…
Homofobi işte! Şöyle bir şey de var, o yapım şirketinin sanatçılarından biri de Fatih Ürek. Gerçi o evlenecek kız arıyormuş, Kuşum Aydın da nişanlanacakmış zaten. Bu bir yüzsüzlüktür. Sömürdüğü sanatçıyı kullanabildiği süre boyunca her şey iyi ama en ufak bir yalpalamada baş aşağı. Bu hep yapılır Türkiye’de örneğin Mustafa diye bir arkadaşımızın HIV virüsünü taşıdığı ortaya çıktı. Sonraki gün tüm gazeteler AIDS’li Mustafa başlığıyla çıktılar. O çocuğun hayatı mahvoldu. Ben de bu hedef gösterme kültürünün mağdurlarından biri oldum. Zaten bu kültür Türk vatandaşlarının genetiğinde var. Bu olgu sosyal medyada özellikle çok belirgin. Bir anda nefret ediliyor, sonra beş dakika sonrasında birden çok seviyoruz. Sosyal medyayı referans almasak bile diyebilirim ki toplum çok yüzsüz. Bütün canlıların %5-6’sı eşcinseldir. Dünyada da türler içerisinde 4-5 tür dışında tek eşli ilişki sürdüren tür yok. Bu hesaba bakarsak Türkiye’de seksen milyondan, beş milyonu eşcinsel diyebiliriz. Bu sayı Vatan Partisi’ne oy verenlerin on misli. Bir yandan bakıyorsunuz moda işleri, seks işçiliği, bar şarkıcılığı gibi meslekler eşcinsel meslekleri haline getirildi. Burada bir sömürü var. İslam’ın eşcinsellikle bir problemi var aynı Yahudilik gibi. Hristiyanlık bunu aştı, Hindu’lar yasal trans olabiliyorlar. Eşcinsellik Türkiye, Malezya, Çeçenistan gibi ülkelerde hâlâ sorun.

linc-kulturu-hakimken-ozgurlukleri-konusamayiz-490634-1.

»Muhafazakar iktidarla birlikte homofobi de arttı mı?
Sadece muhafazakâr iktidarla değil, tamamen toplumun karakteriyle alakalı. Ecevit döneminde de hedef gösterildik. Bu topluma tükürük hokkası lazım, başka türlü balgam fışkırıyor. O yüzden bir hedef lazım bu topluma. Bir gün, Onur Yürüyüşü oluyor, sonraki gün Aysun Kayacı oluyor, bugün de konu Mustafa Ceceli. Bunun arkasında da İslam’daki recm kültürünün devamı olan linç kültürü var. Bu kadar derinden bağlı olduğumuz bir özelliğin olduğu bir yerde vücut dokunulmazlığı, düşünce ve vicdan özgürlüğü, ifade ve seyahat özgürlüğü gibi şeyleri konuşamayız. Türkiye’de eşcinselliğin ne kadar yaygın olduğunu görmek için parklara, tren istasyonlarına, karanlık sokaklara bir bakın, orada dolaşan erkekler diğerlerinden iğne oyası tarifi almıyor.

»LGBTİ bireylerin çalışma hayatlarında, özel hayatlarında kendilerini korumak ve gizlemek zorunda olmaları; onlara bakışı ve yaklaşımı ne yönde etkiliyor?
Bu da aslında sorunu yaratan şeylerden bir tanesi. Özel hayatlarıyla görünür olmadıkları için, kimliğine dair ortaya çıkan ilk şeyde büyük darbe alıyorlar. Kendilerini sıradan, heteroseksüel bireyler olarak pazarlıyorlar ve diğer yanları ortaya çıkınca bir anda itibarları sarsılıyor. Mesela bana kimse bel altı vuramaz çünkü ben Okan Bayülgen’in programında açıkça benim ben olduğunu söyledim. Bunu yapmayan bireyler bir şey söylerler mi, laf atarlar mı gibi kaygılardan dolayı hayatlarında tedirginlik yaşıyorlar.

»Özel hayatlarını açıkça yaşamak istemekten çekinenler için nasıl bir alternatif var peki?
Türkiye’deki eşcinsellerin çoğu yurtdışına iltica etmeye başladı. Bu gibi durumda insan çok var. Fakat hayalleri çok yüksekte olup, hayal kırıklığına uğrayan bir kesim de yok değil. Özellikle Gezi Parkı olaylarından sonra eşcinsel hareketinde büyük bir yavaşlama görüldü. Yurtdışına çıkanların da etkisiyle, üye sayımız yetmiş bin kişiydik sonrasında darmadağın olduk.

»Kaçmanın hangi açılardan çözüm olduğu/ olmadığı sorusunu en fazla sorduğumuz günlerden geçiyoruz…
En başta devletin vatandaşlarına eşit yanaşması lazım. Kimliksiz ve cinsiyetsiz bir eşitlikten bahsediyorum. Biz bölünerek çoğalıyoruz, bunun da temelinde sevgisizlik var. Bu toplum karanlıkta sevişirken, partnerini bir mastürbasyon aleti olarak hayal ediyor ve kaza kurşununu bir aşk meyvesi olarak topluma sunuyor. O meyve sinekli. Aslında birbirlerini sevmeyen, yalan söyleyen anne babaların ürünü de böyle olacak, başka bir şey bekleyemeyiz. Sanayide, medyada, finans sektöründe bir sürü eşcinsel arkadaşım var. Hepsi gizli. Hem de İslamcı yazarından tutun imamlarına kadar.

***

Çözümü sokakta görüyorum

»Siyasi partilerin programlarındaki cinsel kimlik vurgusunu nasıl buluyorsunuz?
Bu konuda bir şeyler söyleyen sadece HDP var. Onlar da görünür olmak için yapıyorlar. Sözde kalıyor. Ben siyasi partiler konusunda artık radikal düşünüyorum. Meclis’inde bağımsız milletvekili kalmayan bir ülkenin bağımsızlığı da kalmamıştır. Artık Meclisten beklenecek bir şey kalmadı. Bu iş milletvekilleriyle çözülecek bir iş değil. Aksine sokakta çözülecek bir iş. Sokak düzenlendiği zaman memleketi düzeltebiliriz.

»O enerji sönümlenmedi mi çoktan?
Hiç öyle değil, ben en büyük kargaşalardan en yalın çözümler doğacağına inanıyorum. Bunu hep gördük, ben 1960 ihtilalini de gördüm, Kenan Evren de geçip gitti. Çözümün sokağın değişmesiyle başlayacağına inanıyorum. Sokak nasıl düzelir peki? Kaldırım düzelirse düzelir, çöp düzelirse düzelir; sosyal hayat düzelirse düzelir.

»Peki siz ne yapıyorsunuz, başınıza gelen tüm o tatsız tuzsuz olaylardan sonra burada zamanınız nasıl geçiyor?
Ben çok az kalıyorum artık burada. Daha çok yurtdışında yaşıyorum ve zamanla da yurtdışına yerleşmeyi düşünüyorum. Ben ülkemi çok sevdim, birbirimizi büyük bir aşkla sevdik. Yurtdışında asla ülkemi kötülemedim ama biz aile için şiddetli geçimsizlikten dolayı boşandık. eski eşime laf söyletmem, korurum. Bir de veledimiz var işte yavru vatan diyorlar. Neyse ki ona nafaka ödemeyeceğim aksine kendilerinden resmi özür bekliyorum.