Marx’ın peonaj ilişkisi eleştirisi ve bugüne izdüşümü
08.04.2018 10:34 BİRGÜN PAZAR
İşçi bir baskı ve saldırı ortamında olası olan gözaltı, fişleme, tutuklama gibi fiiller nedeniyle işini kaybetmek istemediğini belirterek, ya siyasi etkinliklerde bulunmaz ya da en iyi ihtimalde risk almadan sürdürmeye çalışır. Oysa işçinin peonaj zincirini atabilmesinin tek koşulu da sömürü ilişkilerine karşı mücadele etmesidir

ÖNDER KULAK - Dr., Felsefe

Peonaj bireyin karşılayamadığı borcu nedeniyle, emeğinin bir başkasına geçici veyahut kalıcı bir kölelik ya da görece köleliğe yakın bir biçim altında işe koşulması halini teşkil eder. Her toplum biçiminde karşılaşılan peonaj ilişkisinin başlıca örneklerine köleci ve feodal toplumlarda rastlanır. Bu örnekler, çoğunlukla, ara sınıflara mensup kimselerin birbirinden farklı sebepler doğrultusunda edindikleri borçları ödeyememesi sonrası, köleci toplumda alacaklı tarafından köle kılınarak işe koşulmaları ya da köle olarak satılmaları ve feodal toplumda alacaklı tarafından serf kılınarak toprakta çalıştırılmaları ya da kendilerine angarya dayatılması şeklindedir. Kapitalist toplumda içerilen peonaj ilişkisini ise, Marx’ın 11 Ekim 1867 tarihli Kugelmann’a mektubu üstünden değerlendirmek mümkün.

Marx mektubunda peonajın, gelecek bir zamanda kullanılacak olan emek-gücünün karşılığı, belirli bir para miktarının işçiye avans olarak verilmesiyle başladığını belirtir.1 Burada işçi, bir zamansallık farkı doğrultusunda, daha fazla somut emek harcamayı, ancak karşılığında daha az soyut emek almayı kabul etmektedir. Başka bir deyişle, henüz karşılığını ortaya koymadığı yekûn emekteki payını, yani maaşını daha azına razı olmak kaydıyla önceden almaktadır. Bu durum işçinin varlığını yeniden-üretmek için ihtiyaç duyduğu metaları maaşıyla karşılayamadığı ve böylece borçlandığı bir durumun ötesindedir. Öyle ki işçinin maaşı üstünden edinilen faize dayalı bir kazanım, emeği değişim-değeri biçiminde metalaştırılan, kullanım-değeri biçiminde üretime katılan işçinin artı-değerine el koyulması, eşdeyişle sömürüsü sonrası, artakalan emeğinin bir kısmına faiz aracılığıyla yeniden göz dikilmesi söz konusudur. Marx bu durumun sıradan tefecilikten içerik bakımından farklı olmadığını düşünür.

İşçi peonaj ilişkisi marifetiyle daha fazla sömürülür. Ayrıca hem sermaye karşısında daha fazla bağımlı kılınır, hem de emek-gücünün üretimdeki gerçekleşme sürecine zor da gerektiğinde kullanılmak üzere eklemlenmiş olur. Bunların anlamı işçinin borcunun günün her saatinde yanı başında Demokles’in kılıcı misali durduğudur. Marx’a göre işçinin borcu giderek daha fazla katlanır ve çoğu zaman geri ödemesi olanaksız bir durum ortaya çıkar. Böylece işçinin borcu ailesinin mirası haline gelir.

Peonaj ilişkisinde değişimler
Marx’ın tanımladığı klasik biçim altında işçi, sadece emek-gücünü metalaştıran burjuva karşısında borçlanır. Bir süre varlığını sürdüren eski biçim, kapitalist ilişkilerin işlerliği bakımından kimi belirli sorunlar doğurmuş ve zaman içerisinde yerini bir başkasına bırakmıştır.

