Merve Hanım Ensar Beyler!
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Aslında tüm parçalar ortalığa saçıldı. Şimdi yapılması gereken, puzzle örneğindeki gibi parçaları yerli yerine koyup “büyük resmi” ortaya çıkartmak. Bu yapılmadığı sürece Ahmet Hakan gibi meslektaşlarımız ve belki memleketin çoğunluğu “RTE’nin FETÖ ile mücadele ettiğini” zannedecek. Ve hatta bunu yapan tek lider olduğu düşüncesiyle alkış tutacak.

Oysa, durum çok net: Her iki taraf da birbirini kullandı. Kullanım süresi dolduğunda da “kaçınılmaz” bir kavgaya tutuştu.

“Kaçınılmaz” diyorum, zira, iki taraf birbirine zıt / rakip / hasım iki akımı temsil ediyor: Nakşibendi Tarikatı ve Nurculuk.

Fethullah Gülen, Said Nursi’nin kurucu önderi olduğu Nurculuk hareketinin mirasçısı. Elbette bu miras iki oda bir salon gayrımenkul değil! Son derece yaygın bir hareketten... Bediüzzzaman, yani “zamanın eşsizi” unvanı verdiği bir ismin yerini almaktan söz ediyoruz.

Bu yazının amacını ve alanını aşar. Ancak kısaca belirtmeden de geçilemez. Bediüzzzaman unvanı, Said Nursi’yi zamanın ötesinde... Daha önemlisi, ezeli ve ebedi olarak “eşsiz” diye tanımlıyordu. Ki bu tanımlama, tahmin edeceğiniz üzere, Said Nursi’yi peygamber ilan etmek ve hatta Allah’a şirk koşmak anlamına geliyordu.

Gülen işte bu posta oturmuştu... Bu mirasa talipti... İnananlarının gözünde de zaten doğal mirasçıydı.

Şimdi... Bizlerin bilip anladığını AKP/ RTE bilmiyor, anlamıyor muydu! Dahası, Gülen ile birlikte yürüdükleri yıllar hariç, bu anlayış İslam dışı diye eleştirilip lanetlenmiyor muydu! Nurcular’ın tarihi rakibi /hasmı Nakşibendiler açısından bu tavır zaten “doğal” değil miydi! Başka türlü bir tavır mümkün olabilir miydi!

•••

Cumhuriyet tarihinin gizli ve en tehlikeli aktörleri olarak Nakşiler ve Nurcular, uzun yıllar boyunca ülkeyi kanser gibi sardı. Adım adım ilerleyip devlete sızdı, toplumu hegemonyası altına almaya çalıştı. Neden sonra, küresel emperyalizmin “ılımlı İslam” projesiyle iktidara aday olunca el ele verdi. Cumhuriyet’in tasfiye yolunda birlikte hareket etti. İki taraf da gücünün zirvesine geldiğine inanınca kavga tazelendi. Bu kez, sadece Cumhuriyet’i değil, birbirini de tasfiye için atağa kalktı.

Kavganın son perdesinde miyiz, bilmiyorum. Ama bugün itibariyle görünen şu: Gülen / Nurcular “out” Nakşibendi Tarikatı “in”.

•••

Bu resim, her geçen gün gün yeni bir örnek, yeni bir kanıtla daha net hale geliyor. Meslektaşlarım nereye bakıyorlar da fotoğrafı, işaretleri göremiyor, bilmiyorum. Oysa olan biteni de, fotoğraflardaki yüzleri de bizden iyi biliyorlar.

Örneğin Merve Kavakçı... “Dışarıdan” ve ilk türbanlı kadın olma özelliğiyle Malezya’ya büyükelçi atanması ne anlatıyor?

“Türkiye ve Malezya siyasal İslam bağlamında birbirinden çok etkilenen iki ülke. Türkiye’deki İslamcı gençlik hareketleri ideolojik ve örgütlenme modeli olarak Malezya’dan “besleniyor”. Malezya’daki muhalif / özgürlükçü gençlik hareketleri de, Gezi sürecinde olduğu gibi, Türkiye’yi izliyor, destekliyor

“AKP içinde, Malezya ekolü oluşturduğunu söyleyebileceğimiz isimler de dikkat çekici! Geçmişte Ahmet Davutoğlu... Bugün de RTE’nin çekirdek grubunda yer alan, saray sözcüsü İbrahim Kalın.

