Maraş’ın yarası neden kabuk bağlamaz
TURAN ESER TURAN ESER

Tarih bazen ağlatır. Çünkü ağlatan tarihler yaralıdır. Yarası kabuk bağlamamıştır. Tarih bazen insanlığa yaşatılan en acılı hikâyelerin yaşandığı coğrafyadır. Maraş işte böyle coğrafyadır. En vahşice ve insanlık dışı katliamın yaşandığı yerdir. 38 yıldır yaralıdır.

Maraş, hem insanlığın firar ettiği hem de insanileşmenin kendisini inkâr ettiği yerdi.

Maraş, devletin, Türk-İslam Senteziyle kurduğu kirli ittifakın adıydı. Maraş, 111 insanın katledildiği, binlercesinin yaralandığı ve on binlercesinin sürgün edildiği yaralı şehirdi. Maraş, cami ibadetinde “Oruç ve namazla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır” fetvalarıyla beyni uyuşturulmuş dindar ve kindar nesillerdi.

38 yıl önce Maraş’ta neden bir katliam gerçekleştiğini, bugünün genç kuşakları fazla bilmez.

Hatırlatmak ve anlatmak lazım.

Hatırlatmak toplumsal hafızımızdaki tarihsel gerçekleri güncellemeye, bugünün gençlerine o karanlık dönemi anlatmaktır.

Karanlık kuyulara itilmeye çalışılan katliamların tarihiyle yüzleşmek, günümüz ve gelecek kuşakların, geçmişin karanlığı ile hesaplaşmasına katkı sunacaktır. Devlet aklı ve tarihiyle genç akıllar zehirlenmesin diye, Maraş, Roboski, 19 Aralık Cezaevleri Katliamı anlatılmalıdır.

Tıpkı bu topraklarda yüzleşemediğimiz ve hesaplaşamadığımız diğer katliamlar gibi...

Neden katliam, neden Maraş?
Katliamlar bu topraklarda imhanın, ayrıştırmanın, ötekileştirmenin, dışlamanın ve insanlığa karşı suçların adıdır. Osmanlı’dan devir alınmış bir gelenektir.

Katliamlar, Türk-İslam Sentezci ve NATO’cu iktidar erkinin din ve milliyetçiliğin kullanarak, katli vacip fetvalarıyla ötekiler üzerinden kurduğu zulmün tarihidir.

İmha, inkâr, ayrıştırma, ötekileştirme, dışlama ve asimilasyon sistematik bir soykırım ve katliamlar devleti elinde bulunduranların tekçiliğe dayalı egemenliğini korumayı hedeflemiştir.

Her katliam, aslında iktidar gücünü elinde tutmak isteyenlerin, devlet politikasını, şiddet kullanarak sürdürmesidir. Bu şiddet ise, devletin ideolojik aygıtları ve “derin devlet birimlerinin” desteği galeyana getirilmiş, tahrik edilmiş gerici ve ırkçı kesimler kullanılarak gerçekleşir.

Her katliam farklı olanların etnik, inançsal ya da siyasal düşüncelerine öteki ve kendini savunma imkânı olmayan insanları, vahşice ve topluca öldürmesidir.

Her katliam devlet aklının ve politikasının ürünüdür. Katliamcılar her daim katliamlarına “iç düşman” ya da “dış düşman” gibi “haklı gerekçe” üretir.

Maraş, Çorum, Sivas, 6-7 Eylül gibi katliamlar “akli dengesi bozuk” olan “çocukların” değil, devletin stratejik aklının ürünüdür. Bu stratejik akıl, din, milliyetçilik ve hamaset ile teslim aldığı “asalakları”, hedeflediği katliamlarda “galeyana gelmiş” ve “tahrik olmuş” kesimler olarak kullanmasıdır.

Bugün olduğu gibi, özellikle savaş veya siyasi kriz dönemlerinde katliamlar yaşatılır.

Maraş Katliamı da, tam da, yukarıda çizmeye çalıştığım çerçeve içindedir. Maraş Katliamı, salt ulusal devlet aklının değil, NATO devletlerin ortak aklının ürünüdür. 70’li yılların politik iklimiyle doğrudan bağlantılıdır. NATO ve Varşova gibi iki kutuplu bir dünyada, NATO ülkesi olan Türkiye’de, sol, laiklik, emek ve demokrasiye karşı savaş açılmıştır.

Türkiye’de, işçi sınıfının ve solun mücadelesindeki toplumsallaşma, ABD, NATO ve yerli işbirlikçi sağcılık, gericilik ve milliyetçilik için tehditti. Öyle ki, 1977 Haziran Genel Seçimleri’nde, CHP’nin aldığı % 41.4 oy oranı birinci parti çıkıp, Ocak 1978’de hükümet kurması bile bu kesimi rahatsız etmişti.

Maraş Katliamı öncelikle, sol ve işçi sınıfının toplumsallaşmasını engellemek, laiklik yerine dinci gericiliğin geliştirilmesi, sağ, gerici ve milliyetçi iktidarlara yol açmak için yapılmıştır.

