Malum kişiye malum yazı
ERAY ÖZER ERAY ÖZER
Malum şahıstan bahsedeceğim bugün. Ve tabii malum olaydan. Fakat durumlar karışık, malum. Malum sebeplerden ötürü isim vermeden yazabiliyorum.

Oysa malum kişi, malum olayla ilgili malum kararı malum mercilere aldırmasaydı vallahi billahi açık açık toplumun nasıl da yanlış yönlendirildiğini, aslında malum kişinin kendisine atfedilen malum sıfatlarla nasıl da ilgisi olmadığını yazacaktım. Irkçılığın malum şahsın yanından nasıl da geçmediğini, ne içeride ne dışarıda, bütün kariyeri boyunca faşizan söylemlere hiçbir şekilde prim vermediğini uzun uzun anlatacaktım. Sonuçta herkes söylüyor, malum şahıs özel hayatında çok iyi bir insanmış. Hani karıncayı incitse gözüne uyku girmeyen cinsten... Malum!

Yazaktım bunların hepsini doya doya ama ceza filan yeriz diye korkuyorum. Sonuçta malumbaba bize “Yasak!” getirmiş, savcıları hakimleri aracılığıyla “Bu konu hakkında konuşmayacaksın, yazmayacaksın, çizmeyeceksin, malum kişinin kişilik haklarına zarar vermeyeceksin, yoksa canını yakarım!” demiş.

Hem zaten bizde ırkçılık yok ki... Irkçılık olmayınca zaten yazı da otomatik olarak düşmüş oluyor aslında. Çünkü ben bizdeki ırkçılığı yazmak istiyorum. Ama öyle bir şey yok. E, o zaman ben ne halt etmeye olmayan bir şeyi yazmaya kalkıyorum?!

Şimdi anladım. Malumbabanın hukukçuları da malum kararı o yüzden alıyor: “Bizde ırkçılık yok, siz malum kişiye ırkçı sözler söyledi diye saldırarak hem o kişinin kişilik haklarına, hem de malum ülkenin kendisine hakaret etmiş oluyorsunuz.” Anladım. Yeminle.

Çok yakın bir tarihte, çok yakın bir arkadaşımın iş yerinde bir grup insan (Onlardan da malum diye söz etmem gerekir mi acaba? Bildiğim kadarıyla ortada bir mahkeme kararı yok ama...) Kürtlerin kuyrukları olduğuna dair iddiaya tutuşmuş. Ama bizde ırkçılık filan yok.

Sonra misal malum ülkenin malum Başbakan’ı “Afedersiniz ne Rumluğumuz kaldı” diye bir cümle kurmamıştır aslında. Kurmuşsa da bunun ırkçılıkla ne ilgisi olmuştur ki zaten? Bu bildiğiniz lapsus. Lap. Sus!

Hem bizim hiç en basit soygun haberini “Ermeni kuyumcuyu soydular” diye veren gazetemiz, televizyonumuz olmadı ki! Nerenizden uyduruyorsunuz?

Futbolun dışına mı çıktım? Tamam, dönüyorum hemen. Birisini “kapıcı çocuğu” diye aşağılamak bir cins ırkçılık değildir. Tribünlerde beyaz bereyle Ogün Samast’ına sahip çıkmak da, rakibi “Ermeni” diye aşağılamak da... Rakibine “PKK dışarı” diye bağırmak zaten ırkçılık değil. Bilakis bir “yurtseverlik” nişanesi!

Sonra mesela, senin Süpsüper Lig’inde bir vakitler koca koca takımları çalıştıran teknik direktörün (yok bu malum filan değil, bildiğin Samet Aybaba) futbolcusunu “Elin Arabı” diye aşağılarken de ırkçılık asla ve kat’a yapmamıştır! Yapmamıştır diyorum, üstüme gelmeyin!

İki gün sonra 24 Nisan. Bu toprakların aklı, rengi, kendisi olan insanların canlarını bundan yıllar önce çok ama çok yaktığımızı, o insanlarda, çocuklarında, torunlarında ve hatta torunlarının torunlarında kapanmaz yaralar açtığımızı bir kere daha aklımıza getirmemiz, biraz olsun utanmamız gereken gün. Hiçbir yerde bulamıyorsanız bu ırkçılık denen illeti, oraya bir göz atsanız ya...

Ama siz zaten o insanları ne kadar acıttığımızı da kabul etmiyorsunuz değil mi? Size göre bu topraklarda ırkçılık zaten hiç olmadı değil mi? Siyasetçisiyle, sporcusuyla, yöneticisiyle, bürokratıyla, spor yazarıyla bu toprakların ırkçılıktan asırlardır nasıl da uzak durduğunu yıllardır bizim taş kafamıza bir türlü sokamıyorsunuz değil mi?

Malum bir sıfatı hak ediyorsunuz ya... Pazar pazar bozmayalım daha fazla tadımızı...