Medyada asansör cinayetini örtbas etme yolları
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN
Bunun bir yolu Çarşı grubu halatı kesmiş demek olabilir mi? “Bu ortamda pekâlâ mümkün” diye cevaplayabiliriz

Bunun bir yolu Çarşı grubu halatı kesmiş demek olabilir mi? “Bu ortamda pekâlâ mümkün” diye cevaplayabiliriz. Hızlı treni Gezi’ciler bozdu, Marmaray’ın fişini Gezi’ciler çekti şeklinde haberler okuduk, manşetlere şahit olduk. Yeni Türkiye’nin siyaset iklimiyle gazetecilik ahlakı harmanlandığında böyle sonuçlar sürpriz değil. Öyle ki, böyle şeylerin şakası bile yapılamıyor artık. Diğer yandan, İstanbul’daki iş cinayetinin ardından özellikle yandaş medyada yapılan “dram yüklü” haberlerin dozu kimseyi yanıltmasın. Bunu anlamak için hükümet medyasında asla yapılmayan bir habere odaklanalım:

Cumhuriyet gazetesinden İklim Öngel, İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Nevzat Ersan ile konuşarak; “Projenin TOKİ onaylı olması nedeniyle okul ve hastane binalarıyla bir sayıldığı, bu nedenle de “Yapı Denetim Kanunu” kapsamı dışında kaldığını” ortaya çıkardı. Üstelik “kamu yararına” proje olduğu için “24 saat çalışılabilir” izni de çıkarılmış. İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Ersan bu demecini net bir gazetecilik sorusuyla bitirmiş: Neden özel inşaatlar kanun kapsamındayken, kamu ve TOKİ inşatlarının kapsam dışında olduğu sorgulanmalı?

Soru net. Bu kadar net bir soru ortadayken, yandaş medyanın iş cinayetine; nasıl sanki hesap soruyormuş ya da haber yapıyormuş gibi yaklaştığına bakalım bu hafta Köşe Vuruşu’nda:

MAZERETİNİZ YOK
Yeni Şafak gazetesi, güya iş cinayetini sorgulayan manşetinde Mazeretiniz Yok diyerek; Torunlar GYO, asansörü yapan GEDA Majör ve NCA iş güvenliği şirketine sesleniyordu. Evet, onların mazareti yok, peki bu binanın “Yapı Kenetim Kanunu” dışında kalmasını sağlayanlar, onların mazereti var mı? Elbette bu ikinci soru sorulmayacak. İşte size haber yapıyor’muş’ gibi görünmenin bir güzel örneği.

KAT KAT DRAM
Türkiye gazetesi ise, işin acıklı tarafına yönelip “Kat kat dram” başlığı atıyor ve öldürülen işçilerin hikâyelerini aktarıyordu. Bu kat iznini verenler, bu binaları kamu binası sayıp yapı denetimden muaf kılanlar onların bu dramda payı yok mu? Ne münasebet değil mi? İnşaat şirketi önlem almadıysa hükümete ne? Cevval yazarlarınız ‘Eski Türkiye’den bir iş cinayeti örneği bularak örtbas da edebilir sorun değil.

SABAH’TAN ‘BÜYÜK GAZETECİLİK’ ÖRNEĞİ
Sabah gazetesi, pazartesi günü büyük resmi gözden kaçırıp olayın sorumluluğunu tek bir yere ihale etme konusunda “büyük bir gazetecilik” örneği sergiledi. Gazete, Soma’daki maden cinayetindeki denetçi firmayla, Torunlar GYO İnşaatı’ndaki denetçi firmanın aynı firma olduğunu tespit etmişti. “İş güvenliğinden NCA sorumlu” ara başlığıyla olayın faillerini ortaya çıkarıverdi. Zaten hemen ertesi gün “Ölüm Asansörüne Büyük Gözaltı” başlıklı bir haber yapan Sabah, “Türkiye’yi yasağa boğan facianın tekrarını önlemek için Çalışma Bakanlığı sıkı önlemler hazırlıyor” diyordu. O sıkı önlemlerin daha önce neden alınmadığını sorgulayan herhangi bir gazetecilik belirtisi elbette yoktu.

ASIL FAİLLERİ GİZLEME GAZETECİLİĞİ
Nihayetinde yandaş basın, iş cinayetinde bir inşaat şirketi ve etrafındaki bir iki şirketle sınırlayarak büyük resmi gizlemek için yoğun çaba sarf ediyor. Bu sırada söz konusu şirketlere cepheden girerek hesap sorma edimini “gazetecilik”le karıştırmayalım. Orada gazetecilik değil çıkan yangının ucu asıl bu “atmosferi” yaratanlara varmasın diye örtbas etme telaşı var. Soma’da da çok benzeri yaşanmıştı. Örneğin; 2 ay önce CHP Milletvekili Süleyman Çelebi’nin verdiği “inşaatlardaki ölümlerin araştırılması ve denetlenmesi”ne ilişkin önergeyi ezberden reddeden AKP’yi sorumluluktan uzaklaştırmak için var güçleriyle inşaat şirketine saldıracaklar şimdi. Saldırsınlar tabii ama bu başka inşaatlar için bir şeyi değiştirmeyecek. O zaman da yine tekil sorumluluklar üzerinden iş görülecek. Çok sıkışınca da Faiz Lobisi, Alman Gizli Servisi, Çarşı Grubu, OTPOR vs bulursunuz olur biter. Oysa bu cinayetler “münferit” değil sistem sorunu. Yani sistematik. Ancak yeterince işçi öldüğünde üzerine konuşuluyor. Yani kurduğunuz bu sistem; “bir iki üç işçi yetmez, dört, beş altı ölsün” uyarı sistemiyle çalışıyor. Gazeteciliğiniz de o sistemin amigosu işte…