“Merkez Bankası nereye bağımlı?”
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV
Cumhurbaşkanı, Merkez Bankası  Başkanı’na sormuştu: “Bize karşı bir bağımsızlık mücadelesi veriyorsun da başka yerlere bağımlılığın mı var?” Merkez Bankası uluslararası finans kapitale bağımlıdır. Bu saptamayı açıklayalım...

Cumhurbaşkanı, politika faizini yeterince indirmeyen “bağımsız” T.C. Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Erdem Başçı’ya sormuştu: “Bize karşı bir bağımsızlık mücadelesi veriyorsun da başka yerlere bağımlılığın mı var?”

Erdem Başçı, bu soruyu 11 Mart’ta Cumhurbaşkanı’na yaptığı sunumda “lisan-ı münasip” ile yanıtlamak zorunda kaldı.

Bu sunumun belgesi TCMB sitesinde yayımlandı. Burada, esas olarak, faizlerin niçin daha fazla düşürülemediği sorusu üzerinde duruluyor. Önce, faizleri düşürme beklentisinin, döviz fiyatlarını yukarı çekeceği açıklanıyor (s.9). İkinci olarak, pahalı dövizin enflasyonu da yükselteceği ileri sürülüyor (s.10). Son olarak da, dört “yükselen piyasa ekonomisi”, (Brezilya, Endonezya, Hindistan ve Güney Afrika), Türkiye ile karşılaştırılıyor (s.19).

Bu üç açıklama yan yana konduğunda Cumhurbaşkanı’nın sorusu da yanıtlanmış oluyor: TCMB, Cumhurbaşkanı’na veya hükümete değil, uluslararası finans kapitale bağımlıdır.  

Sözü geçen sunumu bu saptamaya taşıyan bağlantıları açıklayalım.

• • •

Düşük faiz beklentisi döviz fiyatlarını niçin yukarı çekecektir? Zira, TL üzerinden getiri sağlayan tüm kâğıtlara (mevduata, hisse senetlerine, Hazine bono veya tahvillerine) para bağlayan sıcak paranın girişi yavaşlayacak; net çıkış gündeme gelebilecek; döviz arzı düşecektir. Hızla pahalılaşan dövizin sorunlarını istemiyorsak, spekülatif finans kapital gözetilmelidir. Bunun için de yüksek faiz…

Peki, döviz fiyatları bu kadar önemliyse, niçin doğrudan doğruya döviz kurunu değil de, faizleri belirlemek zorunda kalıyorsunuz? Nedeni açık: Finans kapitalin egemen doktrini, “yükselen piyasa ekonomileri”nin merkez bankalarını ve TCMB’yi enflasyon hedeflemesine bağlamıştır da ondan… Bu öncelik, 2008 sonrasında emperyalizmin metropollerinde (FED ve Avrupa Merkez Bankası’nda)  arka plana kaydırılmıştır; ama bizlerde değil… Fiyat istikrarı, yani enflasyonun frenlenmesi, bu yüzden TCMB yasasına da girmiştir; temel hedeftir; hedeften sapmalar gözlendiğinde IMF veya uluslararası finans çevreleri gerekli uyarıları yapar.

Peki, Başçı niçin Türkiye’yi Brezilya, Endonezya, Hindistan ve Güney Afrika ile karşılaştırıyor? Faiz, enflasyon ve dış açık oranları, Türkiye gibi yüksek seyreden ve bu nedenle finans çevrelerince “beş kırılganlar” olarak nitelendirilen ülkelerin ortak risklerine dikkat çekmek için… Hangi riskler? Zat-ı muhtereme şu uyarılar iletilmeye çalışılıyor: “Türkiye, bu ülkeler gibi yüksek dış açık veriyor; bu nedenle dış kredilere, sıcak para girişlerine muhtacız. Sıkı paraya yüksek getiri sağlamalıyız ki, finans kapitalin risk iştahını karşılayalım. Bu ülkelerin ve Türkiye’nin ortak kâbusu, yabancıların kaçması; dış kredilerin daralması, döviz fiyatlarının tırmanması, döviz borçlusu şirketlerin batması, finansal krizdir. Dün (129 Mart 2015 Pazar’te) dolar fiyatı 2,62 TL’ye çıktı. İki ay öncesine göre yüzde 14,4 arttı. TCMB politikalarına saldırmak, finans kapitale meydan okumaktır. Devam ederseniz, bu felâket senaryosu kapıdadır.”

Başçı’nın sunuşunun bu üç öğesi, sadece TCMB’nin değil, Türkiye’nin de uluslararası finans kapitale bağımlı olduğunu anlatabildi mi? Cumhurbaşkanı, bu konuda (şimdilik) sustuğuna göre, belki…

• • •

Bir parantez açalım ve Başçı ile Cumhurbaşkanı arasındaki bir başka görüş ayrılığına eğilelim.

