Memleketin birinde...
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER

Akıldışı fikirlerinin bir deha ürünü olduğunu düşünen Adolf, yanında yamağı Rudolf Hess’le birlikte mahpusa düştü. Prusya’nın dört yanında ziyaretçileri vardı. Büyük fikirlerini, çılgın iddialarını onlarla paylaşıyor ve yazıyordu. “Kavgam” böyle doğdu. Saf bir ırk yaratma manyaklığıyla, insanlığın en korkunç günlerine böyle gelindi. Önce bir kişi inandı ona, sonra tüm toplum tutsak oldu. Gardiyanlar onu: “Heil Hitler” diye selamlıyordu. Yöntemi dünyanın tüm zalimleri için el kitabı niteliğindedir.

Sanılanın aksine, düşünsel dayanağı olmayan hiçbir iktidar ayakta duramaz. Her iktidarın ideolojik zeminini kuran yazarları, akademisyenleri, sanatçıları ve düşünürleri vardır. Aksi halde toplum ikna edilemez. Adolf ne yaptığını biliyor, vahşet yayacak iktidarının temellerini sağlam atmak istiyordu. Önce üniversiteleri ele geçirdi. Ardından hukuk sistemini kendine doğru yonttu. Muhalif sesleri bir bir bastırdı. En sonunda tanrısal bir yetiye sahip olduğunu düşündü ve çılgın fikirlerin peşinden koştu. Elbet geçici başarılar ardından büyük bir felaketi yaşattı topluma.

Hitler’in kanun yapıcısı Carl Scmitt: “Devlet: Kendi üyelerinden ölüme hazır olmalarını ve hiç tereddütsüz düşmanı öldürmelerini talep edebilir” diyordu 27 yaşındayken ve Birinci Dünya Savaşı başladığında. O sırada askere gitmemek için her yolu denemekteydi Carl Scmitt. Sınavlardan sıyırıp, kariyerini tamamlayınca gönüllü askere yazılmış ve bir gün talim sırasında attan düşerek temelli veda etmiştir bu göreve. Kendini bilerek sakatladığı iddiası, doğrulanmasa bile, içimize bit yeniği düşürmekte.

Scmitt hızla Hitler için uygun kanunları yaptı. Artık adalet tek bir elden dağıtılıyordu(!) Üniversitelerde Yahudi bilim insanlarını avlama görevi Alfred Rosenberg’e verildi. Tek bir muhalif ses bırakmadı ortada. Dünyada itibarı olan birine gereksinim duyan Adolf için Martin Heidegger uygun bir isimdi. Çalışkanlığı, özgün fikirleri ve etkisi tartışılmazdı. Hitler’in tezlerini hararetle savunmaya başlamış, önemli bir filozof olmasında payı olan Hussell’e ihanet etmekte tereddüt etmemişti. Tek zaafı filozof sevgilisi Hannah Arendt idi. Genç kadın da bir Yahudi’ydi. Onu da feda etmekten çekinmedi Heidegger.

“Acımasız olmaya hazır değilseniz hiçbir yere varamazsınız. Düşmanlarımız buna hazır değil. Merhametli olduklarından falan değil bu, sadece bunun için yeterince güçlü değiller. Egemenlik hiçbir zaman insaniyet üzerine kurulmamıştır. Halkın dar açısından baktığınızda suç üzerine kurulduğunu görürsünüz. Yeni bir gücün oluşumunda terörizm kesinlikle kaçınılmazdır.”

Hitler’in sözleri bunlar.

Alman halkı Nazi olmak için kuyruğa giriyordu. Görkemli törenler yapılıyor, güçlü söylevler veriliyordu. Özellikle ordu el üstünde tutuluyor, tüm toplum bu büyük gücü beslemek için çalışıyordu. Gazeteler Führer övgüleriyle doluydu. Alman İmparatorluğu’nun kaderi Adolf’un iki dudağı arasındaydı. Tüm dünyaya kafa tutuyor, hakaretler ediyor, üstün Alman ırkının gururunu okşayarak iktidarını/saltanatını güçlendiriyordu Adolf. Ailesinden utandığı için, yeni bir tarih yazmıştı kendisine. Saf bir Alman bile değildi oysa. Çoktan çatırdamıştı koca devlet… En yakınında olanlar bile Hitler’e gerçeği söyleyemez olmuştu!

Berlin’de, bir bodrumda sıkışan Führer, ağızından salyalar akıtarak, öfkeyle yumrukluyordu duvarları. Şehir bombardıman altındaydı. Halk aç, yorgun, çaresizdi. O âna dek komşusu Yahudilere ne olduğunu merak etmeyen halk, acı gerçekle böyle yüzleşmeye başladı. Toplama kamplarında her tür acımasızlık, işkence yapılıyor, gaz odalarında yaşlı, genç demeden insanlar yok ediliyordu. Oysa büyük güruh o günlerde ellerinde kadehler bir balodan diğerine gidiyor, tam gaz eğlenmeye devam ediyordu.

Kitleler birlikte kapılır akıl tutulmasına, sanrılar görür, büyük yanılgılar yaşar ve sonunda duvara toslar, bedel öderler. Günlük yaşama kapılıp giden birine hesap sormak anlamsızdır. Elbet olan bitenden o küçük adam sorumludur. Lakin esas bu zalim düzenin kurulmasında, diktatörün kurduğu düzenin tıkır tıkır işlemesinde; sanatçının, akademisyenin, gazetecinin, hukukçunun rolü çok başkadır. Nürmberg Mahkemeleri; bir dönem Führer’le kol kola girmiş suç ortaklarının nasıl çaresizlikle kıvrandığını göstermiştir. Başlar öndedir. Değilse bile, artık sanık koltuğunda oturanların insan olduğundan söz etmek mümkün değildir.

İnsan kararlarını verirken iyi düşünmeli. Ya başı dik olacaktır ya da eğik.

Zor dönemlerden geçerken ortası yoktur.