Meclis, Katarlılara satıldığında, dışarıda soru önergesini haberleştirecek gazeteci bulamayacaksınız
ERK ACARER ERK ACARER

Meclis’in kurulduğu günün, çocuklara armağan edilmesinin derin bir anlamı vardı. 23 Nisan sadece bir sembol değil geleceğin inşasının kılavuzuydu. Şüphesiz ‘halk egemenliği’ ve ‘bayram’ sözlerinin iç içe geçmesi de tesadüf değildi.

Tıpkı; Meclis işlevini yitirirken, Türkiye’deki çocukların durumu gibi…

‘Çocuktan al haberi’ dedikleri ‘sadece bir ülkenin gerçeği değil’, kırılan bahar dalları, uzayan kışıdır şimdi. Rakamların, istatistiklerin ‘cız’ diye insanın içine battığı bir coğrafyadır artık burası. Çocukları, yılın bir günü başbakanlık koltuğuna, diğer günleri kucaklarına oturtup istismar ettikleri çakalların karanlığıdır Türkiye…

Elbette o karanlıkta çocuk olmanın ‘ayrıcalığı’ vardır!

Birkaç bilgi ‘ayrıcalığı’ anlatacaktır:

Bugün Türkiye’de, eğitim hakkı ellerinden alınan çocukların yüzde 80’i kayıt dışı olarak çalışıyor. Aralarından bazıları; iş cinayetlerine kurban gidiyor. Son 4 yılda 264 çocuk çalışırken öldü. Türkiye çocuk yoksulluğunda ilk sırada. Sponsorlu, şakşakçı Ensar Vakfı’nda tecavüze uğrayan, Süleymancıların yurdunda yanan çocuklar karanlığın sembolü oldu. Sadece 2016 yılında ‘kaydı tutulabilen’ cinsel istismara uğramış kız çocuğu sayısı 368 olarak belirlendi. Cenazesi günlerce buzdolabında saklanan da oldu, hapiste volta atan da. Cezaevindeki çocuk sayısı 2 bin 200’e ulaştı. Türkiye’nin doğusunda pek çoğu ana dilden mahrum kaldı.

Meclis işlevsiz hale gelirken, geleceğin bu şekilde ‘çocuklardan çalınarak’ inşası manidardır. Egemenliğin halktan alınıp tek adama devri aynı zamanda, ‘bizim çocuklarımızın’ öldüğü, ‘onun ezik oğlunun’ at koşturduğu bir derin çelişkidir.

Geleceğimiz karartılırken, Meclis’in içi boşaltılıyor. Yol haritası denen şey bu. ‘Kendini ya da bizi kandıranların’ bu çelişkiyi görmezden gelmeleri de başka can sıkıcı bir konu.

Türkiye; Twitter’dan ayar cumhuriyeti oldu. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın son paylaşımları, tekrar tekrar dile getirilen hukuk tanımazlığın ve acı gerçeğin ifşası. Bozdağ, arkaya attığı iki set tweet dizisinde özetle şunları birbirine bağlıyor:

“YSK karaları kesindir. YSK’nın aleyhine hiçbir mercie başvurulamayacağını, Anayasa, YSK, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay söylüyor. Benim bu gerçekleri hatırlatmam ve tekrarlamam, yargıyı etkilemek değil kamuoyunu doğru bilgilendirmektir. Bu anayasal, yasal ve yargısal gerçekliğe rağmen CHP’nin, YSK kararlarını yargıya taşıması, bilerek ve isteyerek hukuku çiğnemektir. Buna rağmen başvuru halinde, Anayasa ve yasalarımıza göre Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın ‘Ret’ kararları dışında karar verme seçeneği yoktur.”

Aslında Bozdağ, bir taşla iki kuş vuruyor; Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ı ‘sakın’ diye tehdit ederken, CHP’ye de ‘otur oturduğun yerde’ diye ayar çekiyor. Kurnaz, alışıldık, siyasal İslamcı kurgusu. Ama kurgusunu ‘daha hoş’ bir biçimde tamamlıyor. Bu derlemenin üzerine yaptığı son paylaşımı aklımızla eğlendiğinin göstergesi. Kurumları tehdit eden ‘adil’ bakan, 23 Nisan şerefine Milli iradenin tecellisini kutsuyor:

Baykal: ÇAYKUR hisseleri Katarlılara rehin verilmiştir Baykal: ÇAYKUR hisseleri Katarlılara rehin verilmiştir

“23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum. Milli iradenin tecelligâhı meclisimiz ve geleceğimiz çocuklarımız daima var olsun!”

Güler misin ağlar mısın!

İşte böyle bir ortamda ana muhalefet partisi, Meclis’te hukuk mücadelesini sürdürme kararı alıyor.

Hukukun kalmadığı yerde, dahası aklımızın, vicdanımızın ayaklar alına alındığı noktada!

Bekir Bozdağ’ın ‘o zarif’ temennisine bir kez daha bakalım.

‘Meclisimiz ve geleceğimiz çocuklarımız daima var olsun!”

Sanki ikisinin de üzerinden silindir gibi geçmemişler gibi.

23 Nisan sadece bir sembol değil geleceğin inşasının kılavuzuydu. Şüphesiz ‘halk egemenliği’ ve ‘bayram’ sözlerinin iç içe geçmesi de tesadüf değildi. Tıpkı; Meclis işlevini yitirirken, Türkiye’de her türden sefalete mahkûm edilen çocukların durumu gibi…

Bırakalım Bekir Bozdağ’a cevabı George Orwell versin:

Artık hiçbir şey yasadışı değildi, çünkü yasa diye bir şey yoktu!”

Çocukların geleceğinin karartıldığı günlerin Meclis’in işlevsizleşmesi ile doğru orantılı yürümesi tesadüf mü?

Muhalefete de bir hatırlatmada bulunalım:

Sadece fiziksel bir noktaya taşınan ve yakında şekilden ibaret olacak Meclis, otele dönüştürülmek üzere Katarlılara satıldığında, dışarıda soru önergesini haber yapabilecek gazeteci bulamayacaksınız!