Londra mabetlerinde güz gezintisi
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

Derler ki, Londra’da sonbahar senenin en son ve en güzel gülüşüdür. Sarı yaprakların bir örtü misali şehri kapladığı, insanların kış renklerine bürünmeye başladığı hüzün zamanlarında Londra’nın futbol mabetlerinde şehrin takımlarının hal ve gidişine bir bakış…

Köklü tarihinde Federasyon Kupasında beş kez final oynamış Doğu Londra’nın akademisiyle namlı takımı West Ham United, iki kez kupayı müzesine götürmüş. İki sezonda Avrupa Kupa Galipleri Kupasında final oynayıp bir kez o elit kupayı kazanmış. Ada futbolunda, tarihi boyunca 2. Ligin altına düşmeyen sekiz takımdan biri ‘The Hammers’ (Çekiçler). 59 sezonda ülke futbolunun en üst liginde boy göstermişler ama bir başkent takımı olmalarına rağmen şampiyonluk hep uzak bir hayal olarak kalmış. (Ankara’nın iki köklü takımına selam çakalım bu vesileyle). En iyi derecesi Premier Lig’in kurulmasından çok önce, 1985-1986 sezonunda, o sezon ligi 3. sırada bitirmiş. 2015-2016 sezonunda, son kez ev sahipliği yaptığı Boleyn Stadı’nda başarılı maçlar çıkarmış, ligi 7. sırada bitirip Avrupa Kupalarında oynama fırsatı yakalamıştı. 2016-2017 sezonunda 99 seneliğine kiraladığı Doğu Londra’nın görkemli Olimpiyat Stadı’nda oynamaya başladı ama yeni mabedine alışmakta güçlük çekti, evinde oynadığı 19 lig maçının sekizinden puansız ayrıldı. Ama beterin beteri var, Stoke City, Victoria Stadı’ndan yeni mabedi Bet356’e taşındığı ilk sezonda küme düşmüştü! Bilic’in takımına dönersek, bu sezonda lige iyi başlamadı bordo mavili takım, ilk dört maçını puansız kapatırken 8. hafta sonunda iki galibiyet iki beraberlikle 15. sırada.

Haftanın açılış maçında, West Ham United ligin yeni takımı Brighton Hove Albion karşısında. 4-2-3-1 dizilişinde ev sahibi, gol umudu Javier Hernández, nam-ı diğer Chicharito (kendi dilinde küçük bezelye). Sahil şehrinin takımı deplasman sevmeyenlerden, evinden ıraktaki son beş maçın dördünü kaybederken sadece bir gol bulabilmiş. Cumanın uğuru mu bilinmez ama Premier Lig tarihinde oynadığı iki cuma maçını da kazanmış West Ham. Beklenenin aksine 10. dakikada duran toptan Murray’nin kafasıyla golü buluyor misafir takım. En üst ligde bir deplasman golü için 34 sene beklemek zorunda kalmış Brighton sevdalılarının sevinci görülmeye değer. İlk yarıda topa daha çok sahip olan (yüzde 66) ev sahibi ilk yarının son saniyelerinde ikinci golü görüyor kalesinde. Futbolun içinde bir deplasman golü için onca sene bekleyip 45 dakikada ikinciyi bulmak da var…

Çoğu mutsuz 56.977 taraftarın önünde ikinci yarıya farkı azaltmak için başlıyor Bilic’in talebeleri, Caroll’un yokluğu ceza sahasına ortalanan toplarda aşikâr. Brighton savunmasının ortasında Shane Duffy sahanın en iyisi. 26 yaşındaki defans oyuncusu Kuzey İrlanda Milli Takımının tüm yaş gruplarında forma giymiş. 75’te penaltıdan Murray’le bir gol daha buluyor konuk Martılar, West Ham havlu atmış boksör misali. Bu yenilgiyle ligde 17. sıraya düşüyor. Brighton’a gelince, 84,65 milyon Sterlinlik kadro değeriyle ligin en mütevazı 3. takımı olmalarına rağmen mücadelelerine şapka çıkarmak gerek. Can Yücel’in enfes dizeleri onlara gitsin: “Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin…”

•••

O maçın ertesinde, yazdan kalma bir cumartesi öğleninde oynanan maçta geçen sezonun şampiyonu, bu sezonun hayal kırıklığı Chelsea kendi evinde lige iyi başlayan Watford karşısında. 2016-2017 sezonunda 38 maçta 5 mağlubiyet alan maviler bu sezon ilk sekiz maçın üçünü puansız kapadılar. Lig tarihinde ilk sekiz maçın üçünü kaybetmiş hiçbir takımın şampiyonluk kupasını kaldıramadığını hatırlatalım. Takımın önemli eksiği Kante; orta sahanın dinamosu sakatlığı nedeniyle bu maçta da kadroda yok. Geçen hafta Arsenal’i deviren Watford formda olsa da Chelsea’ye karşı son 12 maçta galip gelememiş. Stamford Bridge Stadı’nda en son 1985-1986 sezonunda kazanmış. Ev sahibi 3-4-2-1 düzeninde, gol umudu 24 yaşındaki İspanyol Morata, 2010 senesinde Real Madrid’de başlayan kariyerini Premier Lig’de sürdürüyor. Watford’un 9 numarası Troy Deeney’i de hatırlamadan geçmeyelim. 1988’in yazında dünyaya gelmiş, anne baba ayrılığı, fırtınalı geçen çocukluk zamanları, başarısız öğrencilik yılları sonrasında parmaklıklar arkasına düşmüşlüğü bile var. Alt liglerde başlayan futbol kariyerini 2010 senesinden beri Watford’da sürdürüyor kaptan, 286 maçta 101 golü bulunuyor.

Maça dönersek, 12. dakikada Pedro’nun füzesiyle öne geçiyor Chelsea. Maça iyi başlıyor misafir takım ama futbolun içinde bu da var. İlk 15 dakikada sağ kulvarda etkili ev sahibi, rakip savunmanın solunda oynayan Britos ve önündeki Holebas hücumu seven oyuncular. Bir savunmacıdan çok ofansif orta saha oyuncusu rolündeki David Luiz 30’da yokluyor rakip kaleyi. Watford istekli ve aradığı golü devre biterken buluyor, Luiz’in uzaklaştıramadığı karambolde son vuran Doucoure. İki takımın da topa eşit derecede sahip olduğu, Chelsea’nin beş, Watford’un üç kez rakip kaleyi yokladığı ilk yarı beraberlikle sonuçlanıyor.

İkinci yarının başında mutlak golü kaçırıyor Watford’un 11 numarası Richardson ama 50’de öne geçiyor, yakın mesafeden kaçırmıyor Pereyra. Chelsea savunmasında Azpilicueta ve Alonso pozisyonda rakibe uzak. Futbol tabiriyle deve dişi gibi takım kırmızılı Watford, 54’te bu kez kaçırmanın atmaktan zor olduğu pozisyonda Richarlison kafayı dışarıya vuruyor. Sanırım maçın kırılma anı bu! Sahasından çıkmakta zorlanan Conte’nin takımı, 72’de, hak etmediği beraberliği oyuna sonradan giren Botshuayi’nin kafasıyla yakalıyor. Ve maçın bitmesine az bir zaman kala, 87’de Azpilucueta’nın kafa golüyle öne geçiyor. Maç bitti derken Botshuayi bir gol daha buluyor. Watford üstün oynadığı, çok kaçırdığı fırsatların bedelini ödüyor. Çocukluk yıllarımızın klişesiyle, atamayana atıyorlar. Yine de yazın bir kenara, bu sezon çok can yakarlar…