Klasik peonaj ilişkisinin başlıca sorunlarından biri, “erken ödeme”nin sermaye sahibine yüklediği finansal risktir. Sermayedar, bütçesinden henüz karşılığını almamış olduğu bir sermaye çıkışında bulunur. Bunu yerine koymadan önce, dar anlamda yeniden-üretim sürecini sağlayacak olan yeterli kaynağa sahip olmalıdır. Bu durumda bahsi geçen yükün her sermayedar tarafından üstlenilemeyeceği düşünülebilir. Kaldı ki yedek işgücü ordusunun kalabalık, dolayısıyla emek-gücü karşılığının düşük olduğu bir eşik bakımından, böylesi bir risk almak yerine paranın sermaye birikimine bırakılması seçeneği, sermayedar için daha tercih edilirdir. Buna elbette işçinin borçluluk halinin baskısıyla oluşan olası tepkilerin doğrudan üretimde bulunduğu mecradaki dışavurumları ve buna bağlı olarak sermaye sahibinin üretim kaybı da bir başka risk olarak eklenmelidir. Buna dair birçok tarihsel örnek bulunduğu ifade edilebilir.
marx-in-peonaj-iliskisi-elestirisi-ve-bugune-izdusumu-448833-1.
Bankaların sadece sermaye birikimi ya da burjuva sınıfının ihtiyaçları için değil aynı zamanda işçiler ve ara sınıflar için de kredi verebildiği bir eşiğe ulaşıldığında, peonaj ilişkileri bakımından klasik olandan farklı bir biçimin de zemini oluşmuş oldu. Bu yeni biçim altında işçi, artık emek-gücünü metalaştıran burjuva karşısında değil banka karşısında borçlu kalmıştır. Peki, süreç tam olarak nasıl işlemektedir?

İşçinin maaşının ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalması ve tüketim metalarını almada “veresiye” imkânı bulamadığı bir koşulda, kredi başvurabileceği önemli bir seçenek olarak karşısına çıkar. Burada çalıştığı mecradan aldığı avans limitinin düşüklüğü ve kendisi gibi sınırlı imkânlara sahip olan bireylerden borç almasının zorluğu, kredinin olası bir seçenek olmasını sağlar. İşçi, nakit kredi ya da kredi kartı gibi yöntemlerin kullanılmasıyla, ileri bir zamanda ödemesinin yapılacağı taahhüdü eşliğinde, o günün faiz oranı üstünden hesaplanan daha fazla para karşılığı, şimdi ihtiyacı olan miktardaki parayı bankadan alabilir. Banka, paranın verilmesi öncesinde taahhüdün yerine getirilebilmesini mümkün kılan koşulları işçiden öğrenmek ister. İşçi, varsa bir mülkü, yoksa sadece maaşını taahhüdünün somut karşılığı olarak gösterir.

İşçi, bankadan almış olduğu krediyle tüketim metaları satın alır ve satın aldığı ölçüde borçlanır. Bu borcu aldığı maaş aracılığıyla ödemesi gerekmektedir. Ne var ki maaşı söz konusu anapara ve faizi ödemede yetersiz kalabilir. Bu durumda işçi ya bir başka kredi alır ve krediyi daha yüksek bir faiz oranıyla öder, borcunu erteler, ama daha fazla borçlanır, ya da maaşına ve varsa mülküne koyulan haciz karşısında bir kabullenme haline girer, ihtiyaçlarını karşılamada bir gerilemeyle karşı karşıya kalır. Bu gerileme, beraberinde işçinin varlığının yeniden-üretiminde bir aşınma ve sonunda da bir yıkım getirir.

Peonaj ilişkisinin kimi ekonomik ve siyasi sonuçları
Marx, peonaj ilişkisinde, borçlu olanın kimi maddi olanakları kaybederken, beraberinde siyaseten de güç kaybettiğini ifade eder.2 Bu noktada örneğin peonaj ilişkisinin Antik Roma’da vuku bulan plebler ve patriciler çatışmasındaki rolüne ve feodal toplumdaki güç değişimlerine değinir. Marx’ın belirlemesi bir bakıma bugünkü peonaj ilişkileri bakımından da farklı değildir.

Peonaj ilişkisine dâhil edilen işçinin en büyük korkusu, işini kaybetmek ve yedek işgücü ordusuna itilmektir. Bunun nedeni borcunun karşılığı olan miktarı ancak maaşı sayesinde ödeyebilmesidir. Maaşının olmadığı bir zaman dilimi, bırakalım anaparayı, faizi bile ödemede zorluk çekeceği bir koşul doğurur. Bu korku hali burjuvazi tarafından önemli bir olanak olarak değerlendirilir. İşçinin işini kaybetmemesi için ona mutlak bir itaat dayatır. İşçiyi saran koşullar bakımından, siyasi ve hukuki yapının ağır bir şekilde karşısında olması, işçi sınıfının örgütsüzlüğü, bir baskı ve saldırı ortamının bulunması, işçinin itaat ya da görece itaat dışında başka bir seçeneğe yönelmesini zorlaştıran etkenlerdir.

Burjuva karşısında itaate zorlanan işçinin kendisini ekonomik mücadeleden alıkoyması beklenir. Örneğin işçinin alacağı maaşı olduğu gibi kabullenmesi, herhangi bir artırım talebinde bulunmaması ve her gün daha da olumsuzlaşan verili çalışma koşulları karşısında sessiz kalması istenir. Dahası, söz konusu beklentileri karşılamaktan uzak olanlara karşı da tepkisel olmaları umulur. Aksi takdirde, işçinin işinden olacağı tehdidi savrulur. Bu tehdidin arkasında burjuva, işçilerin önemli bir kısmının tüm burjuva sınıfının yararına olacak şekilde, banka tarafından borçlandırıldığını bilir. Hem dahası, yedek işgücü ordusu oldukça kalabalık ve birçok yerde işçi sınıfı son derece örgütsüzdür. Buna uygun olarak burjuva, işçi üzerindeki sömürü oranını arttırmaktan çekinmez. Örgütsüzlüğün yanı sıra, işçinin borçlu olması bakımından itiraz edemeyeceğini düşünür. Bu düşüncesinin ne kadar vuku bulacağı, nihayetinde işçinin mücadele karşısındaki tutumuna bağlıdır.

İşçinin ekonomik mücadele karşısındaki tutumu, çoğunlukla siyasi etkinliğiyle bir koşutluk içerisindedir. Örneğin bir ekonomik grevin parçası olmaktan kaçınan işçiden, olası bir siyasi etkinliğe, örneğin bir mitinge katılım noktasında, kredi taksitleri bulunduğu ve katılamayacağı yanıtını almak artık olağan karşılanmaktadır. İşçi bir baskı ve saldırı ortamında olası olan gözaltı, fişleme, tutuklama gibi fiiller nedeniyle işini kaybetmek istemediğini belirterek, ya siyasi etkinliklerde bulunmaz ya da en iyi ihtimalde risk almadan sürdürmeye çalışır. Oysa işçinin peonaj zincirini atabilmesinin tek koşulu da sömürü ilişkilerine karşı mücadele etmesidir. Bu olanağın işçiye gösterilmesi, sınıf güçlerinin başlıca amacı olmalıdır.

Peonaj ilişkisi ve görece kölelik durumu
İşçi peonaj ilişkisine dâhil edilerek görece bir köle durumuna gelmiştir. Sömürü çarkları içerisinde ezilirken, bir de koşullarını daha da ağırlaştıran peonaj ilişkisi yaşamına eklemlenmiştir. Bugün birçok ülkede, peonaj ilişkisine dâhil olan işçi sayısı, dâhil olmayan işçi sayısından yüksektir. Ve borçlu işçilerin önemli bir kısmı, ya borçlarını ödeyememekte ya da öderken oldukça zorlanmaktadır.

Borçlu işçi çeşitli başlıklar altında aldığı krediyi ödeyebilmek için yaşamından feragat etmektedir. Örneğin kendini birçok kültürel ve sosyal etkinlikten mahrum bırakarak, “tasarruf” ettiğini düşünmektedir. Bu koşullar altında işçinin yaşamı, çalışmak, asgari ihtiyaçlarını gidermek ve borç ödemek fiilleriyle sınırlanmıştır. Yaşamının merkezinde, ödediği nakit kredi ya da kredi kartı taksitleri bulunmaktadır. Öyle ki yaşamının en büyük hayali, borçlu olmadan yaşayacağı bir gelecek zamandır. Bu borç kıskacında işçiye, ekonomik ve siyasi dayatmaları kabul etmesi, aksi koşullar için mücadele etmekten vazgeçmesi dayatılmaktadır. Böylece işçinin bütünüyle, gönülsüz de olsa “efendisi”nin sözüyle hareket eden bir kimseye dönüşmesi beklenmektedir.

1 Karl Marx, “Marx to Ludwig Kugelmann. 11 Ekim 1867”, Marx & Engels Collected Works Volume 42 içinde, London: Lawrance & Wishart, 2010, s. 442. Ayrıca Meksikalı işçilere dair bir peonaj ilişkisi örneği için bkz. Karl Marx, “Kapital I”, Marx & Engels Collected Works Volume 35 içinde, London: Lawrance & Wishart, 2010, s. 177.

2 A.g.e., s. 146.