Mazinde bir tarih yatar; bir de onca teknik direktör…
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN
Ülkenin gülen yüzü İzmir’in Bucası’nda dünyaya geldiğinde takvim yaprakları 17 Aralık 1961’i gösteriyormuş

Ülkenin gülen yüzü İzmir’in Bucası’nda dünyaya geldiğinde takvim yaprakları 17 Aralık 1961’i gösteriyormuş. Futbola Denizlispor’da forvet olarak başlamış, ilerleyen zamanlarda alt liglerde Denizli Emsan Şirinköy İDY, Sarayköyspor, Manisaspor ve Nazillispor’da forma giymiş. Teknik direktörlük kariyerine 1990 senesinde, Denizli’nin o dönem 3. Lig’de olan ilçe takımı Sarayköyspor’da başlamış. 1992 yılında Denizlispor’da A Genç Takımı antrenörü, 1993 senesinde Süper Gençler Teknik Sorumlusu olarak çalışmış. Üst liglerde ilk teknik direktörlük deneyimi 1994 senesinde Denizlispor’da. 2000 senesine kadar kaldığı takımda en başarılı sezonu 1999-2000, o sezon ligi 7. sırada bitirmiş Horozlar… Bu vesileyle onları da hatırlamadan geçmeyelim; geçtiğimiz sezonu PTT 1. Lig’de 10. sırada bitirdiler, ülke futbolunun şehir takımlarına fazlasıyla ihtiyaç duyduğu zamanlarda umarım en kısa zamanda Süper Lig’e dönerler…

Teknik direktöre dönersek, konuya hâkim olanlar bilir, bizim topraklarda teknik direktör olmanın ilk şartı profesyonel futbol oynamış olmaktır, hele de üç İstanbullu’dan birinde top koşturduysanız futbol sonrası kariyeriniz sizi bekler. Futbolculuk zamanlarında adı pek duyulmamış olmasına rağmen o; çalışkanlığı, yeniliklere açık olması, vizyonu, futbola bilimsel yaklaşımı ile klasik teknik direktör profilinin dışında kalanlardan. Onunla çalışma fırsatı yakalamış olanlar antrenmanlara farklı yaklaşımını, verimli antrenman programlarını, detaylı analizlerini anlatırlar. Futbol ve taktik üzerine sürekli kafa patlatan, değişen teknoloji ile birlikte yeni antrenman tekniklerini araştıran ve uygulayan bir futbol adamı. Golü ve hücumu sever, gençlere önem vermesiyle bilinir; içlerinde yetenekli olanları parlatmasıyla da. Galatasaray’da kadroya giremediği zamanlarda Manisaspor’da kiralık oynarken kadroya aldığı, ülke futboluna kazandırdığı Arda Turan gibi. Geçmiş zamanlarda futbolculuk döneminde sayısız teknik direktörle yolu kesişmiş Hakan Kutlu ile yaptığım bir söyleşide, birlikte çalıştığı en iyi direktörün o olduğunu söylemişti kaptan…

Ülke futbolunda çıkışı yakaladığı zamanlar Ankaragücü yılları. O yıllarda kır saçlı adamın ellerinde, hedefsizlikle lanetli takıma yeni bir hava getiren teknik direktörle 2001-2002 sezonunu ligde 4. sırada bitirdi Ankara’nın sarı-lacivertlileri. 72 gol attıkları sezonda ligi ilk üçte bitirmiş olan üç İstanbullu’yu da yenmiş olmaları kayda değer. O sezon ligi şampiyon bitirmiş Galatasaray, Ankaragücü’nden fazla gol kaydeden tek takım. Kısıtlı bütçesine rağmen izleyene zevk veren, onca zamandan sonra Ankara 19 Mayıs Stadı’nın tribünlerinin dolmasını sağlayan taş gibi bir takım yaratmış, hakkı ile yaşanmamış yılları unutturmuştu…

Bir sonraki durağı, güzel insanların takımı Gençlerbirliği’nde devam etti başarısı. Çok alışılmış, türlü masa başı oyunlarının döndüğü 2002-2003 sezonunun sonunda şampiyonluğu kaçıran ve ligi 3. sırada tamamlayan Al-Karalar, 2003-2004 sezonunda genç teknik direktörün yönetiminde UEFA Kupası’nda bütçe olarak kendisinden çok güçlü takımlara kafa tutmuş; Blackburn Rovers, Sporting Lizbon ve Parma’yı eleyerek 4. tura çıkmıştı. 4. turda, o sezonun UEFA Kupası Şampiyonu Valencia’ya ikinci maçın uzatma bölümünde yediği golle elenmiş takımı alkışlıyordu tüm ülke.

