Medya takibinde sakin kalma yöntemleri
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Biliyorum sakin kalmak son derece zor. Ne zaman TV açsam, gazete okusam muhakkak kendimden geçirecek şeyler oluyor. Sosyal medya ha keza. İzlemiyorum, görmezden geliyorum desen olmaz. Üzüntü bir yandan, öfke bir yandan. Örneğin; patlamanın olduğu maçtan çıkıp tam da patlamanın olduğu yerden geçerek eve gelmişsiniz. Canınız burnunuzda, sosyal medyayı açıyorsunuz ki vicdan ve akıl fukarasının biri daha insanların akıbeti bile belli olmadan “bütün bunlar hep başkanlığa tepki” diye analiz kasmış. Gel de küfürü basma. Bas istersen tabii de klavyede basmasan iyi.

Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda medyayı takip ederken sakin kalabilmek, serin durabilmek adına birkaç yararlı tüyo vereceğim, “sakin kalmak istemiyorum kardeşim, öfkeli olmayı yeğlerim” diyenlere de sonsuz saygı duyarım, onları bu satıra kadar yorduysam özür, buradan itibaren okumasalar da olur.

Sosyal medyada öfke buhranına girmeden önce

Sosyal medyada birçok bilgi dolanıyor. Bir kısmı doğru, bir kısmı eksik, bir kısmı apaçık kötü niyetle belki de mağdur duruma düşmek isteyen tarafın yaptığı manipülasyonlar. Troller ha keza. Görüp de öfkelenmeden önce bir doğrulama yapmakta fayda var. Kim uğraşacak diyorsanız sizin yerinize uğraşanlar da var. Yenilerde açılan teyit.org adresli internet sitesi tam da bunu yapıyor. Daha önce “Doğrulama El Kitabı” isimli kitabın çevirisine de öncülük eden Mehmet Atakan Foça’nın şef editörlüğünde bir ekip tarafından hazırlanıyor. Çok sinirlendiğiniz şeyin belki hiç de sinirlenmenize değmeyecek bir balon olduğunu buradan anlayabilirsiniz. Gerçekten önemli bir girişim, yazının ironik akışına ara verip tebrik etmek isterim.

Tartışma programlarını izlemeden önce

Bir önceki maddeye göre daha öznel ve ironik bir yöntem ama bende işe yaradı. Tartışma programlarını illa ki izleyeceksem bir TV dizisini nasıl değerlendiriyorsam öyle değerlendiriyorum çünkü ortada bir gerçeklik değil bir kurgu var. Bir defa uzun ve sıkıcılar. E diziler de öyle. Örneğin; Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz diye bir dizi var. İnanılması güç ama bir masa etrafında saatlerce birbirine racon kesen adamlar ve bir koltuk etrafında onlar için endişelenip birbirlerine atar yapan kadınlardan ibaret. Arada küçük aksiyonlar da oluyor ama ana konu racon, saatlerce. Tartışma programı mantığı da aynen böyle. Ortada bir senaryo var: Asla konuk olarak çağrılmayacak ve söz verilmeyecek kesim belli, konu o kesim bile olsa bu kurgunun ana kuralı. Onun haricinde kalan konuklar, dramatik çatışma yaratacak kişilerden seçilecek. Tartışma uzadıkça uzayacak ama bir sonuç beklediğiniz anda öyle bitiverecek. Diziler de öyle, heyecanlı yerinde kesiliverir. Ülke için öfkelenmemek mümkün değil de bütün bunlar için öfkelenmek biraz lüks değil mi?

Gazete okumadan önce

Varlıklarını bu iktidara borçlu olanların ne şartta olursa olsun onu sürdürmek için ateşi harlayacağını unutmamak şart. İster yandaş kesim olsun ister muhalif kesim. Elbette genelleme yapmıyorum ama muhalefet işini ticarete dökmüş isimler de var. Onları ayrı bir yazının konusu yaparım ancak ana-akım medyada kardeş kardeş yazarken bir nedenle kovulduktan sonra iyiden iyiye coşanlara dikkat kesilelim derim. Elbette ana-akım medyadan ayrılmak zorunda kalanların tümüne böyle bir itham yapılamaz, dilimi ve kalemimi ısırırım haşa derim zira sözünü ettiklerim hep tuzu kuru ekolünden. Onlar için muhalif olmak bir şöhret ve ticaret meselesi. Onların muhalefeti, muhalif oldukları şeyi güçlendirmekten başka bir işe yaramaz. Dolayısıyla bu zevatın gazına gelip öfkelenmeye gerek yok. Zaten öfkelenecek ve üzülecek yeterince başka şey var.

Bir de haber kanalı olmayan ana-akım kanalların haber bültenleri var ama onlar için sakinlik uyarısı yapmaya gerek yok. Her şey yeterince acı değilmiş gibi biraz daha ağlatmak için yapılmış özel montaj ve sunumları (olayların nedenini nasılını hiç sorgulamadan), hemen ardından gelen çarşı-pazar haberleri ve sonlara doğru verdikleri hafif haberleriyle tam bir kurgular zaten. Hem ağlatıp hem güldürürsen gişe yaparsın formülünü her akşam uygulamaktan ibaretler. Öfke ve acı öylesine içimizi acıtıyor ki en azından fazlasından uzak duralım. Görülen o ki “akıl sağlığımızı” korumak zorunda olduğumuz yeni bir aşamadayız çünkü.