Medya okuryazarlığına bodoslama giriş
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

“Yalan haber” ekseninde medya okuryazarlığı eğitimleri tüm dünyada artma eğiliminde. Geçen hafta teyit.org’ta Ali Osman Arabacı’nın haberiydi. Özellikle İtalya’da “yalan haber” sorununa karşı 8 bin liseyi kapsayan kapsamlı bir eğitim programı başlıyormuş. Hatta Papa Francis bile 2018 Dünya İletişim Günü konuşmasını “yalan haber” üzerine yapacağını şimdiden açıklamış. New York Times’a konuşan Perugia Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Alessandro Campi, komplo teorilerine yatkınlığın İtalyan halkının kültürel mirası olduğunu bile söylemiş. Zira yolsuzluk skandalları, Borgia Kardinallerinin entrikaları, papalık darbeleri darken İtalyan halkı otoriteye karşı bir güvensizlik geliştirmiş. Bu durum da tabii komplo teorilerine yatkınlık oluşturmuş. Habere bakınca Tayvan, Almanya, İsviçre, Belçika ve Amerika’da önemli eğitim projeleri başladığını görüyorsunuz. Tam bu konular üzerine okumalar yaparken, Sputnik News’ten arayıp Amerika’da medyaya güvensizliğin artmasına ilişkin bir araştırmayla ilgili görüş de istenince tuz biber oldu. Evet, sık sık bu konuya dönüyoruz ama tehlike yakın ve büyük.

Biz de durum ne diye düşününce, müfredata dostlar alışverişte görsün diye koyulan “medyaokur yazarlığı” dersini filan hiç konu yapmayalım zaten. Zira yok hükmünde. Kaldı ki, bizde geçelim sosyal medyayı, sistematik yalan üreticisi olarak çalışan bir medya var ve maalesef iktidar destekli. “N’abıcaz be Kamil” diye enseyi karartmadan, bizim kültürümüzden örneklerle bir medyaokur yazarlığına bodoslama giriş kılavuzu sunmak istiyorum bu haftaki Köşe Vuruşu’nda.

“Bak yalansa yalan de” doğrulatma modeli
Gündelik konuşmalarda sık sık duyarız “Bak yalansa yalan de” İletişimin bir tarafı ısrarla, savını bize doğrulatmaya çalışır. O derece bire bir ilişkide bile bir doğrulatma çabası vardır. Peki hiç bilmediğimiz insanlarca yazılmış “haber” adı verilen metinlere ne diye “çat” diye inanıyoruz. Doğrulattık mı başka kaynaktan. Bakalım ne diyor?

“Yalan gonuşma” yaklaşımı
Televizyondaki reality şovları açın diyalog ve kavgaların büyük kısmı “yalan gonuşma bak yalan gonuşma” diye bağlanıyor. İki kişi arasındaki ilişkide bile çoğunluk birbirinin doğru konuşmadığını düşünürken, bir sürü çıkar odağının olduğu medyanın her söylediğine hemen inanmak zaten saçma değil mi?

“Yalan borcum mu var?” modeli
Söylediğinin doğruluğundan emin olan kişinin söylemidir: Yalan borcum mu var? Lâkin burada sözün kendisinden çok söyleyenin kim olduğuna bakılır. Medya için de aynı şekilde. Size yalan borcu olmasa da parasını ödeyen odaklara “yalan borcu” vardır belki. O yüzden en garantili doğrulatma yöntemidir, birinin kime ne borçlu olduğunu öğrenmek.

“Çok laf yalansız, fazla mal haramsız olmaz” teoremi
Hepimizin bildiği atasözü işte “çok laf yalansız” olmaz demişler bir kere. Günde milyonlarca iletinin aktığı sosyal medyanın yalansız olacağını düşünmek zaten tuhaf. Ancak bazı şeylere inanmayı özellikle tercih ediyorsa insan, dönüp bir de kendisine bakmalı. Çünkü, yalan haberler, kimin en zayıf noktasını hedefleyerek üretildiyse onlar inanıyor.

Ezcümle; gündelik yaşam pratiği bile “şüphe” etmek üzerine bir sürü örnek olayla dolu. Birbirimize bu kadar güvenmezken medyaya hiç güvenmeyerek başlamak gerek işe. Medyaya “güven” düştü diye dertlenmek yerine, seviyeyi sıfıra çekmek çözümün ilk adımı. Hal böyleyken medya okur yazarlığı mevzusuna yeni başlayanlar için bodoslama bir giriş yapacaksak o giriş bu kadar basit olmalı. Elbette bu yazıyı okuyacakların böyle bir girişe ihtiyacı yok ama doğrulama işini, asıl doğrulamaya ihtiyacı olanlara anlatırken yedeğimizde bu netlik olmalı. Yalanım varsa iki gözüm önüme aksın bak.