“ Gelelim, belki de gelecekteki Türkiye’yi temsil eden Malezya’ya gönderdiğimiz isme, Merve Kavakçı’ya. Bu atamadan sonra hem Meclis’teki o protesto görüntüleri çıktı arşivden, hem de çok konuşulan fotoğrafı. Merve Hanım, fotoğrafta Şeyh Nazım Kıbrıs’ının dizinin dibine oturmuş, huşu içinde ona bakarken görünüyor. Peki kim bu Nazım Bey? Elcevap: Nakşibendi tarikatının şeyhi. Bir kesim, o fotoğrafta Türkiye’nin ilk türbanlı büyükelçisini görüyordu... Bir kesim de Nakşibendi Şeyhi’ni... Oysa önemli olan resmin bütünüydü ve iki isim birlikte, bize Erdoğan Türkiye’sini anlatıyordu.

“Ya Ensar Beyler! Bize Erdoğan Türkiye’sini asıl onlar anlatıyor. Hassas ayrıntıları paylaşmadan önce şunu belirtmeliyim: vakıflar, özellikle yasalarla arası iyi olmayan her hareket için bereketli bir alandır. İslamcılar içinse fazlasıyla öyledir. Ensar Vakfı, işte bu tür örgütlenmelerden. Ve Nakşibendi hareketinin de amiral gemilerinden. AKP’nin kurucuları / yöneticileri ile vakfın kurucuları arasında çok sayıda “ortak” isme rastlıyorsunuz. Vakıf çocuklara cinsel taciz iddiaları ile gündeme geldiğinde, Nakşibendi Tarikatı ve AKP’ye mensup veya yakın 150 kadar vakıf ortak açıklama yaparak destek verdi. Doğal olarak tabii!

•••

Birkaç örnek, Ensar Vakfı’nın anlam ve önemini daha iyi anlatacaktır. Hele o örneklerde ABD, Erdoğan, Kadir Topbaş gibi isimler geçiyorsa.. Ve hepsinde de “akçeli” işler söz konusu ise!

“2009: ABD Türkiye Büyükelçiliği Ensar Vakfı’na 129 bin 400 dolar YARDIMDA BULUNDU.

“2013: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, vakıftan yaklaşık 150 bin lira değerinde kitap satın aldı. Hem de ihalesiz, şartnamesiz
falan.

“2014: Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen Urla Villaları’nın yanındaki, 20 milyon lira değer biçilen Hazine arazisi Ensar Vakfı’na takdim edildi.

“2015: Gençlik ve Spor Bakanlığı vakfa toplam 1 milyon 382 bin liralık proje desteğinde bulundu.

•••

Malum, kısa bir süre önce de Milli Eğitim Bakanlığı, Ensar Vakfı ile bir protokol imzaladı. Buna göre, Vakıf, bakanlığa bağlı 1000 (yazıyla bin!) kadar halk eğitim merkezinde kurs açabilecek. Tıpkı, vaktiyle Gülen Cemaati’nin / Nurcular’ın açıktan ve iktidar desteğiyle yaptığı gibi, artık AKP İktidarı / Nakşiler çocukları, gençleri ele geçirecek, yoğuracak.

Bu kurslarda ve dahi resmi okullarda çocuklarımız CİHAD EĞİTİMİ görecek.

Ve biz hala parçaları birleştirmeye üşendiğimiz / korktuğumuz için resmi bütünleyemeyeceğiz. Güya tarafsızlık adına da iktidarın eylemlerini parça parça kâh eleştirecek kâh alkışlayacağız!

FETÖ’ye lanet okuyup Nakşiler’e ses çıkartmayacağız!

Nurcular’ın kamudan tasfiyesini olumlayıp Nakşiler’in, Menzilciler’in, İsmail Ağacılar’ın boşlukları doldurmasına ve devleti tümüyle ele geçirmesine seyirci kalacağız!

UYANIN hanımefendiler beyefendiler... Merve hanımlar, Ensar Beyler, RTE’nin 16 Nisan referandumu sonrasında söylediği gibi, Üsküdar’ı geçti geçiyor!