Malûmu ilâm
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR
Gündelik dilde “malûmun ilânı” diye söylenir. Ama doğrusu başlıktaki gibidir. Başlığın neden böyle olduğunu anlamak için de bir zahmet aşağıdakileri okumak gerekir...
Gündelik dilde “malûmun ilânı” diye söylenir. Ama doğrusu başlıktaki gibidir. Başlığın neden böyle olduğunu anlamak için de bir zahmet aşağıdakileri okumak gerekir.

Bakmayın yaşanan hayhuya... Bu memleketi, bu memleketin insanlarını yeterince ve öz deneyimimle tanıyacak yaşta birisi olarak size bir şey diyeyim: Sorunlar dokuz doğurup dursun, beklesin, dokuz günlük bir tatil başladı.
Şimdi zaten gündemin üst sıralarında olan şeyle, yani “Ne olacak bu FB’nin hali?” derdiyle yetinilecek...  Bayram vesilesiyle birkaç riyakâr cümle sarf edilecek... Ve işte böyle “okunmayacak” yazılar da yazılacak. Öyleyse... Önce “ilâm”, kelimesinin: “1. Bildirme, anlatma, 2. Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmî belge” anlamında olduğunu belirteyim. Sonra da beş noktaya değinip haftalık vazifemi ifa ve malûmu ilâm yahut ilân edeyim; genel olarak zaten bildiklerinizi, yeni tespitlerimmiş cakasıyla söyleyeyim:

1. ilâm: Genelkurmay eski Başkanı Koşaner de böyle yapmış; kozmik bir toplantıda silah arkadaşlarına malûmu ilâm etmiş. Ne oldu? Bugüne dek söylenenlerin isabeti, bu konuşmalar flaş flaş duyurulunca ispatlanmış oldu. Bu arada “Acep ordu neden darbe yapmıyor?” sorusunun bir cevabının “daha” olduğunu öğrendik: Soğuk Savaşın sona ermesi, ABD, NATO falan filan derken; meğer bu paşalar aslında “demokrasiye aşklarından” değil darbe yapmaya bile mecalleri olmadığından yapamamışlar, ey ulusalcılar! Titreyin ve kendinize gelin gayrı. Yapabildiklerine, kendileri itiraf değil özeleştiri diyorlarmış; ama bizler de “coup de grâce”, yani Zarif Darbe demiştik; yalan mı söylemiştik?
2. ilâm: Keşke FB vakası vesilesiyle şu alengirli “adalet” kavramı bir kez daha sorgulansa... Çünkü sadece orada değil, Deniz Feneri davasında da hukuk (yine) guguk olmadı mı? Yani Adalet! Hani şu “eşitlik” yerine ikame edilen kavram, o da işte sadece bir lafmış, yani bir “söz”müş. Sözün bittiği yerdeymişiz. Adalet, sözde adaletmiş... Lakin, partilerinin adı da Adalet! Yani üç harften ilkinin açılımı bu kelimeyse bizim suçumuz ne? Kendileri koymuşlar. Sözde adalet. Vah adalet... Üstelik AKP deyince ifrit oluyorlar, ille AK parti diyorlar. Ama resmi renkleri, amblemleri, bayrakları ak değil hep sarı. Sarı Sendika misali bir Sarı Parti. Öyleyse, “Limon satarım” diyen Deniz Feneri savcısı bir suç daha işliyor: Limonun rengi ne? Sarı. Savcı partiyi mi satacak?

3. ilâm: Kürt meselesine bu hafta değinmeyeceğim. Yine de, Leyla Zana’nın Obama diplomasisine akıl erdiremediğimi söylemeden de geçemeyeceğim. “Kongre” deyince, bu temasların ABD Kongresi’ne dek uzanması mı gerekirdi, kardeşler?

4.  ilâm: Yeni Anayasa. Kadir Cangızbay hocamızın Cumartesi günü yayınlanan “AKP’nin ‘az sonra’sı: Yeni Anayasa” başlıklı yazısını okumadıysanız mutlaka okuyun, derim. Çünkü bu yazıda malûmun ilâmı ötesinde çok kıymetli tespitler var. Mesela:

“AKP ve Erdoğan’la hepimizi çok kötü günler bekliyor. Bu noktada yapılacak ilk şey, AKP’nin ‘yeni/sivil anayasa’ parodisini bozmak; zira, bu oyun, tam tamına, televole/magazin programlarının ‘az sonra’sından başka bir şey değil ve sıra ‘az sonra’ya gelene kadar iş işten iyice geçmiş olacak. İşte, bunun için de, yeni bir anayasayı gerektirmeyen, bugünküsü çerçevesinde yapılabilecek olanlara önceliği verip, bu noktalarda iyice bastırmak: Her şeyden önce seçim ve hazine yardımı barajlarının –indirilmesi değil-  tümüyle kaldırılması; ön seçim ve diğer anti-sulta önlemlerin siyasî partiler için zorunlu hâle getirilmesi; terörle mücadele kanununun tümüyle kaldırılması, hiç değilse  -suçu, somut fiilden koparıp, niyet, zihniyet bir yana en basit bilimsel tespitleri bile cezalandırılabilir kılan-  faşist maddelerinden arındırılması vb… Demokrasi, anayasayla kurulmaz; bu, zaten bir veri; ama, hem demokrasi deyip, hem de yukarıda bir kaçını sıraladığımız düzenlemelere bile razı olmayan birileri varsa, ortada artık siyasî değil doğrudan doğruya ahlakî bir sorun var demektir.”

5. ilâm: Söz, bir yönüyle de ideolojidir. Gündelik hayatımız ideolojik kelimelerle yahut kelimelerin ideolojisiyle kuşatılmıştır. Hiçbir kelime masum değildir, masum kelimesinin kendisi dâhil.

Sözlerimiz hiç de masum değildir, ideolojiktir: Madem öyle, Cangızbay hocamızın yukarıda sıraladıkları sözler de, talepler de masum taleplerimiz değil, muhalif ideolojimizin gereğidir: Seçim barajı olmaksızın, cemaate dokunan yanmaksızın, filanca savcıya itiraz edince yargıya inançsızlık sayılıp Ergenekoncu diye yaftalanıp falanca fenerin savcısı görevden alınınca tek seçenek gık çıkarmamak olmaksızın... Yeni bir anayasa için önce yasaları değiştirin! İnsanları kıskıvrak bağlayan yasakları kaldırın. Aksi halde: “Yetmez ama” demekle yetinenleri bile bulamayabilirsiniz. Çünkü, tek kelimeyle:

Yemezler!