Anasayfa GÜNCEL Memlekete komünizm lazımsa…

Memlekete komünizm lazımsa…

Çok değil, daha geçen yılın Mayıs ayında “10. Balkan Ülkeleri Genelkurmay Başkanları Konferansı”nda yaptığı konuşmada Erdoğan şöyle diyordu: “NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’e söyledim, ‘Karadeniz’de görünmemeniz, Karadeniz’i adeta Rus gölü olarak gösteriyor.’ Karadeniz’i tekrar istikrar havzası kılmalıyız.” Bu yılın Mart ayında yaptığı bir konuşmada ise İran’a karşı aynen şu ifadeleri kullanmıştı: “Irak’ta mezhep gerilimi yükseliyor. Irak’taki olay aynı zamanda mezhep geriliminden dinamizmini alan aslında bir ırkçılıktır, o da İran’ın adeta kendi o tarihten gelen ırkçılığını bölgede yayılmacı politikalarıyla geliştirmesidir.”


Dolayısıyla Soçi’deki zirvedeki “yeni müttefiklerimiz” aslında daha düne kadar kendilerine karşı NATO’yu Karadeniz’e davet ettiğimiz ve bölgesel politikalarını “yayılmacı” olarak nitelendirdiğimiz eski düşmanlarımızdı. Soçi’deki zirveden esas olarak ne kararı çıktı peki, “Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanıma” öyle değil mi? Yani, altı yedi yıldır yakılıp yıkılmasına katkı yaptığımız bir ülkeyi ve bir o kadar zamandır devirmek için elimizden geleni yaptığımız Esad’ı tanımış olduk bu kararla. Beslediğimiz cihatçılar, felakete uğrayan bir ülke, yüz binlerce ölü, milyonlarca göçmen… Yeni-Osmanlı hayalinden geriye ise işte bunlar kaldı.

Peki, Soçi’deki zirvede iktidar partisi altı yıllık dış politikasının çöküşünü kabul ettiyse, PYD/YPG “terör örgütü” sayılmadıysa, “Masada olmalarını kabul etmeyeceğiz” denildiği halde Rusya da, İran da, Şam da, Suriye Kürtlerinin Ulusal Diyalog Kongresi’ne katılmasına yeşil ışık yakmışsa, Afrin’e yönelik bir operasyon için halen pazarlıklar devam ediyorsa, ortada havuz medyasının ve köşe yazarlarının iddia ettiği üzere nasıl bir kazanım ya da nasıl bir başarı vardır acaba?

Ortada elbette ki bir başarı ya da kazanım falan yok, esas mesele iktidar partisinin ve başındaki ismin ABD/Batı karşısındaki sıkışmışlığını aşmak ve yalnız olmadığını göstermek için Rusya ve İran’la yan yana görüntü vermeye, bu iki ülkenin bölgesel politikalarına angaje olmaya ihtiyaç duyması. Yani mütemadiyen belirtmiş olduğumuz üzere iktidarın kendi bekasını ülkenin bekası, kendi ikbal mücadelesini ülkenin istiklal mücadelesi gibi gösterme politikasının yansımalarından biri bu sadece.
Bu sıkışmışlık halinin ve yanaşmanın içeriye de yansımalarını görüyoruz elbette. Erdoğan anti-emperyalizmle başladığı ve Atatürkçülükle devam ettiği macerasında en son “anti-kapitalist” de oldu ve şöyle dedi: “Kapitalizmin sınır, ilke ve değer tanımadan yaygınlaştığı bir düzende insanla beraber doğanın da tahribata uğraması mukadderdir.”

Evet, Türkiye tarihinin en büyük özelleştirmelerini yapan, taşeronlaştırmayı, güvencesiz çalışmayı kural haline getiren, iş cinayetlerini zerre kadar önemsemeyen, milli güvenlik gerekçesiyle grevleri yasaklayan, sermayenin bir dediğini iki etmeyen iktidar bu iktidar değilmiş ve daha üç dört ay önce patronlara “İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı. Şimdi grev tehdidi olan yere OHAL’den istifade izin vermiyoruz. Bunun için kullanıyoruz OHAL’i” diyen bir başkasıymış gibi bu sefer de anti-kapitalist oluverdi kendileri.

