Mekânın poetikası II
HANDE DEMİRCİOĞLU HANDE DEMİRCİOĞLU

“Bize katılmak istemez misiniz?’ Geçenlerde bir tanıdığım, gece yarısı, artık hemen hemen boşalmış bir kahvede tek başına otururken bana böyle sordu. ‘Hayır, istemem’ dedim.”

Kafka

Güneşli bir sabahta, denizlerden doğan rüzgârla devrimcilerin peşi sıra yürümüştük. Yerle gök arasında yükselen dalgalar, dip akıntılarıyla ilerlerken geceyle birlikte içimizdeki ormanların zarif sakinleri belirdi. Haziran günleri yaklaştıkça ıhlamur ağaçlarının kokusu Roma Parkı’ndan rıhtıma, taş yapılardan hafızaya dağılmaktaydı.

Mimarlık, sinema ilişkisinin disiplinlerarası yorumları, çözümlemeleri akademin gündemindeydi. İki katlı taş yapıların kafeye döndüğü Karaköy rıhtımının dar sokaklarında, dalgın yürüyordum. Fındıklı-Oditoryum, devam eden sunumlar hafıza odalarımda tümleştirici bir bakışı biçimliyor.
Köşe kahvede duvar piyanosunun önündeki masaya yığılmış gibiyim, limonata ve sigara bir nefes daha. Anlıklaştırma. Mermer masada bildiriler, kâğıtlar saçılı; coşkulu ruh üzerine düşünüyorum. Gece gibi, aydınlık gibi engin. Uçsuz bucaksızlıkları nedeniyle mahremiyet uzamı ile dünya uzamı birbirine uyarılı hale geliyor. İnsanın büyük yalnızlığı derinleştiğinde iki uçsuz bucaksızlık birbiriyle dokunur, birbiriyle karşılaşır.

Modern zamanlar, kendini inşa mı yoksa yıkım mı olduğu kestirilemeyen davranışlarla şekillenmekte. Ortak hafızamız, hiçe sayılarak sermayenin elinde parça parça boşalatılırken Yer-çözümleme, ruhların dağılımı yerkürede. Boğaziçi; dinle artık hiç bir şey yok bir tek o koca sessizlik dinle... derken gelen haber dehşetengiz olguların teyidiydi. Kalkedon Meydanı’nda şafak vakti işlenen cinayet! Rıhtım sokaklarından bir politik cinayet daha işlenmişti, hunharca katledilmişti yoldaş Bahadır! Tarifsiz bir acı ve üzüntüyle, ilk saatler sayıklamalarla geçti. Bir süre gerçeklik algımı yitirdim, inanmak istemedim. Cinayet, akıl almaz o cinayet; Nuh Köklü’den sonra Bahadır Grammeşin’e kurdular pusuyu, alçaklar! Gladyo’nun izleri giderek belirginleşmekte.

Meydanlar üzerinde oynan kapital oyun, salyalarını akıtarak laubali bir söylemle taçlandırılarak, geri dönüşsüz yıkımları onaylayan yasanın geçmesiyle, katiller sokaklarda geziyordu. Akıldışı, zalim bir planla günümüzü geleceğimizi hapsetme, kontrol etme çabası inceden edilen tehditler derken Gladyo (!), bizim kıldığımız sokaklarda şiddeti körüklüyordu. İnsanlık durumu adına utanç verici günlerdeydik. Temaşa sanatının tininde el ele vermiş evlatlarının katillerinden hesap sormak için yürüyorduk. Haziran şafakları yerküreyi bir kez daha yakacaktı.