Meclis ‘düşerken’ direnci yükseltmek
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

Bu yazı kaleme alınırken AKP kongresinde Saray operasyonu tamamlanıyor; genel başkanlığa ‘düşük profil’ transferi hormonlu bir temaşa eşliğinde evlerimize kadar giriyordu. Yıldırım’ı tebrik için birbirini ezen takım elbiseliler, müstakbel başbakana değil; Saray’ın hakimiyetine biat ettiklerini kanıtlama telaşındaydılar. Lider, dava, teşkilât üçlemesinde; ‹dava›nın liderin şahsi menfaatine indirgendiği bir dönemde teşkilât figüran ordusuna dönüşmüştü çoktan. AKP’li sözcüler bir ağızdan mesele ‘kişisel’ değil ‘sistem sorunu’ derken Hoca’yı harcadıklarını da; ‘düşük profilin’, başkanlığa getirilmesiyle vazifeli bir emireri olduğunu da ilan etmekteydiler. Cuma günkü muhalefetin dokunulmazlık hediyesi sonrasında rejim değişikliği ‘hızlı trene’ binivermişti zaten.

7 Haziran’dan bu yana Kürt siyasetini geniş cephe mücadelesinden dar mevzi savaşına mahkûm eden Saray stratejisi dokunulmazlık operasyonuyla taktiksel üstünlüğünü muhafaza etti. Dokunulmazlık hamlesi, sağın tüm aktörlerini Saray’ın arkasında toplama ve böylece MHP’yi mevcut haliyle gizli ve kontrol edilebilir bir küçük ortak olarak tutma amacına ulaştı. Yalnız Bahçeli ekibi değil Erdoğan’a mesafeli MHP’liler de Saray’ın oyununun parçası olmakta beis görmediler. Bununla da kalmadı dokunulmazlık kozu, laiklik mevzubahis olduğunda milliyetçi-muhafazakârlarla anlaşamayan ulusalcı kanadı “ortak düşman” etrafında bir araya getirdi. Barış talep etmekte ürkek ve çekingen olan ve AKP’ye ‘düşük profilli’ muhalefet eden kesimi Saray’ın kuyruğuna taktı. Böylece seçimden bugüne her gün biraz daha işlevsizleştirilen parlamentoya en öldürücü darbelerden biri vurulmuş oldu. Fiili başkanlık rejimi, arzu ettiği Meclis tablosuna oylama esnasında kavuştu.

CHP yönetimi, Saray’ın stratejisi karşısında kendi siyasi hattını netleştiremediği için önce sağa sola savruldu sonra da duvara tosladı. 14 yıllık yolsuzluk dosyalarının unutturulduğu, reddedilen gensoruların izlerine dahi sünger çekildiği bir dönemde dokunulmazlık konusunda demokratik bir alternatif oluşturacak bir kampanya dahi örgütleyemedi. Dokunulmazlık hamlesinin Kürt siyasetini hedef aldığı kadar CHP’yi ve tüm parlamenter sistemi de imhayı amaçladığını idrak edemedi, etmek istemedi. CHP yönetimi, referandum ihtimali baş gösterirse kendi pozisyonunu anlatamayacağını baştan o kadar net biçimde kabullenmişti ki karşı atak yapacak mecali dahi yoktu. Kılıçdaroğlu’nun yönetimden istediği 20 evet oyu bir siyasi fesih metniydi aslında. 7 Haziran öncesi ve hemen sonrasında CHP ve HDP arasındaki temasların mazide kaldığı resmileştirildi. Belli ki CHP yönetimi 10 Ekim’de barış talebi için ölen gençlik kolları üyelerini dahi unutmuştu. Oylamadan geriye kalan tek olumlu şey, hayır diyen CHP içindeki sol-demokrat kanattı ve bu kanat ilerleyen günlerde yönetimle çatışacağının sinyalini verdi.

Dokunulmazlık hamlesi, ilk aşamada HDP’li vekillerin bütünüyle Meclis dışına itilmesini değil susturulmasını amaçlıyor. Eğer Demirtaş’ın dediği gibi HDP’liler ifadeye gitmeme ve benzeri bir direniş sergilerlerse partinin simge birkaç ismi üzerindeki baskı linç kampanyaları eşliğinde ağırlaşacak, gözdağı operasyonları devam edecek. Davutoğlu’nun tasfiyesi sonrasında Saray’ın, masanın bir tarafında HDP’lilere yer vermek istemediği netleşti. Yaz aylarında en az şimdiki kadar şiddetli devam edecek gibi görünen çatışmalar sonrasında eğer bir daha müzakere başlarsa Saray’ın elindeki ‘rehin’ sayısı belli ki eskisinden daha çok olacak.

Sonbahara giden dönemde şimdilik her şey Saray’ın planlarına uygun seyrediyor. Buradan Ekim-Kasım döneminde yeni anayasa ve başkanlık sandıklarının kurulacağını kestirmek mümkün. CHP bu denli yalpalarken, HDP köşeye sıkışmışken, TSK-Saray-sermaye arasındaki ittifak yenilenmiş gibi görünürken demokratik bir seçenek inşa etmek mümkün mü? Bu sorunun cevabı, o meşum oylamada kahkaha atan milletvekillerini görünce rahatsız olan, İslamcı vakıflarda tacize uğrayan çocukları işitince kafasını kuma sokmayan, saltanat sevdasının demokrasinin ilgası olduğunu anlayan, savaş derinleşirken güvenli evinde gözü uyku tutmayan, demokrasi ve barış talep etti diye işinden olan akademisyene, gazeteciye destek vermek isteyen ama kendine politik zemin bulamayan kaç kişi olduğuna bağlıdır. Eğer o sayının yok’a yakın olmadığına inanıyorsak evlere, işyerlerine, fakültelere seslenmekten usanmamak ve asgari müştereklerde birleşilebilecek direngen bir siyaset örgütlemek gerekir. Aksi taktirde hiçbirimizin sızlanmaya, şikâyet etmeye hakkı yoktur.