Maymundan gelmedik ama koyuna gidiyoruz
ERK ACARER ERK ACARER
Akılla öyle ‘dümdük inancın’ savaşı işte. Bir tarafta bilim öte tarafta tabu. İşin içinden nasıl çıkılacak? İşte buralar hep muamma, hep can sıkıcı bir endişe

Az kaldı… Evrim teorisi ders kitaplarından çıkarılacak. Adnan Hoca’nın felsefesi, okullarda boy gösterecek. Konferans pazarlıkları, afiş çalışmaları başladı bile. Ha gayret… ‘Dünya öküzün boynuzunda dönüyor’ ya da ‘düz olduğuna şüphe yok’ panellerine az kaldı. Farklı coğrafyalarda Mars’ta yaşam tartışmaları yapılırken, itinayla geri gidiyoruz.

Evrim deyince… Geçmişe doğru bir yolculuğa çıkalım. O geçmişten bile çok geride olmak mı? İşte geldiğimiz nokta maalesef bu!

Gerici her yerde aynı
İngiliz Bilim Geliştirme Derneği’nin 1860’taki yıllık toplantısının yapılacağı salon saatler öncesinden tıka basa dolar. Konferansa katılanlar arasında sadece bilim insanları değil, onlara karşı keskin bir önyargı taşıyan din adamları da vardır.

Ateşli bir Darwin karşıtı olan Oxford Piskoposu Samuel Wilberforce toplantıda, taraftarlarını doyuran, din soslu lezzetli bir konuşma yapmış, tatlıyı ise son kısma saklamıştır. Sözlerini bitirirken, Charles Robert Darwin’in yardımcılarından Tomas Henry Huxley’e dönüp o tahrik edici soruyu sorar:

maymundan-gelmedik-ama-koyuna-gidiyoruz-233830-1.
Aristotales

“Benim gibi salondaki herkes merak ediyor Bay Huxley, acaba bize büyükanneniz tarafından mı yoksa dedeniz tarafından mı maymundan geldiğinizi söyleyebilir misiniz?”

Bu soruyu keskin ve küstahça bir zafer olarak değerlendiren din adamlarının kahkahaları uzunca bir süre salonu çınlatır. Tomas Henry Huxley ise, konferansın yeniden sessizliğe kavuşmasını bekledikten sonra ayağa kalkıp kürsüdeki adama sakince gülümser ve o kısa fakat çarpıcı cevabı verir:

“Büyükbabamın, yeteneğini bilimsel bir tartışmayı komediye dönüştüren etkili ve zeki biri olmasındansa maymun olmasını tercih ederim!”

Aloo; DNA diyor, türlerin kökeni diyor!
Charles Darwin’in, “Türlerin Kökeni Üzerine” isimli çalışmasını, büyük tartışmaların yaşandığı o konferanstan bir yıl önce, yani 1859’da yayımladığı bilinir.

Darwin eğitimine teolojiyle başlayıp, devamı için çok geçmeden biyoloji ve doğa tarihinde karar kılar. Bunda, “HMS Beagle” adlı gemiyle yaptığı beş yıllık yolculuk etkili olur. Seyahati sırasında, canlıların coğrafi dağılımı ve fosiller üzerine yaptığı dikkatli gözlemler sonucunda türlerin birbirine dönüşümüyle ilgilenmeye başlar.

“Doğal seçilim” düşüncesini de böylece geliştirmiştir.

maymundan-gelmedik-ama-koyuna-gidiyoruz-233831-1.
Marifetname

Gerisi dünya tarihine atılan bir tokattır... 1860 yılında yapılan o konferanstaki köprünün altından çok sular geçmiş, “akıl” yüzeye çıkıp “statik düşünce” dipte kalmıştır.

Darwin’in kalınca bir kitapta topladıklarının ana fikri, günümüzün tüm bilim dünyasında kesin bir biçimde kabul edilir...

“İnsan dâhil tüm canlı türleri, doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrimleşti!”

Darwin, Aristotales’ten kendisine gelene kadar tartışılmaz olan “türlerin değişmezliği” kuramını yıkmakla kalmaz, aynı zamanda söylediklerini toplumsal alanda uygulamak isteyenlere de zemin hazırlar. Kuramı Auguste Comte, Herbert Spencer ve Karl Marx tarafından toplumsal bir çerçeveye monte edilir.

Açıkçası Darwin’i izleyenler tıpkı insan gibi toplumların da evrimleşerek geleceğe ulaşacaklarını savunurlar.

