Melih Cevdet’in not defteri
NAZIM ALPMAN NAZIM ALPMAN
Everest Yayınları geçtiğimiz şubatta çok özel bir kitap yayınladı: “Bir Defterden…” Melih Cevdet Anday’ın 1976-79 yılları arasında tuttuğu günlük....

Everest Yayınları geçtiğimiz şubatta çok özel bir kitap yayınladı:

“Bir Defterden…”

Melih Cevdet Anday’ın 1976-79 yılları arasında tuttuğu günlük, eşi Suna Anday tarafından Sevengül Sönmez’e teslim edilmiş. Melih Bey bu notların ileride yayınlanmasını istemiş.

1915’de İstanbul’da doğan Melih Cevdet, Orhan Veli ve Oktay Rıfat’la birlikte şiirde “Garip” akımının kurucusu olarak biliniyor. Daha sonra bu akımdan ayrılarak felsefi şiir akımını başlatıyor.

UNESCO tarafından Cervartes, Dante, Tolstoy ayarında bir edebiyatçı olarak kabul edilen Anday, şiir’in yanında deneme, roman, tiyatro oyunları yazıp, çeviriler yaptı.

Melih Cevdet’in günlükleri düzenli değil ama çok özenli… Bazılarında sadece tarih olarak aylar var, bazılarında günleri de belirtmiş. Yazma-çizme işleriyle ilgilenenler yanında, okuma zevki olanların bitirmemek için “katık ederek” okuyacağı lezzette bir eser ortaya çıkmış.

•••

Melih Cevdet son derece samimi satırlarına şöyle başlıyor:

“Son şiirlerimde emeğimi seviyorum. Şair olmak için yaşlanmak gerek diye düşnüyorum!” (1976)

Aynı satırların devamında tartışma yaratacak satırlar var:

“Ekber Babayef’ten okuduğuma göre Nâzım Hikmet kendisini anlattığı son şiirlerinden birinde şöyle bir dize yazmış: ‘Bütün kadınlarımı aldattım.’ Daha yukarılarda ‘iyilik’ ya da ‘durup dururken’ yalan söylediğini yazdığına göre demek itiraflarda bulunuyor, iyi ve kötü yanlarını açıklıyor.

Fakat o ‘bütün kadınlarımı aldattım’ sözünde itiraftan çok övünme amacı sezdim ben. Bütün kadınlarım beni aldattı deseydi, daha ozanca bir laf etmiş olurdu.” (1976)

•••

“İstanbul Şehir Tiyatroları Çetin Altan’ın oyununu oynayacakmış. Rejisör, provalarda bulunan Çetin Altan’a oyunun bir yerinde geçen ‘mutluyum’ sözünü değiştirerek ‘umutluyum’ yapmasını istemiş.

Çünkü sosyalist edebiyatta ‘mutluyum’ sözünün anlamı ve yeri yokmuş. Çetin Altan, Ferruh Doğan’a bu durumu anlatıp demiş ki: ‘Eskiden komünist saydıkları için oyunlarımı oynamazlardı, şimdi de komünist saymadıkları için oynamayacaklar galiba!” (Eylül’76)

•••

“Bugün Ülkü Tamer bana İngilizce bir kitap verdi. Adı, Minisformation. Bugüne kadar şu söyledi bu söyledi diye bildiğimiz pek çok ünlü sözün o kişilerce söylenmediğini ortaya koyuyor. Söz gelişi Mary Antoinette, ‘aç kaldılarsa çörek yesinler’ dememiş. XIV. Louis de ‘Ben devletim’ diye bir cümle sarfetmemiş. Voltaire uydurmuş bunları… Aklım yattı!” (Ekim’76)

•••

 “Halkın Kurtuluşu adlı dergiyi düzenli olarak yolluyorlar. Okumaya çalışıyorum, okuyamıyorum. Evet, Marksist, Leninist, Maocu bir dergi olduğunu anlıyorum. Bütün yazıları sanki kitaplara uysun diye yazılmış. Bir yığın slogan. Çıldırtabilir insanı.

Bu yüzden iki sayısını sakladım, dostlarıma göstermek için: ‘Bugün temel görevlerimizden birisi uygulayıp uygulamamamızı, geleceğin mücadelelerinde muzaffer olup olmamamızı büyük ölçüde belirleyecektir: devrim ulusal demokratik halk devrimi bütünlüklü, sınırlanamaz bir propaganda temelinde işçi sınıfı ve halkı, ideolojik ve siyasal olarak eğitmek!’ Hep böyle ders verir gibi konuşma… Ama dersin ne olduğu anlaşılmıyor.” (Kasım 1977)

•••

“Altı gündür yatıyorum, bağırsaklarım bozulmuş. Kadıköy Belediyesi’nden kadın doktor geldi. Daha kapıdan girer girmez karımla kavga etmeye başladı.

‘Bu eski apartmanı nerden buldunuz? Neden bu kadar yüksekte oturuyorsunuz? Canım çıktı!’ Yatağımdan fırlayıp doktorun yanına gittim.

Bu kez beni paylamaya başladı: ‘Utanmıyor musunuz beni ayağınıza getirmeye? Siz gelemez miydiniz?’ Durumumu anlatım fakat yatıştıramadım. Kendisine kapıyı gösterdim. Belediyenin sağlık işleri müdürüne telefon ettim, kibar adam. Özür diledi. Meğerse bu kadın ‘Deli Naciye’ diye ün yapmış biriymiş!”

Melih Cevdet Anday’ın not defterinde daha bir dolu özel anekdot yer alıyor. Ayrıca ünlü edebiyatçılarımız için de ciddi eleştiri metinleri bulunuyor.

Melih Cevdet’in günlükleri, sanatçıların ölümsüzlüğünün yeni bir kanıtı gibi başucumuzda yerini alıyor. Melih Cevdet’e, Suna Hanım’a ve Sevengül Sönmez’e teşekkür borcumuz var.