Merkez medya çökerken…
05.03.2017 10:12 BİRGÜN PAZAR
Direnmek sermaye sahiplerinden beklenecek bir hareket değil, biliyoruz. Bu sonuca gelinmesinde sorumlulukları baskıcı iktidarlardan daha az değil

Elif Ilgaz

Geçen hafta cumartesi günü Hürriyet gazetesinde yayımlanan Hande Fırat imzalı “Karagah rahatsız” haberi medya ve siyaset gündeminde fırtınalar kopardı. İktidarın basın üzerindeki tahakkümü bir kez daha gözler önüne serildi. Özgür basın mücadelesi verenlerin işsizlik, parasızlık, gözaltı ve hatta cezaeviyle sınandığı, gazetelerin, televizyonların kapatıldığı, bu dönemde ana akım medya ya da merkez medya da baskılardan payına düşeni almakta.

Bunun son örneği Hürriyet Gazetesi’nde yaşananlardı. Önce neler yaşandığını hatırlayalım. Hürriyet gazetesinin 25 Şubat 2017 Cumartesi günü manşetinde, Hande Fırat imzasıyla ‘Yedi Soruya Yedi Yanıt’ başlığıyla yer alan haberde, isimsiz bir kaynağın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) getirilen yedi eleştiriye verdiği yanıtlar yer alıyordu. Neydi bu TSK’yı ‘yıprattığı’ düşünülen eleştiriler; başörtüsünün orduda serbest bırakılması, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın Yeni Akit yazarına taziye telefonu açması, Cumhurbaşkanı ile yurt dışı ziyaretlere katılması ‘ABD’li generalin ayağına gitmesi’, ‘Çuvalcı Komutan’ın madalya takması, ‘Turistik gezi’ye benzetilen Kardak ziyareti ve FETÖ’cü Mehmet Dişli ile ortak villa aldığı iddiası.

Bir haber çok fazla senaryo
Bu başlıklara bakıldığında aslında her okuyanın çok rahat anlayacağı üzere TSK, muhalefetin eleştirdiği konulara yanıt vererek ‘yıpranan’ imajını onarmayı amaçlamıştı. Ve çok netti ki, açıklamaların muhatabı muhalefetten başkası olamazdı.

Asıl tepki manşetteki haberin, iç sayfadaki devamının başlığına geldi. ‘Karargah Rahatsız’ deniyordu. Bu başlık başta sosyal medyada olmak üzere bir çok mecrada çok tartışıldı. Kimileri Hürriyet’in eskiden olduğu gibi ordunun halkla ilişkiler görevini üstlendiği ve bu kez önceki yılların aksine iktidara karşı değil, iktidarla birlikte hareket ettiğine dikkat çekerken, kimileri ise bu başlığın 23 Mayıs 2003’te Mustafa Balbay’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde attığı ve yıllarca cezaevinde yatmasına da sebep olan ‘Genç Subaylar Tedirgin’ manşetini çağrıştırdığını iddia etti.

Çok geçmeden ‘yandaş’ medyadan ve AKP’li cenahtan sesler yükselmeye başladı. Hande Fırat ve Aydın Doğan, darbe kışkırtıcılığı ile suçlandı, “Tutuklanacaksınız”, “Bedelini ödeyeceksiniz” tehditleri yine havada uçuştu.
Muhalefet de, yaratılan bu suni gerilimle yine, yeniden Erdoğan için bir mağduriyet yaratıldığını ve böylece referandum öncesi düşen ‘Evet’ oylarının arttırılmasının amaçlandığını öne sürdü.

Muhalefetin eleştirilerine yanıttı
Açıkçası ben de haberi ilk okuduğumda neden böyle bir başlık attıklarını düşündüm. Ne ‘darbe tehdidi, ne de mağduriyet yaratma çabası’ göremedim. Haberde içerik o kadar açık ki, farklı bir yorum yapılması zorlama oluyor. TSK net bir biçimde kendisine yönelik eleştirilere yanıt veriyor. Hatta bu eleştirilerin neredeyse tamamı ana muhalefet partisi CHP’ye aitti. Dolayısıyla, TSK’nın bu açıklaması için tehdit değil, olsa olsa savunma denilebilir. Ama haberin mağduriyet yaratma çabası içermiyor oluşu mağduriyet yaratılamayacağı anlamına gelmiyor. Durumdan vazife çıkaran bir öğretim üyesi suç duyurusunda bulundu ve terör suçu kapsamında soruşturma başlatıldı.

