Marx’ın Das Kapital’i 150 yıl sonra hâla etki yaratıyor
04.09.2017 08:44 GÜNCEL

GARETH STEDMAN JONES

Endüstri Devrimi’nin ardında yatan bilimsel ve teknolojik değişimler 19. Yüzyılın ortaları itibariyle Avrupa’da ağır sosyal ve siyasal bedeller ödenmesine neden olmaya başlamıştı. Kentlilerin yoksulluk ve sağlık sorunları, aşırı kalabalıklaşma, çocuk işçiliği ve fabrikalardaki baskıcı koşulllarla ilgili haberler yayılıyordu. Bu ‘sosyal sorun’ bölgede endişenin yaygın bir şekilde hissedilmesine neden oldu. Bir taraftan da sansürler, baskılar, aristokratlarınn devam eden hükmü ve işçi sınıfının seçme ve seçilme haklarından yoksun bırakılışı büyüyen bir siyasal hoşnutsuzluğu ateşledi.

Bu dönüşümleri gözlemleyen, analiz eden ve sentezleyen ise Rhineland’lı ekonomist Karl Marx oldu. Marx emek, ticaret ve küresel pazar konseptlerini, ilk cildi bundan 150 yık önce basılan Das Kapital’de muazzam bir şekilde sistemli olarak derledi.

Eserin ekonomi, siyaset ve güncel gelişmeler üzerindeki etkisi müthişti ve Marx’ın görüşleri robot teknolojisi ve evrim teorisi gibi bambaşka alanlara dahi nüfuz etti. Marx, sanayi devrimlerinin işçileri makine muhafızı konumuna indirgediğini ve insan emeğine dayanmayan bir üretim yolunu açtığını farketmişti.

Peki Das Kapital’deki konseptlerin birçok alanın içine işleyişini nasıl açıklarız? Marx’ın uzun yıllar ortağı olan ve 1845 yılında yayınlanan çığır açan İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu çalışmasının yazarı Friedrich Engels, bu yapıtında Das Kapital’i doğal seleksiyona dayalı evrim teorisiyle karşılaştırarak şöyle yazmıştı: “Nasıl ki Charles Darwin organik doğanın gelişimindeki yasaları keşfettiyse, Marx da insan tarihindeki gelişmelerin yasasını keşfetmiştir”.

Das Kapital’i olağanüstü yapan unsur, kapitalizmin dinamizmi ve toplumları küresel çapta dönüştürmesine ilişkin bugün bile hala benzeri bulunmayan bir açıklama ve anlatım sunmuş olmasıdır. Eser, ürün ve sermaye konseptlerini belleklere sıkı bir şekilde oturttu. Ve devletler ve siyasal sistemler üzerindeki sarsıcı etki gücü de dahil, kapitalizmin diğer kırılgan noktalarının da altını çizdi.

Bugün Donald Trump’ın seçilmesi, Brexit oylamasının sonuçları ve Avrupa ve diğer yerlerde popülizmin yükselişi, küresel iş bölümündeki dönüşümlerin – yani modern üretimdeki kilit unsurların Avrupa ve ABD’den farklı yerlere geçişi - dolaylı etkileri olarak açıklanabilir. Bu değişimler, Marx’ın tanımladığı ‘kapitalist girişimlerdeki kesintisiz genişleme güdüsü’ sonucunda ortaya çıktı.

Bir ‘insan devrimi’

Marx 1840’lı yılların başlarında, Rheinische Zeitung gazetesinin basın özgürlüğü adına Prusya’ya karşıt yazılar yazan radikal editörüydü. Gazetinin 1843 yılında yasaklanmasının ardından Paris’e gitti ve orada komünist oldu. Bir devrim gerektiği yönündeki görüşlerini savunmaya burada başladı ancak bahsettiği devrim 1789 yılında Fransa’da gerçekleşen devrim gibi siyasal bir devrim değil, mevcut toplumun alt tabakasında yeralan sınıf – proletarya – sınıf tarafından gerçekleştirilecek bir ‘insan’ devrimiydi.

Marx’ın teorik projesi, sürgünde yaşadığı dönemde Deutsch-Französiche Jahrbücher’in editörlüğünü yürütüyorken Engels’in ‘Ekonomi Politiğin Bir Eleştiri Denemesi’ makalesiyle karşılaştığına hayata geçmeye başladı. İkili 1844’te tanıştı. O sırada babasının İngiltere’nin Manchester kentindeki tekstil fabrikasının yönetiminden sorumlu olan Engels özel mülke dayalı ekonomi sistemini eleştiriyordu… Engels mevcut sistemin kölelik ve feodal yapıyı sonlandırdığını ancak köylüleri ve zanaatkarları sadece bir ‘mülksüz maaşlılar’ grubuna dönüştürdüğünü savunuyordu. Bu görüş Marx’ı siyasal ekonomiyi eleştirmeye yöneltti ve sonrasında yaptığı çalışmalar ise Das Kapital olarak ortaya çıktı.

