Mahallenin sidiklisi
KADİR CANGIZBAY KADİR CANGIZBAY

Sümüklü, sidikli ve de habis ruhlu pislik bir çocuk. Karşı komşunun camını kırar, sonra komşu amca kendisini kovalayınca, ondan daha güçlü sandığı diğer komşulara, ama tercihen de mahallenin kabadayısı bildiği ağabeylere sığınır; adam beni kovalıyor; ama, bana tecavüz etmeye yeltendi de, o yüzden camını kırdım yalanını uydurarak. Bu şekilde kendisi, kilit bir rol kazanmış olur; mahalle içi ilişkilerde.

Tayyip’in jetleri de Rus uçağını düşürünce ne yaptı: Putin’le görüşmek yerine, NATO’ya başvurdu, anında, “bak abi, bu kötü adam bana kötü şeyler yapacak, aman bana mukayyet ol” ayaklarında...

Bunlar, benim vergilerimle karnı doyup ailesini besleyenlerin yere yatırdığı vatandaşı kravatlı medeniyetiyle tekmeleyenlerin takımından: Bu kişi, bu ülkede yaşayamamalıydı.‘Yuh’ olsun, bize; ama zaten kendi halkının neredeyse yüzde 40’ını mübadele, tehcir ve soykırımla buralardan yok edip canlı cansız bütün zenginlikleri üzerine el koymuşluğun üzerinde var olan bir toplumun nihaî tercihinin de AKP olmasında şaşırtıcı pek bir şey yok.

BOP eşbaşkanı; patronun önünde taklalar, yetmedi parendeler atıp, bu arada alttan alta kendi üçkağıtlarını gerçekleştirebileceğini sanan uyanık müsveddesi çiftlik kahyası.

‘Kardeş Esad’dan ‘katil Esed’e daha yeni geçilmişti ki, sınıra yakın bir köy evinin duvarına Suriye tarafından geldiği iddia edilen bir mermi isabet ediyor ve bu zekasızlar, işi NATO’ya götürmenin peşine düşüyorlar: Bu kadar müptezel bir maskaralığı, Amerika bile yemiyor.

Suriye’den bu tarafa hemen hemen hiç kimse yokken, “kaçın gelin, burada size ev de, para da, iş de var” deyip insanları yerlerinden yurtlarından ettiriyorlar, hemen sınır hattında kırk-elli bin kişilik ‘mülteci kent’ kurarak, Van depremzedelerinden esirgedikleri konteynerlerle. Sığınmacı sayısı beş bini bulunca, şenlik düzenliyorlar, “bakın Esed ne kötü adam, insanlar onun zulmünden kaçıyor” demek üzere ve bu arada, adı bile düzmece (Angelina Jolie= Güzel Dişi Melekçik) beyin yoksunu PR mankenini getirtiyorlar, ‘katil Esed’i lanetlesin diye.

Bütün umutları, sığınmacı sayısını yüz bine çıkartmak; bu sayı ABD’nin kırmızı çizgisi olup, Suriye’ye doğrudan müdahale eder diye: Aylan’ın da kurbanı olduğu korsan seferi düzeni düzenleyen iki kişi, otuz beş yıl hapisle yargılanıyorlarmış; üç milyonu bizde, on milyon insanı yerinden yurdundan eden, on binlercesini sınır boylarında, nehirlerde, denizlerde ölüme gönderip, çok daha fazlasını da esir pazarlarında, fuhuş piyasalarında insan olmaktan çıkartan çiftlik kahyasını kim yargılayacak?..

Yüz bin mülteci de yetmiyor; bile isteye Reyhanlı’da elli iki insanımızı, haftalar öncesinden varlıklarından haberdar oldukları minibüsleri patlattırıp öldürtüyorlar “Nusayrî Esed, bizim Sünnî vatandaşlarımıza katliam yaptı” deyip de Obama’yı doğrudan müdahaleye ikna etmek umuduyla: Pek bir seviniyor bu katilller, “Erdoğan, eli bayağı güçlenmiş olarak gidiyor ABD’ye” diye.

Daha sonra, kimyasal gazla yüzlerce kişiyi öldürtüyorlar, bunu da “Esed yaptı” iddiasıyla, yine ABD’yi doğrudan müdahaleye yöneltebiliriz ümidiyle: Zehirli gazın hammaddesi bile Türkiye’den elde edilmiş. MİT’in mi, yoksa başka bir cinayet odağının elemanları mıdır, bilemem; bu işin failleri yakalanıyor; ama sonra serbest bırakılıyorlar.

Son uçak düşürme, PYD temelinde Rus-Amerikan ittifakını bozmak üzere, aslında çok ucuz, ama maliyeti çok büyük bir ayak oyunu.

Yazılacak daha çok şey var; ama Fütuhatçılığın, cihatçılığın talancılık, yağmacılık, ırz düşmanlığı, tecavüzcülük, insan (özellikle de kadın) tüccarlığından başka bir şey olmadığını, siyasal İslamcılığın da tam tamına bu olduğunu, dolayısıyla bir yandan Şam Emevî camiinde Cuma namazı kılma, diğer yandan da kadınların kahkaha atmasını yasaklama peşindeki haddini bilmez maskaralarla, çiğ çiğ insan yüreği/ciğeri yiyen caniler arasında nitel açıdan hiçbir fark bulunmadığını belirtip bitirelim.