Atatürkçülük, anti-emperyalizm ve hatta kapitalizm eleştirisi… Bunların böyle üst üste gelmesi elbette ki bir tesadüf değil, “tekerlerine çomak soktuğu için emperyalistlerin devirmek istedikleri lider” algısı adına buna ihtiyaç var, Sarraf davası üzerinden yarın Türkiye ekonomisini ve dolayısıyla iktidarı sarsacak bir karar çıktığında, kendi tabanı dışındaki tabanı da tutacak bir “kriz yönetimi”ne ve bu yönetimi temellendirecek bir söyleme ihtiyaç var. Erdoğan yaklaşmakta olanın farkında, bu yüzden Kara Harp Okulu’nun mezuniyet töreninde “Türkiye’nin dünü zordu, bugünü meşakkatli, yarını daha da sıkıntılı olabilir” cümlesini sarf etti, çevresini ve tabanını bir kez daha uyardı.

Ancak Erdoğan başka bir şeyin daha farkında, bu ülkede Atatürkçülük, anti-emperyalizm ve anti-kapitalizm, tarihsel olarak solla, solun değerleri ve söylemleriyle anılır, Türkiye sağının ise bunlarla hiç işi olmamış, bilakis sağ kendisini bunlara duyduğu husumet üzerinden var etmiştir. Dolayısıyla Atatürkçü olunacaksa, emperyalizm karşıtlığı yapılacaksa, kapitalizm eleştirilecekse, bunların siyaseten asli sahibi olanlarla kavga etmek gerekmektedir. İşte tam da bu yüzden Erdoğan son zamanlarda solun hayaletiyle kavga etmeye başlamıştır, “emperyalistler solun tarlalarını uzun süre önce sürdü” ya da “solcular kahrolsun dedikleri güçlerin taşeronluğunu yaptı” minvalindeki açıklamaları tam da bununla ilgilidir. Sıkışmışlığın çaresizliğiyle ve iktidarın devamı adına, “asıl anti-emperyalist biziz, solcular değil” iddiasıyla bunlar solun elinden alınmak ve içi boşaltılarak iktidarın söylemine dâhil edilmek istenmekte, bu yapılırken de topluma adeta “Memlekete komünizm lazımsa, onu da biz getiririz” denmektedir.


Solun, en zayıf zamanında bile, bir kavganın muhatabı olarak görülmesi, dik duruyor gibi görünmenin yolunun solun değerlerini sola küfrederek sahiplenmek olduğunun bilinmesi şüphesiz ki iyidir, hem solun her şeye rağmen Türkiye siyaseti üzerindeki etkisini, hem de siyasi etik denildiğinde akla solun geldiğini göstermesi bakımından iyidir, önemlidir. Ancak yeterli midir, bununla övünüp yetinebilir miyiz? Şüphesiz ki hayır! İşte bu yüzden, zaman daralıyorken solun hızla Türkiye’de siyasi bir aktör haline gelmesi, hayaletiyle kavga edenlere, “Buradayız” demesi gerekmektedir. İşte o zaman kavga da gerçek anlamına kavuşacak, hayaletlerle değil bir hakikatle kavga etmeleri gerekecektir.

- Reklam -

SON HABERLER

40 şehirde on binler ırkçılığa karşı yürüdü

Avrupa Parlamentosu seçimlerine bir hafta kala Almanya'nın çeşitli kentlerinde on binlerce gösterici,...

ABD’li rahip, Uganda’ya ‘ilaç’ diye çamaşır suyu sattı

ABD’li rahip Robert Baldwin’in, yaklaşık 50 bin Ugandalıya HIV/AIDS, kanser, sıtma ve...

Erdoğan’dan 19 Mayıs konuşması

Samsun Tütün İskelesi önünde düzenlenen resmi tören AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,...

Mısır’da piramitlerin yakınında patlama

Mısır'ın başkenti Kahire'de, Gize Piramitleri yakınlarında turistleri taşıyan bir otobüste patlama meydana...

Avusturya Cumhurbaşkanı erken seçim tarihini açıkladı

Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander van der Bellen, koalisyon hükümetini devam ettirmeme ve erken...

Ege Denizi’nde 3,6 büyüklüğünde deprem

Ege Denizi’nde, İzmir’in Karaburun açıklarında Richter Ölçeği'ne göre 3,6 büyüklüğünde deprem meydana...

Bodrum halkı plaj işgallerine tepkili

Bodrum'da kıyı yağmasının bir parçası olan plaj işgallerine karşı tavır sivil toplum...

100. yılında 19 Mayıs kutlamaları

Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, 100. yılında Türkiye'nin her yerinde düzenlenen...

8 gündür kayıp olan minik Nurcan’ın cansız bedeni bulundu

Kars’ın Sarıkamış ilçesinde 8 gün önce oyun oynarken kaybolan 3 yaşındaki Nurcan Sade'nin...

Utku Gümrükçü: Her şey çok güzel olacak

Çiğli Belediyesinin 5 güne yaydığı “İlk Kurşundan İlk Adıma 100. Yıl” etkinlikleri...

Sonraki haber