Gençlerbirliği’ni çalıştırdığı dönemde A Milli Takım deneyimi de kazandı. 2004 yılının Nisan ayında, takımın başındayken aynı zamanda A Milli Takım teknik direktörlüğüne de getirildi. A Milli Takım’ın başında 15 maçta sahaya çıktı. Milli takım karnesi hiç de fena sayılmaz: 8 galibiyet, 4 beraberlik, 3 yenilgi… Ancak orada da uzun sürmedi macerası; başarısız olduğu için değil kadroya almadığı Hakan Şükür yüzünden dışlandı, üstelik takımın farklı kazandığı bir maçın sonrasında.

2007-2009 arasında Trabzonspor’u, 2011-2013 arasında Eskişehirspor’u çalıştırdı. Ziya Doğan’dan devraldığı Trabzonspor 2007-2008 sezonunu 6. sırada bitirirken, bir sonraki sezonun nisan ayında görevden ayrıldı. Trabzonspor o sene ligi 3. sırada tamamladı.

2011-2012 sezonunun ilk yarısının ardından Eskişehirspor’un başına geldi. Ocak ayında geldiği takım ligi 5. sırada tamamladı. 2012-2013 sezonunda 34 haftayı 11 galibiyet, 13 beraberlik ve 10 yenilgiyle tamamlayan Eskişehirspor sezonu 8. sırada bitirdi. Kırmızı-siyahlı takım onun yönetiminde iki sezonda Türkiye Kupası’nda yarı final oynadı…
• • •
20 senelik teknik direktörlük kariyerinde 10 takımı çalıştırdı Ersun Yanal ve geçtiğimiz günlerde 2013-2014 sezonunda şampiyonluk yaşattığı Fenerbahçe’den ayrıldı. “İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır” demiş Dostoyevski; duruma uygun düşer. Bu ayrılığa dair yazılanlara bakınca, iki tarafın da birbirine ‘Görüşmek üzere’ dediğini sanmıyorum. Velhasıl özel hayat tartışması, ses kaydı skandalı, bayan arkadaşları(!) derken başarıların ve başarısızlıkların çabucak unutulduğu diyarlarda bir anda hafızalardan silindi yaz başlarında kazanılan şampiyonluk kupası…

Birlikte çalıştığı başkanların artık çok bilinen profilleri (Cemal Aydın, İlhan Cavcav, Yıldırım Demirören, Aziz Yıldırım) onun geçtiği sarp, dikenli yollarda yaşadığı zorlukları anlatmaya yeter sanırım ve ülke futbolunda kalıcı olmanın imkânsızlığını da. Çünkü kalıcı olan başkanlardır bizim coğrafyada, yazın bir kenara. 1998 senesinde ülke futbolunun en göz önündeki köklü takımı Fenerbahçe’ye başkan olmuş, görev yaptığı dönemde 14 teknik direktörle çalışmış Aziz Yıldırım mesela. Joachim Löw’le başlayan teknik direktör kıyımında keskin tornasından geçenlerden bazıları: Rıdvan Dilmen, Mustafa Denizli, Werner Lorant, Oğuz Çetin, Christoph Daum, Zico, Luis Aragonés…

Sambacılar diyarında efsaneleşmişlerin, Dünya Kupası’nı kazanmışların, ülke futbolunda isim yapmışların yanında, kariyerine Sarayköyspor’de başlamış bir teknik direktörün ağzıyla kuş tutsa bile şansı ne kadar olabilir ki!

Ancak her fani gibi Ersun Yanal’ın da hataları olmuş zaman içinde. İyi başladığı hiçbir hikâyenin sonunu getirememesi, oyundan çabuk düşmesi, zaman zaman yaşadığı konsantrasyon bozuklukları gibi. 2006-2007 sezonunda 10. haftada liderliğe oturttuğu Manisaspor ligi 12. sırada bitirdi. Gençlerbirliği’nin şampiyonluğu kovaladığı sezonda, Fenerbahçe’ye gideceği dedikoduları almış yürümüşken Saraçoğlu Stadı’nda maç öncesi boynuna kondurulan sarı-lacivert atkının sonrasında yaşananları kendisi de hatırlayacaktır. O maçtan 10 gün sonra Antalya’da oynanan Türkiye Kupası finalinde varlık gösteremeyen Gençlerbirliği kupayı Trabzonspor’a kaptırmıştı. Gençlerbirliği’nin başındayken Fenerbahçe’nin başına geçeceği söylentileri sırasında yaşadığı kafa karışıklığı, o dönemde kaybedilen iki Türkiye Kupası finali gibi. 2014 Dünya Kupası’nı yerinde izleyip gözlemlemek yerine tatil yapmayı tercih edişi de karnesinin kırıklarından…

Velhasıl bir teknik direktör daha geldi geçti Fenerbahçe’den. Ersun Yanal için sorun olacağını sanmıyorum, nihayetinde şampiyonluk yaşattığı bir takımdan ayrıldı; üstelik kişisel gelişimini biraz daha zenginleştirerek. Kaç teknik direktöre nasip olur ki öyle bir başarı? Fenerbahçe’ye gelince... Ne diyelim, mazisinde bir tarih yatar; bir Aziz Yıldırım, bir de onca teknik direktör…