Maharet adam gibi ölmekte değil insan gibi yaşamakta
ERK ACARER ERK ACARER

Erdoğan ‘başkanlığındaki’ devlet belleği, asırlardır DNA’sına işlemiş olan kodları artık dillendirmekte de bir sakınca görmüyor. Ülkeyi biçimlendiren etkin siyasal figürün ağzından düşürmediği sözler, aslında sistemin gerçek yüzünü gösteriyor.

• • •

‘Fethetme’, ‘ölme’ ve ‘erkek gibi olma’ hastalığı Türkiye’nin fiili yolunu hiç şüpheye bırakmayacak şekilde anlatıyor. Fetihçi, mezhepçi ve tek tipçi ideoloji de bu sözler üzerinden hayat buluyor. Siyasetin tepesinden bırakılan ok, toplumun ‘kemikleştirilen’ kitlesinin tam kalbine saplanırken her geçen gün yeni tehlikeler de ortaya çıkıyor.

• • •

Virüs gibi yayılan hastalık, sokakta ‘istendiği gibi’ karşılık bulurken, ülkenin anbean yeni ve daha çürük bir basamağı geride bıraktığı görülüyor. 90’larda milliyetçilerin vatan ve toprak üzerinden tarif edip slogana dönüştürdükleri ‘ya sev ya terk et’ söyleminin bugün daha ‘obsesif’ bir hale geldiği ortada. Arızalı bir kimlik, arızalı bir ruh hali… Vatan tutkusu ‘reisçilik’ üzerinden tanımlanıyor, ülke sevgisi Erdoğan’ın karşısında ya da yanında olmakla ölçülüyor.

• • •

Mezhepçi, fetihçi, ahlakçı, adam kimliğini ‘vatan’ kimliğine çeviren liderin kuralları adalet terazisine, toplumsal birikimlere, farklı eğilim, düşünce ve inançlara meydan okuyor.

• • •

Son günlerde giderek artan endişe verici çağrılar var. Bunlar sadece sosyal paylaşım siteleri üzerinden yapılmıyor. AKP’li isimler hatta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek tarafından da dille getiriliyor. Tam da Erdoğan’ın biçimlendirdiği ‘hukuk anlayışına’ uygun bir deneyim; barış akademisyenleri ve savaş karşıtı gazeteciler cezaevinde tutulurken, silahlanma çağrısı yapanlar görmezden geliniyor. Dahası sırtlarının sıvazlandığı anlaşılıyor.

• • •

Erdoğan’ın ‘adam gibi ölmekten’ söz etmesinden birkaç gün sonra, söz konusu çağrıların yükselmesi ise tepeden inen siyasetin sokağı biçimlendirmesine iyi bir örnek!

‘Yurtta savaş, cihanda savaş’ konsepti ant içmiş gibi hiç durmadan ilerliyor. Bir mecburiyete tanıklık ediyoruz. ‘Bu iktidar’ savaş olmadan sürdürülemiyor!

• • •

‘82 Şam’, ‘83 Musul’ diyecek, tüm dünya IŞİD’i bombalarken sen YPG’yi vuracaksın! Yedi düvelle saldırıp ‘her yerde düşmanla savaşıyorum’ algısı yaratacaksın! Henüz dört ay geçmeden atlatılan felaketlerin gölgesinde ‘biti kanlanan ucuz bir siyaseti’ izlemekle kalmıyor, yepyeni kâbusların adım adım yaklaştığını da endişeyle gözlemliyoruz.

• • •

Silahlanma çağrıları üzerine, camilere Ak gençliği toplayıp ‘eğitim planlaması’ yapılmasını koyalım. Bunlara ise ‘Ezer geçeriz’ cümlesini ve ‘Öl de ölelim’ sloganını ekleyelim.

Çürük basamakları tırmanmaya devam etmek bir gün mutlaka boşluğa düşmek demektir.

Türkiye uzun zamandır toplumsal, ruhsal, tarihsel bir ayrım çizgisinin keskinliğinde savruluyor. Toplumun iki kesimiyle de oynanıyor. Birinin genleri, diğerinin asabıyla!

• • •

Kutuplar arasındaki uçurumun artması zaten başlı başına büyük problem yaratırken ‘o yırtık yerin’ üzerine benzin dökmeye çalışmanın ‘akılla’ izah edilecek bir tarafı yok. Ne yazık ki tam anlamıyla sorun da burada. Türkiye’de tuhaftır ki çelişkiler ‘eski ve olması gereken kalıplar’ üzerinden değil ‘akıl’ üzerinden derinleşiyor. Savaşla barışın, ölümle yaşamın, uygarlıkla karanlığın kıyaslanmasının anlamı da burada.

• • •

‘Sözüm ona’ yaratılanı yaratandan ötürü seven ‘savaşa mecbur’ ve ‘darbe deneyimine rağmen’, iç çatışmanın hâlâ fırfırlı perde sarıp ‘milli maç sonrası havaya pompalıyla sıkmak’ olduğunu sanan ‘sözde vatana meczup.’

‘Mecbur’ ve ‘meczubun’ ahenkle dansı!

Akıl…

Cennet mezhepçinin ayaklarının altında durmuyor!

Maharet adam gibi ölmek değil insan gibi yaşamak…

Anlatmak… Zor!