Memur-Sen’in ‘tarihi’ toplu sözleşmesi
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK

Memurlar ve memur emeklileri dahil beş milyon kamu emekçisini kapsayan 2016-2017 toplu sözleşmesi Memur-Sen ile hükümet arasında imzalandı. 800 bin civarında üyesi olan Memur-Sen tek başına beş milyonu aşkın emekçinin kaderini belirledi. Hakem kuruluna dahi başvurmaya gerek görmeyen Memur-Sen imzaladığı toplu sözleşmeyi “tarihi” bir “zafer” olarak ilan etmekten ve zafer ilan etmekten geri kalmadı. Gerçekten de “tarihi” bir toplu sözleşme ile yüz yüzeyiz!

Memur-Sen sendikalaşmada yarattığı “mucize” gibi toplu sözleşmede de “tarihi” bir imza attı. Nasıl mı? Bir toplu sözleşmede sendikanın başarısının en önemli ölçütü talepler ile sonuç arasındaki ilişkidir. Ne talep ettiniz ve neye imza attınız? Bu ölçütten bakınca ortada tarihi bir zafer değil hezimet var. Bilindiği gibi memur toplu sözleşmesi genel sözleşme ve hizmet kolları sözleşmeleri olmak üzere iki farklı türde imzalanıyor. Biz burada tüm memurları ilgilendiren genel sözleşmeye bakacağız.

Sezar’ın hakkı Sezar’a! Memur-Sen pek kapsamlı bir toplu sözleşme taslağıyla masaya oturdu. 90 maddelik Memur-Sen taslağında yok yoktu. 2016 için 8+8, 2017 için 7+7 zam, ayrıca seyyanen 150 TL zam, gelir vergisi kayıplarının karşılanması, iki bayram ikramiyesi, yan ödemlerin yüzde 50 artırılması, büyümeden memurlara pay verilmesi, kıdem aylığına beş kat zam yapılması Memur-Sen’in belli başlı talepleri idi.

Memur-Sen’in maaşlara ilişkin parasal talepleri ne anlama geliyordu ve Memur-Sen neye imza attı? Memur-Sen’in parasal talepleri paçal olarak ele alındığında 2016 yılı için yüzde 31-33 arasında bir zam talep etti. Ancak yüzde 11’e (6+5) evet dedi. 2017 için Memur-Sen’in talepleri paçal olarak yüzde 24’e karşılık geliyordu. 2017 için imza attıkları zam oranı ise yüzde 7 oldu. Memur-Sen toplu sözleşme masasında tekliflerinde yüzde 70’e yakın indirim yaptı. Üçte bir ile yetindiler. Bu sonuç gerçekten de tarihidir. Toplu sözleşme literatüründe böyle büyük bir indirime pek tanık olmadık.

Toplu sözleşme masasında kuraldır. Arkasında durabileceğin ve uğruna mücadele edebileceğin teklifleri yapacaksın. Toplu sözleşme masası merhamet masası değildir. Savunamayacağın, uğruna mücadele edemeyeceğin tekliflerle masaya oturmayacaksın. Memur-Sen talep ettikleri uğruna mücadele etmedi, kayıkçı kavgasını tercih etti. Toplu sözleşme öncesinde ve sonrasında kılını kıpırdatmayan Memur-Sen göstermelik bir eylem dahi yapmadı.

Geçmiş dönem kayıplarının karşılanmamış olması nedeniyle yüzde 11 zam aldatıcıdır. Seyyanen zam alınmaması özellikle düşük maaşlı memurlar için önemli bir sorundur. Oysa kamu işçisi için yapılan toplu iş sözleşmesinde seyyanen zam ve iyileştirme sağlanmıştı. Zammın tümüyle yüzdeli yapılması düşük ve yüksek memurun eline geçecek zamda uçurum yaratacak.

Öte yandan alınan zamlar gelir vergisi dilimleri dikkate alındığında memura daha düşük yansıyacak. Hükümet gelir vergisinin ilk dilimine girecek tutarı enflasyonun altında artırarak ücretlilerin daha yüksek gelir vergisi diliminden vergi ödemesine, yüzde 15 yerine yüzde 20 vergi ödemesine yönelik bir politika izliyor. Son dört yılda yüzde 23.3’lük enflasyona karşılık yüzde 15’lik vergiye tabi ilk vergi dilimi yüzde 20 arttı. Böylece memurların önemli bir bölümü yüzde 5 daha fazla vergi ödedi. Toplu sözleşmede bu konuda hiçbir düzenleme yer almadı.

Memur-Sen 90 maddelik iddialı bir teklifle masaya oturdu yüzde 33’e yakın zam talep etti ama sonuç hüsran oldu. Parasal artış yüzde 11’de kalırken Memur-Sen’in taleplerinin ezici çoğunluğu 43 maddelik toplu sözleşmede yer almadı. Bunun tek istisnası Cuma namazı için ibadet izni oldu. Ancak kamuda fiilen var olan bu uygulama Memur-Sen’in hezimetinin üstünü örtmeye yetmez.

Defalarca yazdım. Bir kez daha yazayım. Memur toplu sözleşme süreci mevcut haliyle bir kayıkçı kavgasından farksız. Grevsiz ve tek sendika-tek adama (Memur-Sen başkanı) dayalı bu sistemle özgür bir toplu pazarlık mümkün değil. Kamu çalışanı özgür ve demokratik bir sendikacılığa kavuşmadan toplu sözleşmelerde dağ fare doğurmaya devam edecek.