Bitmeyen gerilim
Aydın Doğan ve iktidar arasındaki gerilim çok uzun zamandır devam etmekte. Maliyecilerin sık sık Doğan Holding’i ziyaret etmesi, akabinde milyarlarca dolarlık vergi borcu çıkarmasıyla başladı gerilim. Ergenekon, Balyoz, Şike gibi kumpas davalarının görüldüğü bu dönem Doğan Grubu tavizler vermeye başladı. Medyada büyük güç ele geçirmiş Doğan Holding, ilk olarak Milliyet ve Vatan gazeteleriyle, Star Televizyonu’nu sattı. Gezi olayları ardından bir çok muhalif isimle yollarını ayırdı. Radikal Gazetesi, dijitale geçiyor denildi fakat çok geçmeden kapatıldı. Gazetelerinde eleştirel yazılar giderek azaldı. Ülkede yaşanan ayrışmanın da etkisiyle, iktidar güç kazandı, Doğan Grubu’nun ‘verdikleri yetmedi’, baskılar da azalmadı. Ahmet Hakan bir gece program çıkışı evine giderken saldırıya uğradı. Bir başka gün Hürriyet binası önünde toplanan bir grup, bina içine girmeye çalıştı, camları kırdı. Gazeteye ‘yandaş’ isimler alındı. İktidara en yakın isim olarak bilinen Abdülkadir Selvi transfer edilerek köşe yazmaya başladı. Bir dönem Hürriyet’e genel yayın yönetmeni olacağı bile iddia edildi.

Buzlar eriyor sanılmıştı
Darbe girişiminin yaşandığı gece Cumhurbaşkanın CNNTürk’te Hande Fırat’a facetime’dan bağlanıp yaptığı yayının aradaki buzları erittiğini düşündürmüştü. Hakikaten kısa da olsa bir dönem bahar havası esti. AKP’lilerin Doğan’ın televizyonlarına çıkmadığı boykot sona ermişti. Cumhurbaşkanıyla Hande Fırat’ın şakalaşması, bakanların Doğan Grubu’nu ziyareti ve karşılıklı övgüler…

Verilen kurbanlar
Fakat bunlar da yetmedi. Ne kadar istenildiği gibi davranılsa da bir kusur bulunuyordu. Son dönem baskılar iyice arttı. Önce Doğan Holding Ankara İdari temsilcisi Barboros Muratoğlu, FETÖ’ye yardımla suçlandı, tutuklandı. Ardından Erdoğan’ın ‘rahatsız’ olduğu isimlerden Hürriyet Ankara temsilcisi Deniz Zeyrek görevinden alındı, yerine Hande Fırat getirildi. Nevşin Mengü’nün programı bir saate indirildi. Washington temsilcisi Tolga Tanış önce görevinden alındı, ardından da geçtiğimiz hafta istifa ettiğini açıkladı. Kanal D sabah kuşağı haber programı sunucusu İrfan Değirmenci’nin işine son verildi.

Son olarak da Sedat Ergin, Hürriyet Gazetesi’ndeki görevinden ayrıldı yerine Fikret Bila getirildi. Doğan Grubu’ndakiler bu görev değişiminin son yaşananlarla alakalı olmadığını bu kararın daha önce verildiğini açıkladılar. Doğruydu, bir aydır yoğun konuşuluyor hatta yerine gelecek isimlerin Fikret Bila veya Fatih Çekirge olacağı söyleniyordu. İşte tam bu sırada Fatih Çekirge referandum oyunun, ‘Evet’ olacağını açıkladı. Çekirge’nin bu hamleyi, Fikret Bila’yı geride bırakmak için yaptığı iddia edildi.

Doğan Grubu, bu açıklamayı görmezden gelmeyi tercih etti. Oysa aynı yetkililer, İrfan Değirmenci’yi twitter’da ‘Hayır’ oyunu açıkladığı için kovdu. Şimdi halen Hürriyet’te işten çıkarılacak isimler konuşuluyor, Hürriyet’e yönelik bir operasyon yapılacağı iddiaları da var.

Merkez medyanın sonu
Merkez medyanın bitişine şahit oluyoruz. Doğan Holding gibi bir medya devi can çekişiyor. Fox TV yabancı sermayeye rağmen inanılmaz baskı görüyor.

Direnmek sermaye sahiplerinden beklenecek bir hareket değil, biliyoruz. Ama bizler için enerji, inşaat ihaleleri kovalayan medya patronlarının sonunun bu olacağını tahmin etmek de güç değildi. Bu nedenledir ki bu sonuca gelinmesinde sorumlulukları baskıcı iktidarlardan daha az değil.

Sadece medya patronları mı? Onlar kadar olmasa da okurlar da sahip çıkmadılar gazetecilerine… Basın özgürlüğünü savunurken bunu bir mesleki sorun olarak görenler çoktu. ‘Haber yapma hakkımız elimizden gitti’ diye dert yandığımızda bunu bizim sorunumuz sandılar, ‘haber alma hakkınız’ dediğimizde, diğer gazetelerle idare ettiler. Bugün ‘haber olma hakkınız’ diyoruz ama sesinizi kimse duymuyor, farkında mısınız?
Bugün cezaevlerinde 150’yi aşkın gazeteci yatıyor. Mesleğe başladığım Cumhuriyet Gazetesi’nin yöneticileri ve yazarları, dostlarım 122 gündür nedensiz tutuklu. Ahmet kardeşim 66 gündür absürt bir gerekçeyle içeride. Ve gerçeğin peşindeki diğer meslektaşlarım… Direnmeyi en iyi siz bilirsiniz. Çünkü haklısınız!