A. Comte, toplumların teolojik, metafizik ve akıl evrelerinde yol alacağından söz eder. H. Spencer göre sosyal yaşam büyür, gelişir gittikçe karmaşıp bölümleri arasında oluşan bağlar sayesinde canlı bir organizmaya dönüşür. Marx ise, kendisine ilham veren kurguyu ekonomik temeller üzerine şekillendirir. O, feodal ve kapitalist aşamalardan geçen toplumların sosyalizme doğru yelken açacağını iddia etmiştir.

maymundan-gelmedik-ama-koyuna-gidiyoruz-233832-1.
Erzurumlu İbrahim

İlk kıvılcım TÜBİTAK
Hem evrim hem de onun toplumsal yapıya adapte edilen biçiminin değişmez kuralı ise sürecin ileriye dönük olarak işlemesidir.

Özetle; insanlar değişir, toplumlar gelişir!

Konu bu açıdan ele alınınca, boşlukta her iki tarafında ayrı resimler olan bir madalyonun sallandığı görülür.

Madalyonun bir yüzünde, 1860 yılında İngiliz Bilim Geliştirme Derneği’nde gerçekleşen kısır, statik ancak geride kalmış tartışmalar bulunur. Artık o “akıl dışı” yazıların okunması bile zorlaşmıştır. Oysa diğer yüzündekiler umut kırıcıdır. Üstelik oradaki resim tamamen bizimle ilgilidir.

2009’un, UNESCO tarafından “Darwin yılı” olarak ilan edildiği bilinir. Bu, ünlü bilim insanının 200. doğum yılıdır. Tüm dünyada çeşitli etkinlikler çerçevesinde kutlanan “bilim yılında” Türkiye’de tuhaf gelişmeler yaşanır. Ülkemizin önde gelen araştırma ve bilim kurumlarından biri olan TÜBİTAK, kapak konusu yaptığı Darwin’den son anda vazgeçip ona büyük bir sansür uygulamıştır. TUBİTAK ile başlayan sansürün bugün nereye ulaştığı da görülüyor.

maymundan-gelmedik-ama-koyuna-gidiyoruz-233833-1.

Oysa Türkiye’de Darwin’den bile önce evrim tartışılıyordu
“Evrimin şanlı yolundaki” barikatın Darwin’le geç tanışmamız nedeniyle değil “akıl yolunda bir arpa boyu debeleniyor olmamız yüzünden” konulmuş olması çok daha düşündürücüdür.

“Türlerin Kökeni Üzerine” yayımlandığı anda yeryüzünde büyük bir sarsıntıya neden olur. Şok dalgaları çok geçmeden bize de ulaşacaktır. Elbette Darwin, kısa süre içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’nin halefi Osmanlı İmparatorluğu’nda tartışılmasını Tanzimat’ın etkilerine borçludur.

O döneme yakından bakanlar, zamanın aynasında aydınlık, cesur ve sorgulamayı adet edinmiş yüzleri de göreceklerdir.

Feylesoflardan oluşan ve yayımcılıkla uğraşan bu tayfanın bayrak taşıyanları arasında Baha Tevfik ve Suphi Ethem bulunur. Satı- el Husri, Bedi Nuri, Asaf Nefi ise, bir kademe daha ileriye gidip aynı A. Comte ve M. Spencer gibi kuramın toplumsal olaylara da uyarlanabileceğini savunmuşlardır.

Bu isimlerin, günümüzün statükocu anlayışından çok daha ötede yer aldıkları açıktır. Bununla beraber, tam bu aşamada ortaya daha şaşırtıcı bilgiler de çıkacaktır.

Bulunduğumuz coğrafyada Darwin’den çok daha önce “evrim” düşüncesiyle ilgilenenlerin olması ilginçtir.

Erzurumlu İbrahim’den günümüzün yanardöner hocalarına

“...İmtizac-ı anasırdan iptida madeniyat hâsıl olup ondan nebatat peyda olup, ondan hayvanat vücuda gelmiştir ve hayvan kemalini buldukta insan zahir olmuştur... Ve amma hayvanat ile insan arasında mutavassıtların azharı maymundur. Zira ki, şearü zenebden maada birun-u, derin-u insana müşhaibdir...”

Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya ait bu satırlar, hayatın tekâmülle gelişip insanın da diğer canlılar gibi evrim çizelgesinde bulunduğunu net bir şekilde anlatır. Ancak 1757’de, yani Darwin’in evrimi anlatan kitabının yayımlanmasından yüz yıl önce tamamlanan ‘Marifetname’nin’ başlı başına bilimsel bir referans kaynağı olduğunu söylemek de mümkün değildir. İçerisinde tuhaf tuhaf bölümlerin hatta yer yer türlü türlü uçuk kaçık safsataların bulunduğu kitap yine de döneminin ötesinde heyecan yaratan, iyi niyetli bir çalışmadır.

Elbette maymundan gelmedik ama koyuna gittiğimiz kesin!

Genel çizgisiyle “fen kitabı” değeri taşıyan ve 600 büyük sayfadan oluşan Marifetname, canlılar, doğa ve insan konularının işlendiği “Fenn-i Evvel” bölümüyle başlar. “Fenn-i Sani” isimini alan ikinci kısımda, anatomi, fizyoloji gibi bilimler ele alınmıştır. Kitabın üçüncü bölümü olan “Fenn-i Salis”de ise, din, ilahiyat, tasavvuf konuları ağırlık kazanmış, son 40 sayfada da töre bilimine yer verilmiştir.

Tekâmül ne ola ki!
Kaleme aldığı Marifetname nedeniyle şeriat mahkemesinde yargılanan Erzurumlu İbrahim Hakkı suçsuz bulunmuştur. Yazdıklarında dini karalayan bir satır bile olmadığına hükmedilmiş dahası kendisinden medresede ders vermesi için ricacı olunmuştur.

Öte yandan İslam dünyasında insanın evrime uğrayarak son halini aldığını söyleyen sadece İsmail Hakkı da değildir. Ondan yaklaşık yedi asır önce yaşayan filozof İbn Miskeveyh’in “Feyzu’l Asgar” isimli kitabında olduğu gibi 12. yüzyıla damgasını vuran sosyolog İbn-i Haldun da, “Mukkaddime”sinde evrime değinmiş ve insanın tekâmülünden söz etmiştir.

Yani...

Mazallah “uyandırmak” ya da “hedef göstermek” gibi olmasın, Marifetname’yle birlikte Feyzu’l Asgar ve Mukkaddime geçmişten bugüne saygı duyulan kitaplar olarak çoğaltılıp satılmaya devam ederler.

maymundan-gelmedik-ama-koyuna-gidiyoruz-233834-1.
Marifetname -çizim-

“Oku” diyor “Oku!”
Darwin’in kaleme aldığı “Türlerin Kökeni Üzerine” isimli kalın kitabın özeti açıktır…

İnsan dâhil tüm canlı türleri, doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrimleşti!

Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın, Darwin’in teorisinden bir asır önce yazdığı ve tekâmülün anlatıldığı Marifetname, içeriğiyle olmasa da görünüşüyle din ya da tasavvuf kitaplarını çağrıştırır. Bu nedenle, kitapların kapağını açmak yerine onlara uzaktan korkuyla bakmayı tercih edenlerin eseri gördüklerinde onu üç kere öpüp alınlarına götürmeleri şaşırtıcı olmayacaktır!

Marifetname’nin çeşitli bölümlerinde referans alınan Kuran’ın ilk ayetleri “Alak Suresi”ne aittir. Tasavvuf ehilleri, o ayetlerin sadece Hz. Muhammed’i değil kutsal kitabı eline alan herkesi ilgilendirdiğini söylerler.

Peki, o ayetlerde yer alan ilk emir nedir?

“Oku!”

maymundan-gelmedik-ama-koyuna-gidiyoruz-233835-1.

Nereden geldik nereye gidiyoruz
Nerden geldik nereye gidiyoruz?

Okumayanların, Darwin’i de kulaktan dolma bilgilerle değerlendirecekleri kesindir…

“İnsanoğlu maymundan geliyor!”

Bugün, suyun kaldırma kuvveti, yer çekimi kanunu ve izafiyet teorisi gibi bilimsel kuralların yanı sıra tartışmasız bir biçimde kabul edilen Evrim Teorisi’nin hiçbir yerinde buna benzer bir yargı bulunmadığını artık biraz mürekkep yalamış ilkokul çocukları bile bilmektedirler.

Gelişme ileriye doğrudur.

Ne var ki bizde tüm kavramların altüst edilmesi adettir.

Dipnot can sıkıcıdır:

Elbette maymundan gelmedik ama koyuna gittiğimiz kesin!