Mesele manşetlerse alın size manşetler
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Cumhuriyet gazetesine düzenlenen operasyon malum. Vakıf üyelerinden yazarlara genişleyen bir kapsama sahip. Bu operasyonun asıl amacının basını susturmak olduğunu ayrıca söylemek fuzuli. Cumhuriyet operasyonu öncesinde pek çok gazete, derginin kapatılmasından da biliyoruz ki, mesele terör değil. Mesele tüm aykırı sesleri boğmak. Aykırı olmasına lüzum da yok. Söylenmesi gerekeni noktası virgülüne kadar iktidarın kurduğu paradigmayla söylemeniz gerekiyor. İsmail Saymaz’ın ByLock konusunu aydınlatan haberinde bile, kendi kurguladıkları şekilden en ufak sapmaya karşı gösterdikleri tepkiyi gördük.

“Haber böyle yapılacak yap, manşet böyle atılacak at” şeklinde bir disiplin oluşturma çabası var. Örneğin; dün Cumhuriyet’e yönelik operasyonla ilgili bazı ön sayfalarda, Cumhuriyet’in eski manşetlerinden bir demet vardı. Bu manşetlerden Zaman gazetesiyle pişti olanlar vs. Cumhuriyet’in FETÖ ile ilişkisine kanıt olarak gösterilmiş. Örneğin; Ankara’daki insanlık dışı terör eylemi konusunda Cumhuriyet’in “Devletin kalbine bomba” manşetini Zaman’ınkiyle aynı olması gibi manşetler mercek altına alınmış. Peki burada bir yalan var mı? Hayır, bomba patladı. Nerede patladı? Ankara’da patladı. Ankara neresi Türkiye’nin başkenti yani mecazen kalbi. Klişe, ilk akla gelen başlığı atsak ne deriz “Türkiye’nin kalbine bomba” deriz. Peki buradan ne dersi çıkar? İlk akla gelen başlığı atma ki, diğer gazetelerle pişti olma dersi çıkar. Bana sorarsınız acelecilik ve biraz da şanssızlık çıkar. Yargının hatta ordunun içine bu denli sızmış ve uykuya yatmış bir örgüt, eğer Cumhuriyet’in içine sızmışsa, kendini böyle bire bir manşetlerle ele verir mi dersiniz? Mantıklı düşününce zor. İktidar medyasının algı şelalesi aklıyla bakınca her şey mümkün. Peki madem konumuz manşetlerle yoluyla ilişki kurma, bu haftaki Köşe Vuruşu’nda başka manşetlerden söz etmek istiyorum.

2008 yılından bir demet

Ergenekon iddianamesi henüz hazırlanırken bu arada Cumhuriyet’in sembol ismi İlhan Selçuk gözaltına atılıp bırakılmışken atılan manşetlere bir bakalım. Tarih 24 Mart 2008. Star diyor ki “ERGENEKON’A MÜEBBET YOLU” bak sen. Yeni Şafak kendinden çok emin: ERGENEKON’UN ŞİFRESİ KIRILIYOR” diye giriyor topa. Şimdi adı Yeni Akit olan ve FETÖ’yle mücadele konusunda mangalda kül bırakmayan Vakit, “ERGENEKON ÇÖKERTİLMEZSE DARBE OLUR” manşetiyle Nostradamus’a usulca selam çakıyor.

Ergenekon’da müebbet çıkınca

Bugün kumpas olduğu bilinen Ergenekon Davası’nda çıkan ağırlaştırılmış müebbet kararları, gazetelerin manşetlerine 6 Ağustos 2013’te yansımış. Peki nasıl yansımış? Sabah demiş ki “EVET, DARBEYE TEŞEBBÜS ETTİLER 19 DARBECİYE MÜEBBET”, AKİT durur mu yapıştırmış manşeti “YARGI BASKILARA VE BASKINLARA BOYUN EĞMEDİ CUNTAYA CEZA YAĞDI”, Yeni Şafak “DARBEYE MÜEBBET”, Star “DERİN DEVLETE MÜEBBET”, Akşam “SUÇ VE CEZA” manşetleriyle kararlar ve dava konusunda hiç şüphe etmemişler. Bugün FETÖ ile işbirliği yaptığını iddia ettikleri Cumhuriyet’se “ADALET ELİYLE SİYASİ İNTİKAM” manşetiyle çıkmış. Spottaki “Ergenekon mahkemesi tarihin mahkûm edeceği bir karara imza attı” vurgusu, geleceği isabetli olarak tespit etmiş. Gazetemiz BirGün de “AĞIRLAŞTIRILMIŞ İNTİKAM” manşetiyle dava konusundaki şüphesini manşetten duyurmuş. Hatta BirGün, spottaki “hukukçuların tiyatro olarak nitelediği dava” vurgusuyla AKP medyasının yıllar yıllar sonra söyleyebildiğini daha ilk gün söylemiş.

Bugünün cengaver medyasının o günlerdeki tavrı konusunda çok çok küçük bir özet bu. Bunun daha Balyoz’u var, Poyrazköy’ü var, var oğlu var. Çıkarlar ortakken güle oynaya atılan manşetlerden sonradan ufak bir mahcubiyet duyulmuş ama o mahcubiyet çok hızla mağruriyete dönmüş. O yüzden bugün birkaç manşet üzerinden fırtınalar koparıyorlar. Kendilerini sorarsanız “kandırılmışlar.” Hay Allah! Peki “kandırıldık” denince, tüm sorumluluktan muaf mı olunuyor? Diyelim ki, kullanışlı aptallık, bu hafifletici hatta yok sayıcı bir sebep midir? O günlerde dava dosyasını okuyan, seyrini yarım yamalak da olsa izleyen her gazetecinin duyacağı şüphenin onda birini bile duymamanın hiç mi yaptırımı, utancı yok? Bugünkü yaygaranın ve linç dalgasının sebebi biraz da bunları unutturmak olmasın sakın. Unutmadık, unutmaya da niyetimiz yok. Yaygın hafızasızlığa güveniliyor olabilir ama gerçeklerin kendini hatırlatmak gibi bir huyu var. Hiç olmazsa bunu unutmamak gerek.