Yükselen döviz fiyatları enflasyonu niçin yukarı çekecektir? İthal girdi maliyetlerini yükselteceği için… Başçı’nın sunuş belgesi, “sübjektif beklentiler” sayılmazsa, maliyetlere dayalı bir enflasyon modeline dayanıyor ve somut olarak tek maliyet öğesi olarak döviz fiyatlarını gösteriyor (s.8).  Bu yaklaşım, rekabetçi olmayan bir sanayi sektörünü örnek alır. Genel fiyat düzeyi, üretim maliyetlerine belli bir kâr marjı (iktisat dili ile “mark-up katsayısı”) eklenerek belirlenir.

Ne var ki, açıkça iki önemli maliyet öğesinin daha belirtilmesi gerekiyor: Ücretler ve işletme sermayesinin borçlanma maliyeti… Kredi faizleri de, böylece, enflasyonu belirleyici bir öğe olur. Geçmişte Necmettin Erbakan’ın, bugünlerde de Cumhurbaşkanı’nın savunduğu, “enflasyonun nedeni yüksek faizlerdir” savının, bir bilimsel dayanağı da vardır.

Peki, nihaî fiyat düzeyi ayrıştırıldığında, döviz fiyatları mı; TL kredi faizleri mi daha önemlidir? Yanıt açıktır: Döviz fiyatları… Üstelik, Merkez Bankası sunumunda ileri sürülen yüksek faiz → ucuz döviz → düşük enflasyon bağlantısı geçerliyse, Erbakan doktrini biraz daha zayıflayacaktır. Dahası da var: Dövizle borçlanma serbest olduğu için TCMB’ye rehberlik ettiği anlaşılan “yüksek faiz-ucuz döviz” ortamı, TL yerine dövizle borçlanmayı yaygınlaştırır. Bu da, TL kredi faizlerini enflasyona taşıyan bağlantıyı zayıflatır.

• • •

Ekonomi medyasının bir bölümünde, “ilkel saldırılara karşı ilkelerini savunan Erdem Başçı” övgüleri yaygınlaştı. Bunların, Başçı’nın ilkeleri değil, finans kapitale teslimiyet reçetesinin öğeleri olduğu fark edilmedi.

Üstelik, geçmişte, Başçı, çaresizlik içinde bu reçeteyi zorlamaya kalkışmış; birkaç yakışıksız iş de yapmıştı. Döviz fiyatlarında hızlı artışlar karşısında asabîleşmiş;  ana görevi olan enflasyonu unutmuş; döviz kurlarını yönlendirmeye kalkışmıştı.

Bir örnek: 2011’de döviz piyasaları, Avro Bölgesi krizi nedeniyle baskı altına girdi. Yıl başı ile yıl sonu arasında dolar 1,55 TL’den, 1,89’a (yüzde 22 oranında) yükseldi. Başçı paniğe sürüklendi. Ocak 2012’de Bursa’da şu demeci verdi: “2012’de dünyada en çok değerlenen para birimlerinden biri TL olacak. TL’ye yatırım yapanlar hep kazanacak. TL olarak ABD dolarını yeneriz. Bir kenara yazın, sene sonunda tekrar konuşalım.”   

TCMB Başkanı’nın “dolar Türkiye’de ucuzlayacak” anlamına gelen bu sözleri doğrudan sıcak parayı yöneten finans çevrelerine hitap etmekteydi. Sonuç ne oldu? Başçı’nın güvencesini ciddiye alan yabancılar, dolar bozdurarak yıllık yüzde 8,8 faiz veren devlet tahvillerine para bağladı. Yıl sonunda dolar yüzde 5,9 oranında ucuzladı. Bu sayede aynı  spekülatörler, dolar üzerinden 12 ayda yüzde 15,6 oranında getiri toparlayıp gidebildi.

Ters sonuç veren başka bir örnek: 2013’te FED’in politika değişikliği gündeme geldiğinde döviz fiyatları yeniden tırmanmaya başladı. Dolar, yılbaşında 1,77 TL idi, Ağustos sonlarında 2 TL eşiğini aşınca Başçı yine konuştu: “Döviz kurları üzerinde endişe duymuyoruz. Yıl sonunda doları 1,92’de görürseniz şaşırmayınız.” 

Yıl sonuna bakalım: 31 Aralık 2013 tarihli TCMB bültenine göre 1 dolar=2,13 TL’dir. Sonrasında da dolar, 2 TL’nin altına hiç düşmedi.

Erdem Başçı’ya güvenip dolarlarını satan varlıklı T.C. vatandaşları, iş adamları, kayıplarını sineye çekti; kimse hesap sormadı.

• • •

Bugünkü neoliberal model ve ekonominin çarpıklaşmış yapısı Türkiye’yi ve TCMB’yi finans kapitale bağımlı kılıyor. Başçı’dan yapamayacağı şeyler talep etmek; onu bu doğrultuya yöneltmek anlamsızdır.

O da (belki haddini bildiğinden) hükümete şu tür bir çağrı yapmıyor: “Sermaye hareketlerini sınırlama yetkisi verin; hem dövizi, hem de faizi belirleyebileyim. Veya enflasyon hedefinden vazgeçin ki döviz fiyatını hedefleyebileyim.” 

Çünkü bu fevkalâde ılımlı önerilerin dahi, siyasi iktidarın özgürlük alanı dışında olduğunu bilmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız