Mesafeyi yitirmemek
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ
Söylem ve ideoloji bağlamında akıl yoran bilim insanlarını bu ülkede bir süre alan araştırmasına göndersek, hepsi saçını başını yolar...
Söylem ve ideoloji bağlamında akıl yoran bilim insanlarını bu ülkede bir süre alan araştırmasına göndersek, hepsi saçını başını yolar, öğrendiklerini, savunduklarını yeniden gözden geçirirler. Çünkü dilin ifade ettiği soruna olan mesafe öylesine oynaktır ki! Bu “oynak” düzlemde sağlıklı bir saptamama için gereken zamansal düzlemi bulamazlar!
 
Sorun/konu/bağlam ne denli aşırı/uç olsa da, olağan dünyada bazı temel sınırlar, ilkeler, ön kabuller ve hatta ön yargılar vardır.  Oysa ülkede hiçbir zaman olmadığı kadar bir dil “ yavşaklığı”  yaşanıyor.  Her şeye dair ve her ana dair söylem değişiyor/ değiştiriliyor, sözün beli kıvırtılıveriyor.
 
AKP-MİT-PKK görüşmesi, Kürt açılım süreci, ya da AKP-Suriye ilişkilerinde  söylenenler bunun en açık örneği. İletişimcilerin, dilbilimcilerin öğrendikleri her şeyi  unutup, yeniden kuram oluşturacakları bir ülkedeyiz! Rahmetli anacığım “Benim oğlum öğretmenlerini şaşırtacak” diyerek beni överdi. Bu ülke de bütün düşünürleri, bilim insanlarını şaşırtacak kapasiteye sahip bir dil egemen durumda.
  
Daha önce bir “mesafe” olgusu konusunda yazmıştım.
“Mesafeler” yaşamımızda gerçekten çok farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor.
En doğru yerden bakıldığında, mesafenin bir tutarlılık, düşünsel, siyasal istikrar ölçütü olduğunu söylemek mümkün.  Şaşmaz bir ölçüt. Hayatla aranızdaki mesafenin doğruluğu meselesi bütün mesele.
 
Sorunla aramızdaki mesafe, ya da sorunun merkezi ile senin, senin düşünsel toplamın birleştiği doğrusal hattın ölçüsü… Örneğin, ülkenin en can yakan, birincil sorunu olan Kürt sorununda ölçü kana ve şiddete göre biçimlenmemeli. İktidar yanlısı medya tam da bu yanlış mesafeli duruşu gerçekleştiriyor örneğin. İktidarı “seven” medyaya dışarıdan üçüncü göz olarak bakınca, gerçek daha çıplak görünüyor. Manşetler buna göre atılıyor.
 
Mesafe kana ve şiddete göre biçimlenmemeli dedik; yani, Kürt ya da Türk öldükçe, Kürt sorununda oynak bir mesafe kullanılmamalı! Koşullara göre davranmak, duyarlılıklara saygı bir yana… Doğru olan hep söylenmelidir; Kana hayır, barışa evet. Yoksa, bir iktidar projesi olan kanın ve şiddetin gizil amacı ve hedefi baskın hale gelecektir.
 
Kürt sorununda “ekmek” söylemi de ayrı bir mesele. Çok sık söylenen bir ezber cümledir; “İşsizlik olmasa kimse dağa çıkmaz!” Bütün sorun ekmektir, ekonomidir demektir, bir yanıyla bu yaklaşım.
 
Ancak bu yaklaşım sahipleri bir yandan da Marksist ekonomi kuramının yanlışlığını da şiddetle savunurlar. Ekonominin toplumsal dinamikte temel olduğu düşüncesinin yanlışlığını kanıtlamak için iktidarın düşünsel dolayımına kova kova su taşırlar. Ve sonra da “Kürdün eline ekmek verince dağa çıkmaz” anlamına gelen söylemde, -doğru gibi gözüken bir zeminden yanlış atış- ırkçı, faşist bir niyet gizlenir. Kültürü, geçmişi, dili bir kalemde silinir. Bu dil, sömürgeci beyaz adamın sömürgeci ve köleci anlayışıdır. Barbarlara, vahşilere uygarlık götürme söylemi ve hatta eyleminin “şimdiki zaman” halidir. Neredeyse kavramsal düzeye çıkarılan bu argüman da aslında bir iktidar söylemidir vesselam. Oysa oynak mesafelerle her zamanda ve zeminde doğruluk iddiası yanlıştır aslında.

Haftanın sözü; Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti, denirdi eskiden, şimdi “tutuklama devleti” oldu.