‘Liseli’ değil Galatasaraylı
ÖZLEM KÜÇÜK ÖZLEM KÜÇÜK
Hem lig hem de Şampiyonlar Ligi başladı fakat bizde sular hâlâ durulmadı. Fenerbahçe’de Passolig ve usulsüz seyirci alma olayları, Beşiktaş’ta Çarşı ve darbe olayları derken sanırım en karışığı şu an kadrosunu oturtamamış, yeni hocayı adapte edememiş ve şimdi de başkanını değiştirme eşiğinde olan Galatasaray

Hem lig hem de Şampiyonlar Ligi başladı fakat bizde sular hâlâ durulmadı. Fenerbahçe’de Passolig ve usulsüz seyirci alma olayları, Beşiktaş’ta Çarşı ve darbe olayları derken sanırım en karışığı şu an kadrosunu oturtamamış, yeni hocayı adapte edememiş ve şimdi de başkanını değiştirme eşiğinde olan Galatasaray.

Başkan Ünal Aysal camianın inanç ve güveninin sarsıldığını ve bu nedenle erken seçim kararı aldıklarını söyledi. Fatih Terim, Sabri derken son zamanlarda Galatasaray ve liselilik yine tartışılır oldu. Liseli olanlar ve olmayanlar şeklindeki ayrımın özellikle kulüp içinde yoğun olarak hissettirildiği hep söylendi.

Yaşım itibariyle Ali Uras’tan bu yana hatırlamam gerekse de insan o yaşlarda pek de yönetime ilgi duymadığından Ali Tanrıyar dönemini de atlayarak benim başkanlık hatıralarım Alp Yalman ile başlar. O dönemde –belki de Yalman Robert Kolejli olduğundan- liseli lobisi ve baskısı bu kadar da konuşulan bir olay değildi.

Ali Uras’ın göreve başladığı 1979 yılından bu yana başa gelen sekiz başkandan sadece dördü liseli olsa da 2000’in başında Mehmet Cansun ile başlayan liseli baskısı Adnan Polat’ın ezber bozmasıyla tavan yaptı.

Kendi deyişiyle kulüp büyük bir maddi darboğaz içindeyken göreve çağırılıp işler düzelince yeniden oylanmasına karar verilen Adnan Polat her fırsatta kulübün liseli kıskacından kurtarılması gerektiği söyledi.

Kendi adıma Galatasaray’ı hep CHP’ye benzettim. Bir kuruma ya da zümreye ait olduğu düşünülen elitizm ile tavır almak; elit bir kulübe yakışanlar ve yakışmayanlar gibi bir duruş sergilemek ve hatta bu nedenle birtakım insanları harcamak inanılır gibi değil. Haklı ya da haksız Fatih Terim’e de Sabri Sarıoğlu’na da yapılanlar aynı zihniyetin ürünü değil mi? Sabri’nin gidişi sadece Prandelli’nin kararı mı yoksa şirketin imajına uygun bulunmayanların yeni CEO’ya temizletilmesi mi? Sabri yeni hoca kadroya oturtamadığından mı gönderildi gerçekten yoksa elit kulüp imajına yakışmadığı için mi?

Eğri oturup doğru konuşalım. O tribünleri dolduranların, maaşından artırıp forma alanların, taksitle kombine sahibi olup karısıyla papaz olanların, maç boyu avazı çıktığı kadar bağıranların, stattan çıkıp evine üç vesait gidenlerin, zamanında tesislere baklava götürüp oyuncu motive edenlerin, camları kırık deplasman otobüsleriyle arma peşinde koşanların kaçı liseli?

Yeni seçimde Ünal Aysal’ın aday olup olmayacağı belli değil fakat karşısına gelecek rakip yine liseli. Umalım da liseli faşizmini ortadan kaldıracak; sadece liseli değil gerçek Galatasaraylı biri başkan olsun.

 

***

ISLIK

Galatsaray’da sular durulmuyor demişken geçen hafta oynanan Anderlecht maçında görev alan kaptan Selçuk İnan taraftar tarafından ıslıklandı. Selçuk’un performansı uzun zamandır düşüktü. Hatta hafızam yanıltmıyorsa 90 dakika boyunca oynamadığı az maç vardır. Bu kez oyundan çıkarken protesto ile karşılaştı ve ıslıklara alkış ile karşılık verip yedek kulübesindeki yerini aldı. Taraftar Burak Yılmaz’a karşı da pek sempatik değildi. Arda Turan instagram hesabından iki futbolcunun fotoğrafını paylaşıp: “Canlar... Her zaman giydikleri formanın hakkını verenler. Kaybedilmiş bir şey yok ama bize kazandırdığınız ve kazandıracağınız çok şey var. Saygı!” yazınca taraftarlar kendisine pek de hak vermedi. Çoğunluk artık bu iki futbolcuya verdikleri kredinin tükendiğini yazdı.

Kendi adıma futbolcunun kendi sahasında misafir taraftar önünde ıslıklanmasını pek doğru bulmuyorum. Tepki mutlaka gösterilmeli ama ıslıklayarak değil. Kol kırılır yen içinde kalır demiyorum ama tepkiyi göstermenin daha düzgün bir yolu olmalı. Maç başında tüm futbolcuları kendilerine ait tezahüratlarla çağırmak adettendir. Madem tepkilisin mesela o futbolcuyu çağırma. Rakip takımın ve hatta dikkat etmeyenin dahi anlamayacağı fakat o oyuncunun içine oturacak bir tepki olmaz mı? 

***

ÜÇLÜ ÇEKTİR CimBom'a 

Taraftar bilir yılların ritüelidir “Sabri Reyiz”e üçlü çektirmek. Beşiktaşlı Alen’in başlattığı bir furyadır tabii ama yıllardır maç sonunda “Sabri sahaya üçlü çektir Cimbom’a” diye bağırılır ve “Reyiz” gelip tribünleri önce susturur sonra çoşturur. Anderlecht maçı sonunda tribünler Melo’yu çağırdı üçlü için.

Melo özellikle takımın şu durumunda en fazla mücadele eden futbolcuların başında geliyor, kabul. Ama hem oyun içi ahlakını düşününce hem bugün tesis yemekhanesine bile alınmayan yılların kaptanı Sabri’yi düşününce içim kaldırmıyor bu sahneyi.