Bu nedenle de Kenan Evren’nin “Başemir” dosyasındaki “3 K tehdidi” stratejisine uygun, Maraş’ta 3K “Kızılbaş, Kürt, Komünist” denilerek, Alevileri yok etmeye yönelik vahşi katliama yol açılmıştır.

Katliamlar egemenlerin ve sağ ideolojinin iktidarda kalması için, emekçileri, halkları, dilleri ya da inançları bölmek ister. Bölerek, ayrıştırarak ve düşmanlaştırarak “bir arada tutmayı” tercih eder.

Dersim, 6-7 Eylül, Madımak, Çorum ve Maraş katliamları bu politikaların ürünüdür. Katliamların ortak noktası, sağcı, gerici ve ırkçı otoriter rejimlere yol açmasıdır. Otoriter ve tekçi rejimler farklı kimliklerin “eşit haklar ve eşit yurttaşlık” taleplerine ve varlığına tahammül edilmez.

O nedenle sola ve laikliğe de karşıdırlar. Emekçi hareketinin birliğini “kimlikleri” düşmanlaştırarak parçalamayı ve toplumsal bölünmeye örgütler. Dün olduğu gibi, bugün de ülkede ve dış politikada mezhepçi sosyolojiyi besleyerek ve toplumsal hatayı gerilim alanına dönüştürür. Maraş Katliamı, mezhepçi ve ırkçı sosyolojinin beslendiği ve devlet tarafından kışkırtılan Türk İslamcılarla Alevilerin kırdırılmadır.

Maraş Katliamı’nı tesadüfen “galeyana” ve “tahrike” kapılmış bir güruh eylemi değildir. Devlet ve NATO aklının planlı ve organize bir provokasyon örgütlenmesiydi. “Burada Aleviler oturuyor” diye önceden “fişlenmiş kişiler” ve “işaretlenmiş evlerin” varlığı ve saldırıların bu fişlenme ve işaretler üzerinden yayılması, organize devlet işi olduğunun kanıtıdır.

Maraş ölü, yaralı ve sürgün
Her Alevi katliamı gibi, Maraş Katliamı’ndaki, mezhepçi sosyoloji, cuma namazından çıkan halkı galeyana getirilerek beslenmiştir.

19-24 Aralık 1978 Maraş Katliamı, Türk-İslam Sentezi ideolojisi ve sivil faşistlerin Kontrgerilla tarafından kullanılarak gerçekleştirdiği katliamdır. 12 Eylül Darbesi’ne zemin hazırlayan, Çorum katliamından önce planlanmıştı.
Ülkücüler “Güneş ne zaman doğacak” adlı filmi Maraş’taki Çiçek Sineması’nda gösteriye sokar. Toplumsal galeyan ve tahrik için, bir kurgu olan ve hiçbir tahrip gücü olmayan bomba patlatılır.

Katliamın psikolojisini hazırlamak için, din ve milliyetçilik ön plana konulur. Belediye ve cami hoparlörleri üzerinden “Kızıl Aleviler Ulu Camiyi yaktı”, “Alevi Komünistler suya zehir kattılar”, “Komünistler Müslüman din kardeşlerimizi öldürdüler”, “Allah için cihad başına” çağrısı yapılır.

111 insan öldürülür, binden fazla insan yaralanır ve on binlerce Maraşlı, yurt içinde ve yurtdışında yaşam endişesiyle umuda yolculuk yapar.

Özetle 3 K’siz bir Maraş stratejisi tutmuştur. Maraş Alevisiz, Kürtsüz ve Komünistsiz bırakılmıştır.

Her yıl olduğu gibi bu yılda anmalar yasaklandı. Dün Maraş Katliamı’nı seyreden, teşvik eden, destekleyen devlet, bugün binlerce polis ve asker TOMA ve zırhlı araçlarıyla, Maraş’ta elleri karanfilli insanlara barikatlar kuruyor. Oysa Maraş Katliamı tüm yönleriyle açıklığa kavuşmalıdır. Hakikatler tek tek ortaya çıkarılmalıdır.

İnsanlık suçlarıyla dolu karanlık bir tarihe ışık tutulmalıdır. Zira tarih çok karanlık, ışık tutulması gereken çok karanlık var.

Tarihe ışık tutmaz isek, tarih tekerrür eder. Zira tekerrür etmeye başladığı şu günlerde, ülkemiz mezhepçi bir rejimin inşası yolundadır.

Çağdaş dünyanın tamamında yasaklanan bu insanlık dışı gerici, mezhepçi, faşist azgınlığın ülkemizde “milliyetçilik-Müslümanlık” adı altında taraftar bulması acı bir durumdur.

Maraş ve tüm insanlık suçu katliamlar unutulmamalıdır.

Acıların tekrar yaşanmamasının ve Türkiye’de demokratikleşmenin tek bir yolu vardır. O da tarihsel yüzleşme ve hesaplaşmanın derhal gündeme alınmasıdır. Maraş davasının yeniden açılması ve bu katliamla yüzleşmeliyiz.

38 yıldır Maraş Katliamı’nın üstünü örtmek ve “kaşımayın” demagojisi çözüm değildir. Yara kabuk bağlamamıştır. Maraş yarası halen kanıyor. Tedavisi için hukuki ve demokratik zeminde, bu karanlık tarihle yüzleşmeliyiz.