Marx bu eseri – Das Kapital – üzerinde 30 yıl boyunca çalışmış olmasına rağment ancak ilk cildini bitirebilmişti. Diğer iki cilt Marx’in ölümünden sonra Marx’ın notlarını derleyen Engels tarafından hazırlandı. Marx üstlendiği göreve bilimsel bir dikkatlilik yaklaşmış ve resmi istatistikler ve tarihi kaynakları zahmetli ve bilimsel bir şekilde kullanmıştı. Eserin Fransızca baskısının (1872) önsözünde yazdığı gibi: “Bilime giden asil bir yol yoktur; yalnızca bilimin yokuşlu yollarına tırmanmanın getirdiği yorgunluktan ürkmeyenler onun parlak zirvelerin keyfine varma şansına erebelir”. Das Kapital, yayınlandığı dönemde tarihi idealist ya da soyut felsefi terimlerden ziyade somut verilerle – insan yaşamının sosyal ve ekonomik gerçeklerine dayanan - açıkladığı için özgündü.

Marx, özel mülkün yabancılaşamaya dayalı bir toplum oluşturduğu ve ‘sınıf mücadelesi’ çerçevesinde dünya pazarında üstünlük yakalama güdüsüyle ilerlediği görüşündeydi. Kapitalist gelişmelerin zorunlu kıldığı böylesi bir dünyanın tasviri – özellikle de Marx ve Engels’in 1848’de yazdığı Komünist Manifesto’da da yer alan hatırda kalır betimlemesi – bugün hala geçerliliğini koruyor. Öyle ki, bu açıklamalarda bahsedilen durumlar1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra daha da gözle görülür hale geldi.

Uluslararası sosyalist hareketin temel belgesi haline geldi

Marx, Das Kapital’in ilk cildinde işçilerin üretim süreçlerinde – yani emek sürecinde - nasıl sömürüldüğünü anlatırken, kapitalistlerin işçilerin emeklerinden ziyade çalışma kapasitelerini satın aldığını savunuyor. Marx’ın betimlemesine göre kapitalistler, emekçiler üzerinden kar etmek ya da ‘artı değer’ kazanmak adına çalışma günlerini ya da her çalışma saatindeki üretim gücünü arttırmak zorundadır. Britanya’nın Fabrika Teftiş Kurulu’nun kayıtlarını sık sık kaynak olarak kullanan Marx, bu artı değerin ‘gerçekleşmesi’ için ürünlerin dünya pazarında dolaşıma sokulması ve kar payı ile satılması gerektiğini açıklıyor. Ancak satış garantisi olmadığından, ‘kapitalist krizlerin’ baş gösterme olasılığı mevcuttu: fazla mal üretimi olabilir ya da karlar düşebilirdi. Marx bu noktada, buharlı dokuma tezgâhları gibi işçilerin yerini alan ve ‘emek tasarrufu sağlayan’ makinelerin kullanıma sunulmasının kar oranlarının düşmesine neden olduğunu gözlemledi ve sadece ‘yaşayan emeğin’ kar üretebileceğine inandı.

Das Kapital, yayınlandığı dönemdeki ilk etkisi açısından bir hayal kırıklığıydı… Ancak 1889 yılında İkinci Enternasyonel’in oluşturulmasıyla beraber uluslararası sosyalist hareketin temel belgesi haline geldi…

Yirminci yüzyılda ise, 1917 Rus Devrimi ve özellikle de soğuk savaş dönemlerinden sonra bugün ki anladığımız şekliyle Marksizm uluslararası ilişkiler de baskın bir yer buldu…

Marx’ın fikirlerinin en ileri görüşlü olanlarının bir kısmı bu kitapta yayımlanmış değildir… Ancak hem notlarında hem de kitapta yer verilen en temel fikirler ve savunmalar bugün hala geçerliliğini koruyor: Sınıf, toplum ve sermaye insan tarafından ve tarih neticesinde yaratılmıştır ve bu yüzden de yine insan tarafından ortadan kaldırılabilir ya da dönüştürülebilir…

Nature.com'dan çeviren Burcu Gündoğan