Mercedesim uçar gider
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Gecenin bir vakti, topladığı iş insanlarını, muhalefet partilerinin asgari ücretin artırılması konusundaki vaatlerine sessiz kalmakla eleştiren Davutoğlu’nun Başbakanlık yaptığı ülkede; açlık sınırı bin 349 lira, yoksulluk sınırı 4 bin 395 lira, asgari ücret 949 lira. Valisinin, altın sarısına donattığı makam odası için halkın cebinden harcadığı 752 bin liraya dair bir rahatsızlık belirtmezken; gözüne batan şey, yerin yüzlerce metre altında kalan madencinin, alışveriş merkezi inşaatında yanıp, baraj gölünde boğulan işçinin, emekçinin bir saray bardağı ederine ulaşamayan maaşı!

• • •

Asgari ücretin artırılması fikrine bile tahammülü olmayan iktidar bugünlerde, üreticisini kıskandıran bir coşkuyla, tarihe geçecek bir Mercedes reklamına imza atıyor. Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in, gelen eleştiriler üzerine iade etmek zorunda kaldığı Mercedes’le başlayan tartışma, buna çok bozulan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine ‘jest olarak’, -neden ihtiyaç duyduğu bilinmez- bu kez zırhlısından, yeni bir Mercedes tahsis etmesiyle devam etti. Tıpkı 1000 odalı sarayı kendine, makamına çok yakıştırdığı gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) gibi ‘kutsal’ bir makam için de “330 bin liralık aracı lüks olarak değerlendirir misiniz?” demesinin tutarlı bir yanı var. Geçmişte parmağındaki yüzükten başka bir şeyi olmayan, bugün ise servetiyle en zengin liderler sıralamasında kralları, kraliçeleri geride bıraktığı söylenen Erdoğan’ın, açlık-tokluk, zenginlik-yoksulluk algısı da değişti elbet.

• • •

Benim Diyanet İşleri Başkanımın ayağı yerden illa ki de Mercedes’le kesilecek, inatlaşmasına, “makam araçları için harcanan 3,3 milyar, çerez parası bile değil” diyerek dahil olan Maliye Bakanı Şimşek ise bu küçümseyici tavrıyla hem yedikleri çereze karşı ilgiyi arttırdı hem de Türkiye siyasi tarihine unutulmaz bir benzetme kazandırmış oldu. Ancak, meseleyi Katolik dünyasına ulaştıran fitili, Milli Savunma Bakanı Yılmaz ateşledi. “Diyanet İşleri’ne değil araba, uçak tahsis edilse yeridir.” Yılmaz’ın coşkusu karşılığını buldu ve Erdoğan, “Diyanet, sıradan bir makam değil, Mehmet Bey sadece Türkiye’nin dini lideri değildir, adeta İslam dünyasının saygın bir lideridir. Vatikan’da Papa’nın özel uçağı var, Diyanet İşleri Başkanımıza uçak tahsis edilsin, diyerek Görmez’in taşıt sorununu yurtdışına taşıdı. Konuşma, Vatikan tarafından yalanlandı. Hayır uçağı yoktu. Papa tarifeli uçakla uçuyor ve tek bir ayrıcalıkla en önde, yalnız oturuyordu.

• • •

Bununla birlikte, satır arasında daha önemli bir mesaj iletiyor Erdoğan. Katolik aleminin dini lideri Papa ile, Başbakanlığa bağlı bir kurum başkanı olan Görmez’i eş tutarak bilgi eksikliği gibi duran bir açıklamayla aslında bir niyet ortaya koyuyor. Önce Türkiye’ye, buradan da İslam dünyasına liderlik edecek bir makam tasavvuru olarak DİB... Şimdi anlıyoruz ki, Mercedes’le olacak iş değil bu, yol uzun, uçak şart. Nitekim, Görmez dün konunun altını bir kez daha çizdi. Diyanet’in dünyadaki Müslümanların müracaat kaynağı olduğunu ve bu yüzden yapısı ve statüsünün gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Hilafetsiz bir sultanlık düşünülemezdi zaten.

• • •

Peki dünya Müslümanları hangi konularda fikir alabilecek Diyanet İşleri Başkanlığı’mızdan? Liste kısıtlı. Çalmayacaksın diyemeyecek mesela. Yapabilseydi, ayakkabı kutularında paralar ortaya saçıldığında, memleket parsel parsel satıldığında derdi. Öldürmeyeceksin diyemeyecek mesela. Yapabilseydi, ülkenin çocukları bir bir toprağa düşerken ve yuhalanırken anaları meydanlarda, derdi. Sahtekârlık yapma diyemeyecek mesela. Yapabilseydi, Almanya’da iki kere oy kullanırken yakalanan imam hakkında soruşturma açardı. Buna karşın orucu ne bozar, gelinin nerelerine bakmak caiz, sorularını cevapsız bırakacağını sanmam.

Yatıp kalkıp ne kadar Müslüman olduğunu anlatan, kendinden olanı, nasıl bir metre kullandığını bilemediğimiz bir şekilde, Allah’a yakınlığıyla ölçen AKP iktidarının neden olduğu ahlaki çöküş, Müslüman’ı Müslüman’a, en temel dini emirleri hatırlatmak zorunda bıraktı. Hazin.