Maarif Vakfı: Paralel Devlet Yapılanması
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

Devlet, Marif Vakfı adıyla bir vakıf kurmaya karar vermiş. Kanun tasarısı Mecliste; haftaya genel kurula inecek ve muhtemelen görüşüldüğü gün de kabul edilecek.

Devlet vakıf kurabilir mi, Milli Eğitim Vakfına ek olarak eğitim alanında faaliyet gösterecek yeni bir vakıf kurmaya neden ihtiyaç duyuldu,AKP’nin uzunvadeli hesabı nedir?

Önce vakıf nedir anımsayalım:

Vakfetmek, kişinin mal veya gelirini kamu yararına sunması demek. Vakıf ise vakfedilenle belirlenen amaca uygun bir şekilde hizmet sunanan organizasyondur. Bağışta gönüllülük şarttır.

Vakıflar ticari şirketler gibi belli bir sermaya ile kurulmaz, onların ana sermayesi kişilerin bağışıdır. Öncelikle eğitim ve sağlıkta, hem de ayrım gözetmeden eşit ve adil bir kamu hizmeti sunmakla yükümlü, örgütlenmiş yapıları (bakanlıklar) ve bütçesi bulunan; kurulması düşünülen vakfın amaçları ile kanun emirleri aynı olan devlet neden sivil(?) bir örgütlenmeye gider?

Sorunun yanıtını tasarının gerekçesinde bulabiliriz.

Maarif Vakfı Kanun Tasarısının gerekçesine baktığınızda paralel bir eğitim bakanlığı kurulduğunu, hatta devletin vakfa dönüştüğünü anlıyorsunuz: Türkiye ve yurtdışında örgün ve yaygın eğitim hizmetleri vermek, geliştirmek; okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar burs vermek, okul yurt gibi testler açmak; bu kurumlarda görev alacak eğitmenleri yetiştirmek, araştırmalar ve toplantılar yapmak, geliştirmek, yayınlar ve metotlar geliştirmek…

Vakfın faaliyete geçmesiyle yurt dışındaki diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait tüm eğitim birimleri kapatılacak. Vakfın herhangi bir organında görev alan kişiler yurtdışında görevli müşavirlere tanınan haklardan ve yetkilerden yararlanacak. Maliye bakanı yurtiçinde ve yurtdışında dilediği taşınmazı bu vakfa bedelsiz olarak devredebilecek. Dahası, kuruluş için harcanacak bir milyon lira Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden hemen vakfa aktarılacak.

Yönetimi cumhurbaşkanı (Erdoğan) ve hükümetin (yine Erdoğan’ın) atadığı kişilerden oluşacak. Görevlilerin ücreti de mütevelli heyeti tarafından belirlenecek. Herhangi bir nedenle boşalma olursa boşalan yer heyet tarafından seçilen kişilerle doldurulacak! Bu demektir ki Erdoğan ve hükümeti iktidardan uzaklaşsa bile yönetimine kimse dokunamayacak, değiştiremeyecek; vakıf mali gücünü koruyacak. Kısacası Marif Vakfı ile geleceğin Parallel Devlet Yapılanması inşa ediliyor. (Mütevelli heyetin seçimi maddesi görüşülürken RTÜK’te olduğu gibi yönetimin siyasi partilere verilecek kontenjanla belirlenmesi önerilse AKP’nin tepkisi ne olur acaba; CHP böyle bir teklif verebilir)

Baştaki soruya dönelim: Devlet vakıf kuramaz; yasalarla kendisine verilmiş yükümlülüklerini karar sürecine katılamayacağı ve denetleyemeyeceği başka bir yapıya aktaramaz. Bu bir hizmet alımı değil, yetki devridir. Ayrıca malını bağışlayacağı, vergisinden elde ettiği bütçeden nakit aktaracağı vakıf için 78 milyonun her birinin rızasını almak zorunda. Meclis çoğunluğu yasaya karşı oy verenlerin temsil ettiği azınlığı bağışta bulunmaya zorlayamaz. Yasa ne derse desin etik olarak kabulü mümkün değil.

Maarif Vakfı fikri, Özal’la birlikte piyasaya açılan Anadolu sermayesinin eğitim ihtiyacını karşılıyan Gülen okullarına alternatif olarak ortaya çıktı. Gülen, hitap ettiği sınıf bakımından eğitimde liberal okul modelini esas alıyordu. Gülen okulları, içinde Batı kültürünü hazmedemeyecek denli köylülük barındıran orta sınıfa hizmet veriyor ve haliyle pazarlamada bol miktarda dini kavram kullanılıyordu. Modelin referansı Batı’ydı. Şimdikiler sertifika (diploma vb.) pazarını ele geçirince Gülen’e ‘bu alanı sana yedirmeyiz’ dedi. Gülen’le başedebilmek için Suudi Arabistan’dan ciddi destek gördüler. Vatandaşların, dindar da olsalar kariyer vadetmeyen geleneksel İslami eğitimi kabullenmeleri zor. Bundan ötürü eğitimi devletleştirmek, devletten kaçanları da sivil görünümlü devlet organları ile denetlemek gerekiyordu. Maarif Vakfı bunlardan biri.